(The Turkish Post) – ESAT AYTAN
Bazı insanlar vardır… Adları nüfus cüzdanında yazılı olsa da, asıl isimleri kalplerde saklıdır. Onlar; sevgiyi, sabrı, merhameti, şefkati, bilgiyi ve umudu aynı yürekte taşıyan ve özveriyle avuçlara bırakan gizli kahramanlardır. Çocuk kalbinin, masum avuçlarına… Onlar öğretmenlerdir.
Bir çocuğun elleri ilk kez kalem tuttuğunda titrer. Harfler yamuktur, heceler eksik… Kelimeler ürkek… Ama karşısında duran bir çift göz vardır; yargılamayan, küçümsemeyen, acele etmeyen. O gözler, sadece okumayı değil, hayata tutunmayı da öğretir. …ve çocuğun bilge bakışlarında keşfeder Öğretmenlik Ruhunu…
Bir çocuğun kaderi, bazen bir cümlenin ucunda sallanır.
“Sen yapamazsın” ile “Ben sana inanıyorum” arasındaki o ince çizgi, bir ömrün yönünü belirler. Ve işte o çizgide duran kişidir öğretmen…
Onlar her gün, kendi yorgunluklarını bir kenara bırakarak başkalarının yarınını inşa eden görünmez mimarlardır.
Tebeşir tozuna karışan nefesleri, uykusuz gecelere saklanan planları, öğrencisinin gözlerindeki parıltı için harcanan sessiz fedakârlıkları vardır.
Bir çocuk anlatmıştı, sesi hâlâ titrer gönlümde:
“Annem hasta olduğu için günlerce okula geç kalıyordum. Herkes kızıyordu ama öğretmenim kapıda beni beklerdi. ‘Hoş geldin, seni merak ettim’ derdi. O söz, dünyadaki en sıcak battaniyeydi benim için. Eve gitmekten çok, onun sınıfına girmek isterdim.”
Bir başka öğrenci, yıllar sonra gözleri dolu dolu şöyle diyor:
“Çok çalışmak isterdim. Kitaplara verecek fazlaca paramız yoktu. Çoğu zaman sayfaları silip yeniden yapardım. Bir gün öğretmenim, masama birkaç set kitap bıraktı. Üstüne de küçük bir not yazmıştı: ‘Hayallerin yarım kalmasın.
Baban ve Annen…’ Kitapları değil, hayata olan inancımı vermişti bana.” Biliyordum aslında… Kitapları alan da, bırakan da Öğretmenimdi… Hassas kalbinden, ince düşünceler yağardı…
Bir öğrencinin titrek el yazısıyla defterin köşesine karaladığı “Beni fark ettiğiniz gün ben yeniden doğdum” cümlesidir bu yazının kalbi.
Bir başka öğrencinin annesi yıllar sonra şöyle fısıldar:
“Ben çocuğumun gözlerine umutla bakmayı, sizin o sabırlı duruşunuzda öğrendim öğretmenim.”
Bazen bir öğrencinin sessiz çığlığını, en iyi bir öğretmen duyar. Herkes “tembel” dediğinde onun gözlerinin içindeki kırılmışlığı gören de, o yüreği avucunun içine alıp yeniden inşa eden de odur. Çünkü öğretmen, yalnızca ders anlatmaz; kırık bir kalbi onarır, susmuş bir çocuğa kelimeleri yeniden sevdirir.
Kimi çocuk vardır, anne babasının kavgaları arasında ezilir… O çocuk okula geldiğinde gülmez pek. Ama bir öğretmen onun sessizliğini duyar. Bir resmini beğenip; “Harika olmuş!” derse, o çocuk o gece yıllardır ilk kez gülerek uyur. Çünkü artık biri onu görmüştür. …ve hayallerinde bir ışıktır.
Başka bir çocuk… Herkes “tembel” der ona. “Yine mi eksik?” “Yine mi yanlış?”
Ama öğretmen susar. Bekler. Sabırla, defalarca anlatır. Çünkü bilir: Her çocuk öğrenir. Her çocuk sevilmeyi hak eder. Ve bazen, en çok sevgisiz büyüyen çocukların içindeki cevheri çıkarır öğretmen. O yüzden öğretmen sadece bilgi vermez; ruh onarır, kalp büyütür.
