(The Turkish Post) – FATMA ZEHRA FİDAN
İsmailağa Cemaatine bağlı Hiranur Vakfı’nın kurucusu olan Yusuf Ziya Gümüşel, altı yaşındaki kızını cinsel istismara maruz bırakmaktan on sekiz yıl hapis cezasına çarptırılıp cezaevine konuldu; ancak bir hafta önce “sağlık sorunları” sebebiyle salıverildi.
Tahliye kararı cemaat bünyesinde sevinç ve gurur gösterileriyle karşılandı, cemaatin öne çıkan isimlerinden olan Ahmet Mahmut Ünlü, tahliye kararındaki etkisini bir başarı vesikası olarak öne çıkardı.
Korkunç pedofili skandalını normalleştiren bu tahliye kararı, toplum vicdanında şiddetli öfke ve tepkiyle karşılandı.
İsmailağa Cemaati kadınları üzerine araştırma yapan bir bilim insanı olarak, cemaatin kadınlarıyla ilgili söyleyebileceğim çok şey olsa da kadınların bu konuyla ilgili ne düşündüklerini bilmiyorum. Bahse konu pedofili vakasına ilişkin kadınların ne düşündüklerini bilmesem de bazı tahminlerim var. Tahminlerimi kendi içinde tutarlı bir biçimde anlatmayı deneyeceğim.
2014-2015 yılları arasında İsmailağa Cemaati kadınlarıyla ilgili yaptığım alan araştırmasında merak ettiğim konulardan biri, poligami idi. Kadınlar bu duruma hangi duygusal dayanaklarla katlanabiliyor, hayatlarını nasıl yaşanılabilir hâle getiriyorlardı?
Bu soruya kaynaklık eden durum ise Cübbeli Ahmet Hoca lakabıyla ünlü Ahmet Mahmut Ünlü’nün herkesçe bilinen evlilikleriydi; Hoca biri resmi, diğeri dini nikahlı olmak üzere iki kadınla evliydi ve onlardan dörder çocuğu vardı.
Bu durum, poligaminin cemaat içinde yaygın ve desteklenen bir uygulama olduğunu düşündürmüştü bana. Halbuki sahada bambaşka bir düşünce ve yaşam dünyası karşıladı beni. Kadınlar poligaminin dinsel gerekçelerini bilindik cümlelerle uzun uzun açıklıyorlar, ancak cemaatlerinde bunun çok nadir görülen bir durum olduğunu iddia ediyorlardı; Cübbeli Ahmet Hoca’nın evlilikleri de bu örneklerden biriydi.
Kadınların söylemine göre, Cübbeli ikinci evliliğe mecbur kalmış, hatta mecbur bırakılmıştı. Bu mecburiyet birkaç farklı şekilde anlatılsa da hepsi hocanın masumiyeti temelinde, derin ilim ve takvasına gölge düşürmeyecek ayrıntılar olarak şerh ediliyordu.
Bunun yanı sıra cemaatin kadınları, cemaatin kurucusu olan karizmatik dinsel otorite şeyh Mahmut Ustaosmanoğlu’nun poligamiyi kendi talebelerine/müritlerine kesin bir dille yasakladığını, bu konu Hz. Peygamberin sünneti olsa da kendi tarikatlarının sünnetinin tek eşlilik olduğunu savunuyorlardı. Kadınlar çok evlilik konusunda Türkiye’deki bütün dinsel cemaatlerdeki kadınlardan daha şanslı olduklarını iddia ediyor, şeyh efendiyi aşkla sevmelerinde bu yaklaşımının çok etkili olduğunu hissettiriyorlardı.
Sözün kısası, modernitenin neredeyse bütün argümanlarına şiddetle karşı çıkan İsmailağa Cemaatinin kadınları, konu poligami olduğunda tartışmasız bir şekilde modern evlilik kurallarının yanında yer alıyorlardı. Bu konunun arka planı ayrıca tartışılabilir, asıl meseleye geri dönmek lazım.
