(The Turkish Post) – FATMA ZEHRA FİDAN
Hepimiz bir yoldayız; yol aynı gibi görünse de yolcular adedince farklı yolculuklar var. Çok renkli duygularımızla, çoğunlukla umutla çıktığımız bu yolculukta, ulaşmak istediğimiz hedefin başlangıcı da sonu da kendi içimizde. Yola düşme hedefimizde mutluluk varsa eğer, mutluluk dediğimiz şey an içinde yanıp sönen bir ışıltı değil midir? Tıpkı an içinde yakıp geçen keder ve acı gibi. Bu duyguları zihnimizin ve o muhteşem gövdemizin tezgahında nasıl dokur, o ilmeklere hangi deseni verirsek, nihayetindeki ürün öyle olacaktır.
Duvarların esareti, tenhalığın ise yalnızlığı çağrıştırdığı şu dağdağalı günlerde, bu çağrışımları ters yüz eden bir şiirimi paylaşmak istedim sevgili okurlarımla.
duvar
ruhumu saran iskeletim
çağırmadan gelen sevgilim
sözümü kesmeden dinleyenim
sır tutanım
koruyanım
saklayanım
gövdesinde kalp taşıyanlara benzemez onlar
tuğlalar
belki kumlar adedince kalbi var
karanlığın sessizliğindeki cümbüş
harflerin anlam bulduğu koyaklar
kim demiş taşlar ruhsuzdur diye
çimento cansız
kim demiş hanem cıvıltısız
sevgisiz
sessizliğin sözü keskindir
anlamı net
kelime kalabalığından firar
sığınağımsa duvar





















