(The Turkish Post) – ESAT AYTAN
Bu sabah, erkenden bir okulun önünden geçtim. Henüz güneş tam yükselmemişti. Bahçede öğrenciler vardı; ellerinde su şişeleri, kimilerinin boynunda kimlik kartları, kimilerinin yüzünde uykusuzluğun izleri… Bir de anne babalar… Çocuklarından daha fazla konuşuyor, daha fazla susuyor, daha fazla heyecanlanıyorlardı… Çocuklarının bir deneme sınavından belki de hareketle, gelecek sınav da alacağı puanın karşılığı olan okulların hayalini kuruyorlardı…
…ve ayrılık öncesi son dokunuşlar; Bir anne, oğlunun omzunu düzeltti. Gözlerine bakarak, ben yükünün sahibiyim der gibi… Bir baba, kızının saçını son kez eliyle geriye attı. Senin bütün aydınlığına ben şahidim der gibi… Birkaç dakika sonra, okul kapısı açıldı ve öğrenciler içeri girdi. Geriye doğru dönüşler… İçsel fırtınalara sessiz kalan bedenler… Ardından dışarıda garip bir sessizlik kaldı…
O an düşündüm: Aslında bugün sadece çocuklar sınava girmiyor. Anne babalar da umutlarıyla, beklentileriyle ve korkularıyla kendi sınavlarını veriyorlar.
LGS ve YKS…
Türkiye’de milyonlarca evin gündemine yerleşen üç harf… Kimi zaman akşam yemeklerinde, kimi zaman aile sohbetlerinde, kimi zaman da çocuk odalarının sessizliğinde karşımıza çıkan bir süreç… …sürecin içerisinde gölgelenmiş düşünceler, baskılanmış duygular…
Aylarca süren hazırlıkların ardından birkaç saatlik bir sınava yüklenen anlam ise, çoğu zaman sınavın gerçek ağırlığından daha büyük olmakta.
Elbette bu sınavlar önemlidir. Bir öğrencinin eğitim yolculuğunda önemli kapılar açabilirler. Ancak bazen farkında olmadan, bu sınavları hayatın merkezi hâline getiriyoruz.
İşte sorun da tam burada başlıyor.
Çünkü bir sınav önemli olabilir; ama bir insanın tamamı olamaz.
Son günlerde birçok öğrencinin aynı cümleyi kurduğunu duyuyorum: “Ya başaramazsam?”
Bu soru sadece akademik bir kaygının ifadesi değil. İçinde hayal kırıklığı korkusu var. Beklentileri karşılayamama endişesi var. Ailesini üzme düşüncesi var. Kendini yetersiz hissetme korkusu var.
Oysa yetişkinler olarak, bazen bu duyguların derinliğini göremiyoruz.
“Bu kadar büyütecek ne var şimdi?”
“Bu sınav, hayatın sonu değil ki.”
“Benim zamanımda böyle miydi ki?”
Bu sözlerin doğruluk payı, ifade edenler için yüksek olabilir. Ancak doğruların her zaman teselli etmeyeceği bilinmelidir. Duygudan kopuk söylemler, tedaviden çok yara kanatır…
Bir genç için yaşadığı duygu gerçektir. Onun kaygısını küçümsemek yerine, onu duygularıyla bir bütün halinde anlamaya çalışmak gerekir.
Çünkü çocuklarımızın çoğu aslında sınavdan değil, sevdikleri insanların gözünde başarısız görünmekten korkmaktadırlar. Belki de bu yüzden ailelerin rolü, bu dönemde çözülen deneme sayısından çok daha önemlidir. Anne babalar çocuklarının iyiliğini ister. Daha iyi bir gelecek kurmalarını hayal eder. Bunun için fedakârlık yapar, zaman ayırır, emek verirler.
Fakat bazen sevgi ile baskı arasındaki çizgi fark edilmeden aşılabilmektedir.
“Biraz daha çalış.” “Telefonu bırak.” “Bu netlerle olmaz.” Bak, arkadaşın kaç soru yapmış.”
