(The Turkish Post) – Serhat Akıncı
Lise yıllarımda gitar almış, aslen Roman olan, zamanında Emel Sayın’ın orkestrasında gitar virtüözlüğü yapmış birisinden de müzik dersleri almıştım. Bu vesile ile Flamenko müziği ile tanışmış kendimden bir şeyler bulmuş belki de ruhumun ihtayacı olan müzik türü kendimi bulmuştum. Ve o gün bu gündür severek dinler ve çok nadir de olsa bazen gitarımı bu müzik türünden parçalarla tıngırdatırım.
711 yılında Emevi zamanında; İspanya’ya çıkarma yapınca gemileri yakan ve askerlerine “karşınızda derya gibi düşman, arkanızda düşman bir derya var” diyen Tarık Bin Ziyad’ın kumandasındaki ordu çok kısa bir zamanda İspanya’yı fethedince Avrupa da Endülüs devri başlar. Tabii olarak zaman içerisinde kültür etkileşimi başlar. Rivayet odur ki; Flamenko müziği de İspanya’nın güneyindeki Endülüs bölgesinde yaşayan, asimile olmuş yerli İberik halkların, Berberi-Arap Müslümanların, İspanya Yahudilerinin ve Çingenelerin ortak kültürel etkileşimi sonucu olarak doğar. Arapların bu müziğe katkıları çok büyüktür, şöyle ki türün önemli şarkılarından birçoğu Arapçadır. Yine rivayet odur ki; “Flamenko” ismi aslında Arapça “Fellah minkum” yani “içinizdeki çiftçi” demektir. Eğer “fellah” ismi tek “l” olursa yani “felah” olursa, “kurtuluş içinizde” manası da çıkar tabi bu benim yorumum. Ve zaman içinde bu isim “Flamenko”ya evrilmiş derler.
Sezen Aksu’nun bir şarkısında “acıdan geçmeyen şarkılar bir eksiktir” dediği gibi bu müzik türü ile yıllar yılı bu insanlar yaşadıkları acılarını, tehcirlerini, tecritlerini, hüzünlerini, mutsuzluklarını, aşk inkisarlarını, belki isyanlarını ifade etmişlerdi. Belki de bu yüzden benim bam teline dokunmuş, kendimden bir şeyler hissettiğim için o günden beri çok severek dinlemişimdir.
En derin yaşanmışlıklarla hüznün ve müziğin buluştuğu yer olan Flamenko; aslında o aşk uğruna bir ömür bile verebilecek, nedensiz tutku dolu bir sevgidir, aşktır, özlemdir, ümittir, ritimdir, öfkedir, sitemdir, isyandır kısacası acısıyla tatlısıyla, havfıyla recasıyla, visaliyle firakıyla, inişiyle çıkışıyla, süruruyla hüznüyle, saadetiyle inkisarıyla bütün yaşanmışlıkların elvanıyla, çoğu zaman aritmi bile olsa hayatın ritmidir, kendisidir.





















