(The Turkish Post) – ESAT AYTAN
Bir çocuğu pencerenin önünde gökyüzüne dalmış, sessizce bir bekleyiş hâlinde gördüğünüzde ne düşünürsünüz?
“Yine hayallere daldığını…” “…nedenlerle uyarmanız gerektiğini mi?”
Belki de çoğumuz bu gibi cümleleri farkında olmadan kuruyoruz. Hatta bazen ardından şu söz geliyor:
“Hayal kurmayı bırak da dersine odaklan.”
Oysa belki de tam o anda, o küçük zihin geleceğini inşa ediyor…
Çünkü insan, önce zihninde kuramadığı hiçbir dünyayı gerçekte de kuramaz.
Bugün kullandığımız her teknoloji, yazılan her kitap, yapılan her buluş, kurulan her şehir ve değiştirilen her hayat önce bir insanın hayalinde filizlenmişti. Hayal kurmak; gerçeklerden kaçmak değil, geleceğe doğru sessiz bir yolculuğa çıkmaktır. Bu yolculuk boyunca, hayallerinin renklerini siyaha çalacak her bir şeyden onları kendi dünyalarının renklerine yeniden yönlendirecek yolcu duygudaşa ihtiyaçları vardır. İşte tam da burada, sizlerin yanlarına oturup, ufkun sonsuzluğuna beraber dalmanız gerekmez mi? …ve sonrasında, sürekli bir aksiyon ve aktif bir sabır hali…
İşte bu yüzden çocuklarımızın yalnızca bilgiye değil, hayal kurmaya da ihtiyacı var.
Günümüz dünyasında çocukların zihni hiç olmadığı kadar meşgul olduğu gerçeğini göz ardı etmemeliyiz. Bir ekran kapanmadan diğeri açılıyor; bir video bitmeden yenisi başlıyor. Sürekli akan görüntüler, sesler ve uyarılar arasında çocukların kendi düşünceleriyle baş başa kalabilecekleri zaman giderek azalıyor. Oysa insan zihni bazen sessizliğe ihtiyaç duyar.
Hiçbir şey yapmadan gökyüzünü izlemeye…
Yağan yağmuru dinlemeye…
Bir ağacın altında oturup düşünmeye…
Pencereden dışarı dalıp gitmeye…
İnsanları içten gözlemlemeye…
…ve sadece anılarda canlı dolaşmaya ait bir ruh hali…
İşte tam da bu anlarda zihin görünmeyen bir çalışma içinde olur. Yeni bağlantılar kurar, yaşadıklarını anlamlandırır, geleceği tasarlar ve yaratıcılığını besler.
Bu nedenle çocukların her boş anını etkinliklerle doldurmak yerine, onlara düşünecek zaman bırakmak da bir eğitimdir.
Sevgili anneler…
Çocuğunuz bazen oyuncaklarıyla uzun uzun konuşuyorsa, bir karton kutuyu uzay gemisine dönüştürüyorsa, bir elbiseyi süper kahraman pelerinine dönüştürüyor ve odasının ortasında görünmez kahramanlarla maceralara çıkıyorsa endişelenmeyin.
O sadece oyun oynamıyordur.
Hayatı prova ediyor, insan ilişkilerini öğreniyor, sorunlara çözüm üretmeyi deniyordur.
Kendini ifade etmeyi keşfediyor, empati kurmayı geliştiriyordur.
Belki de ileride karşılaşacağı hayatın küçük denemelerini yapıyordur.
Bazen en büyük öğrenmelerin, yetişkinlerin “oyun” dediği anların içinde gerçekleştiğini hatırda tutmak faydalı olacaktır.
Sevgili babalar…
Çocuğunuzun size anlattığı sıra dışı fikirlerini küçümsemeyin. Geçiştirmek için acele etmeyin.
“Olmaz.” “Saçmalama.” “Öyle şey mi olur?” gibi cümleler, yalnızca bir fikri değil, bazen bir çocuğun cesaretini de susturabilir. Kırılganlıklar içinde kapanmalara sebebiyet verebilir.
Onun yerine şöyle sorabilirsiniz: “Bunu nasıl düşündün?” “Sence sonra ne olur?”
“Başka nasıl olabilir?” “…seninle olmamı istediğin bir yer, yapabileceğim bir şey…”
İşte bu birkaç soru, çocuğun zihninde açılan kapıları daha da genişletecektir.
Çocuklar cevaplardan çok, merak ettiren sorularla büyürler. Elbette hayal kurmak, gerçek hayattan kopmak değildir. Hayaller ancak emekle birleştiğinde anlam kazanacaktır.
Bir çocuk gökyüzüne bakarak pilot olmayı hayal edebilir; ama o hayali gerçeğe dönüştürecek olan yine çalışması, öğrenmesi ve vazgeçmemesidir.
Biz ebeveynlerin görevi çocuklara yalnızca “çalış” demek değildir. Onlara neden çalışmaları gerektiğini gösterebilmektir. Hayalleri olan çocuklar, hedeflerine daha güçlü sarılırlar. Çünkü nereye gitmek istediğini bilen insan, yolun zorluklarına daha kolay dayanır. Belki de evlerimizde en çok ihtiyaç duyduğumuz şey biraz daha fazla sohbet…
Birlikte kurulan hayaller…
Birlikte yapılan yürüyüşler…
Birlikte edilen uzun sessizlikler…
Çünkü çocuklar yalnızca söylediklerimizi değil, onlarla birlikte yaşadığımız duyguları da öğrenirler.
Akşam yemeğinde “Bugün seni en çok ne heyecanlandırdı?” diye sormak, bazen saatlerce ders anlatmaktan daha değerli olabilir. Birlikte kitap okumak, hikâyenin sonunu birlikte hayal etmek ya da gökyüzündeki bulutların neye benzediğini konuşmak… Bunların hiçbiri zaman kaybı değildir. Tam tersine, bunlar çocukların iç dünyasını besleyen görünmez yatırımlardır.
Unutmayalım ki çocukların en büyük ihtiyacı kusursuz ebeveynler değildir.
Onların hayallerini dinleyen, fikirlerine değer veren, hata yapmalarına izin veren ve “Ben sana inanıyorum.” diyebilen anne ve babalardır.
Çünkü kendisine inanılan çocuk, bir gün kendine de inanmayı öğrenir.
Ve belki de yıllar sonra başarı hikâyesi anlatılan o yetişkin, çocukluğunda hayallerini küçümsemeyen bir annenin sıcak gülümsemesini, kendisini sabırla dinleyen bir babanın sessiz desteğini hatırlayacaktır.
Hayal kuran çocuklar yalnızca geleceği düşlemezler; geleceği inşa ederler.
Bizlere düşen ise onların hayallerini budamak değil, kök salabilecekleri güvenli bir iklim oluşturmaktır.
Çünkü bazen bir çocuğun geleceğini değiştiren şey, ona verilen en pahalı oyuncak değil; “Hayalini anlat, seni dinliyorum.” diyen bir anne ya da babadır.





