Bu cümleler çoğu evde iyi niyetle söyleniyor. Ama unutulmamalıdır ki, kaygılı bir öğrenci için her karşılaştırma biraz daha ağırlaşan bir yük anlamına gelir. Gençlerin ihtiyacı, her zaman daha fazla hatırlatma değildir. Bazen ihtiyaç duydukları şey yalnızca anlaşılmaktır. Özellikle sınava sayılı günler kala akademik eksiklerden çok, psikolojik dayanıklılığın daha fazla önemli olduğu hatırda tutulmalıdır.
Çünkü zihin yorulduğunda, bilgi geri çekilir.
Kaygı yükseldiğinde, dikkat dağılır.
Panik arttığında, emek görünmez hâle gelir.
Bu nedenle son günlerde öğrencilerin kendilerine biraz nefes alanı açmaları, önem arz etmektedir.
Uyku düzenine dikkat etmesi, ekran başında geçirdiği süreyi azaltması, kısa yürüyüşler yapması, sevdikleri insanlarla vakit geçirmesi vb durumlar, sanıldığından çok daha değerli olduğu bilinci aşılanmalı veya bu farkındalığa varılmalıdır.
Bazen bir saatlik huzur, üç saatlik telaşlı çalışmadan daha fazla katkı sağlar.
Sınav sabahı geldiğinde ise artık yapılacak şey öğrenmek değil, güvenmektir.
Kendine güvenmek.
Gösterilen emeğe güvenmek.
Geçilen uzun yola güvenmek.
Sınav sabahı, öğrencilerden mükemmel olmalarını beklemeyin. Onlar zaten yeterince yoruldular. Sınav sabahı çocuklarınıza şu mesajı verebilirseniz büyük bir şey başarmış olursunuz: “Sonuç ne olursa olsun yanında olacağız.”
Belki de sınav salonuna götürülebilecek en güçlü motivasyon bu olacaktır. Asıl önemli sınavlardan biri de, sonuçların açıklanacağı gün yaşanacaktır. Çünkü o gün yalnızca puanlar açıklanmayacak, ailelerin çocuklarına bakışları da görünür hâle gelecektir.
Beklenen sonuç gelmemiş olabilir. Hedeflenen okul kazanılamayabilir. Hayaller ertelenebilir.
Bunların hepsinin mümkün olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir.
Ama hiçbir puan, hiçbir sıralama ve hiçbir sonuç, bir çocuğun değerini belirleyemez.
Çocuklar hayatları boyunca aldıkları notları unutabilirler.
Fakat anne ve babalarının zor zamanlarda kendilerine nasıl davrandığını unutmazlar.
Bir öğrencinin özgüveni, çoğu zaman başarılarından değil, başarısız olduğu anlarda gördüğü destekten beslenir. Bu yüzden sonuç ne olursa olsun, önce çocuğunuza sarılın. Duygudaş olarak konuşun. Sonra birlikte yeni yollar düşünün…
Çünkü hayat, tek bir sınavın sonucundan çok daha geniştir.
Yıllar boyunca, binlerce öğrenciyle çalışma fırsatı buldum. Şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim:
Hayatta başarılı olan insanların ortak özelliği; yalnızca yüksek puanlar değildir.
Merak edenler kazanıyor.
Vazgeçmeyenler kazanıyor.
Kendini tanıyanlar kazanıyor.
Düştüğünde yeniden ayağa kalkabilenler kazanıyor.
Ve en önemlisi, koşulsuz sevildiğini hissedenler kazanıyor.
Bugün sınav salonlarının kapısından içeri giren her genç, yalnızca bir sınava değil, kendi geleceğine dair bir adım atıyor. Bu adımın nasıl sonuçlanacağını zaman gösterecektir.
Ama şimdiden bildiğimiz bir şey var:
Çocuklarımızın hayatı, dört – beş seçenekli sorulardan ibaret değildir.
Ve anne babaların sevgisi, hiçbir sonuç belgesine sığmayacak kadar büyük olmalıdır.
İşte o zaman, hangi puan gelirse gelsin, bu sınavın en değerli kazananı yine aile olacaktır.
…ve ne mutlu o aileye ki; hayatın her renginde, kendi tuvaline aile renklerini en güzel haliyle çalma erdemine sahiptir.






