Bazen maddi yoklukla gelen olur okula. Beslenme çantasına sadece kuru ekmek koymuş bir öğrenci… Öğretmen masasından sessizce kendi yiyeceğinden paylaşır. Bilmez kimse. Öğrenci de mahcup olmasın diye fısıltıyla söyler: “Bugün çok acıktım, paylaşalım mı?”
…
Bir sınıfta, köşeye çekilmiş bir çocuk…
Kimse fark etmezken öğretmen fark eder.
Titreyen bir el, yere düşen bir kalem, dalgın bir bakış…
Ve sessizce yaklaşır, göz hizasına çöker:
“Bana anlatmak ister misin?”
İşte o an başlar iyileşme.
İşte o an başlar yeniden doğuş.
Öğretmen, öğrencisinin adını defterden değil, kalbinden okur. Kimin gözü bugün biraz daha solgun, kimin sesi biraz daha kısık bilir. Bir bakıştan, bir nefesten hisseder.
Onlar sadece müfredat anlatmaz…
Hayat öğretir. Sabır öğretir. İyilik öğretir.
Bir insanın başka bir insana nasıl dokunabileceğini öğretir.
Öğretmen, sadece ders anlatmaz…
Yaraları sarar, hayalleri büyütür, yıkılan çocuk ruhlarına pencere açarlar.
Ve belki de kimsenin görmediği bir anda, tahtaya yazılmış bir kelimenin altına gizlice şunu bırakırlar: “Sen, benim için çok değerlisin.”
Bir öğrencinin yıllar sonra; “Sizin vesilenizle öğretmen oldum” demesi, ödüllerin en büyüğüdür.
Ya da bir yetişkinin, yıllar sonra kendi çocuğunun öğretmenini değerlendirirken, sizden öğrendiklerini referans alması…
Demek ki öğretmen sadece öğretmemiştir. İnsan yetiştirmiştir.
Yıllar geçer…
Öğretmen saçlarına ak düşürürken, öğrencileri büyür, gider. Ama her biri öğretmeninin yüreğinde bir iz bırakır.
Bugün, gözleriyle sarılan, sesiyle iyileştiren, kalbiyle yön veren insanların günü.
Adı karatahtaya değil, kalbe yazılanların günü.
Varlığıyla yıkılmışı ayağa kaldıranların, yokluğu yıllar sonra bile hissedilenlerin günü.
Bu satırları bir öğrenci değil, bir zamanlar öğrencisi olan her insan adına yazıyorum.
Çünkü hepimizin hayatında bir öğretmen vardır ki, adı geçtiğinde gözlerimizin içi parlar.
İyi ki geçmişsiniz hayatımızdan.
İyi ki sabretmişsiniz.
İyi ki sadece öğretmemiş, dokunmuşsunuz.
Öğretmenlik, milyonlarca öğrencide yaşayan ama tek bir yürekle atan bir meslektir.
Ve bilinsin ki; bir öğretmenin kalbinde binlerce hayat yaşar.
İşte bu yüzden, hiçbir teknoloji, hiçbir sistem, hiçbir reform; yürekten öğreten bir öğretmenin yerini alamaz.
Öğrencileriniz sizi unutur sandığınızda bilin ki, bir çocuğun duasında adınız geçiyordur.
Ve bazen bir yetişkin, hayatın ortasında, size benzemeye çalışıyordur.
O da sizin öğrencinizdir, yıllar sonra bile hâlâ “öğreneniniz”.
Gözyaşıyla okunacaksa bu yazı, ne mutlu.
Çünkü gerçek öğretmenlik, gözyaşıyla değil; yürekle görülür.
Yüreğinize akıttığınız en gizil gözyaşı damlalarınıza, bir sureti yansımışsa öğretmeninizin… Durmayın, ilk fırsatınızda, kalbine ses verin…
Ürkek her sözcüğünüzde, sizinle kanatlanmasını bilen ruha eşlik edersiniz…