Araştırmam sırasında, cemaatte, kız çocuklarının pedofili sapkınlığına maruz kaldıklarını gösterecek kadar küçük yaşta evlendirildiklerine şahit olmadım. Bekar kadınların ilk evlenme yaşı Türkiye ortalamasından çok farklı değildi. Ancak bu, cemaatin toplumsal cinsiyet algısının sağlıklı olduğunu göstermediği gibi, çocukların sağlıklı bireyler olarak yetiştirildiğini de göstermemektedir. Cemaatin misyonuna göre, kadınların ve erkeklerin mekânsal ayrılık ilkesine ve toplumsal cinsiyet kurallarına uygun görevler doğrultusunda yaşaması en önemli kurallardandır; mekânsal ayrışmanın uygulandığı yaş ise sadece yedidir. Ahmet Mahmut Ünlü’nün konuyla ilgili şu sözü meşhurdur: “Yedi yaşındaki kız çocuğunun erkek hocanın önünde işi ne?”
Yedi yaşındaki çocukların henüz çocukluk dönemini bile algılamadan kadınlaştırılmaları ve erkekleştirilmeleri öncelikle ruhsal dünyalarının inşasında pek öngöremediğimiz sorunlara yol açacaktır. Yedi yaşından itibaren karşı cinsteki kişilerden yalıtılmış bir hayatın dayatılması, inşa edilen prototipin sosyopsikolojik arka planına ayna tutar. Bu tutumun temelinde, cinsiyet odaklı günahlardan uzak kalmak amacı vardır. Cinsel arzu ve dürtülerin pejoratif kavramlarla ifade edildiği bu hayat döngüsünde, idealize edilen dinsel yaşantının nasıl temayüz ettiği -en azından- cemaatin dışındaki kişilere kapalıdır.
Evliliğe, kadın erkek ilişkilerine ve cinselliğe yaklaşımın kabaca böyle özetlenebileceği cemaatte, özellikle kadınların kahir ekseriyetinin -Gümüşel’in diğer kızlarının söylediği gibi- pedofili rezaletine yaklaşımı sır olmasa gerektir. Benim düşünceme göre, cemaatin kadın ve erkeklerinin çoğunluğu bu vakanın anlatıldığı gibi olmadığından emindir. Cemaatin seküler kesim tarafından taşlanma, etkisiz hâle getirilme girişimlerinin hep gündemde tutulduğu bu sosyal evrende, bu iddialarla ilgili şüphe duymak bile küfrün oltasına takılmak olarak nitelendirilebilir. Bu bakımdan, bu gibi olayların zihinleri karıştırsa da cemaatin kemikleşmiş tabanında eleştirel bir sorgulamaya yol açacağını düşünmüyorum.
Diğer taraftan, içine doğdukları dinsel evrenden başka bir yaşam dünyasında farklı kimlik inşasına yönelen aktörlerin üstünde bu gibi vakaların etkisinin olmaması düşünülemez.
Bu olay hangi şartlarda ve durumda gerçekleşmiştir, ebeveyn altı yaşındaki çocuğunu yetişkin bir adamın önüne cinsel istismar aracı olarak koymayı hangi duygu, düşünce ve inanç temelinde uygun görmüştür, bilmiyoruz. Fakat bu durumlarda asıl önemli olan kurbanın sözleri ve sunduğu kanıtlardır. Kanıtlar olmasa, müddeinin ruhsal rahatsızlıklarından söz edilebilir ki, aile bireylerinin yaklaşımı istismar mağduru kardeşlerini böyle işaretlemeye yatkındır. Fakat mağdur başına gelebilecek her konuya hazırlıklıdır; devlet ve toplum tarafından da linç edilerek bir kara propagandanın aracı olmamak için somut kanıtlar biriktirmiş ve şüpheye mahal bırakmamıştır.
Böylesine önemli bir konuda cevaplanması gereken sorular çoktur: Mağdurun yıllar boyunca yaşamak zorunda kaldığı bir istismar vakasını her şeyi göze alarak ifşa etmesi, Türkiye toplumunda konuyla ilgili hangi sorunu çözebilmiştir?
Sapkınlıklarını dinsel iddialarıyla meşrulaştıran bireylerin altı yaşındaki kızları güvende midir?
Kendi evladını bir pedofili sapığın kucağına atan babayı sahte gerekçelerle salıveren devlet yönetimi, bu uygulamasıyla kime, ne söylemektedir?






















