(The Turkish Post) – ESAT AYTAN
Kapım hafifçe aralandı…
Her zamanki gibi hızlı, parlayan gözlerin eşlik ettiği bir enerjik girişi değildi bu. Tereddütleri vardı. Sanki kapıyla birlikte içeri giren, sadece öğrencimin kendisi değil, taşıması zor bir duygu yüküydü. Yere düşen gözlerinden belliydi. Gözleri görünmese de, gözyaşlarının rengi anlatıyordu her şeyi… İçimde derin bir arayış… Göz göze geldik. Yüzünde anlatamadığı bir şeyler vardı. Hani bazı ifadeler vardır; kelimelere dökülmez de, insanın içine dokunur… Yüreğini ilmek ilmek işler duygular… İşte öyle bir yüzde keşfettim kendim bildiğim, öğrencimi…
“Elif… iyi misin?” demek istedim, diyemedim. Suskunluğuma esir ettim bildiklerimi…
Çünkü “iyi misin?” sorusunun cevabının “iyiyim” olmayacağını ikimiz de biliyorduk.
“Hocam… konuşabilir miyiz?” dedi. Sesi kısıktı. Ama o kısıklığın içinde bastırılmış onlarca cümle vardı. “Tabii ki,” dedim. Sandalyeyi çekti, ama oturmasıyla birlikte omuzları biraz daha düştü. Sanki ayakta dururken tuttuğu her şeyi, oturunca bırakmıştı. Bir süre sustu. Gözleri kısık, yüreğinde titremeler… O sessizlik… O sessiz titremeler… Dışarıdan bakıldığında birkaç saniye belki…
Ama içinde bir çocuğun korkuları, yetersizlik duyguları, beklentilerin ağırlığı vardı.
Sonra gözleri doldu. “Ben… galiba yapamayacağım hocam…”
İşte o an… Bir öğretmen – bir Eğitim Koçu olarak değil, bir insan olarak kalbinize dokunan “an” tam da budur. Çünkü o cümle sadece bir sınavla ilgili değildir. O cümle, bir çocuğun kendine olan inancının sarsıldığı yerdir. “Yapamayacağım…”
Bu cümleyi kurabilmek için bir çocuk, içinde defalarca denemiş, yorulmuş, korkmuş ve en sonunda sessizce geri çekilmiş olur. O an şunu fark edersiniz:
Çocuklar size her zaman başarılarını getirmez.
Bazen en çok saklamak istedikleri kırılganlıklarıyla gelirler.
Ve o an… Sizin vereceğiniz tepki, sadece o günün değil, belki yılların izini bırakır.
Onu hemen düzeltmek isteyebilirsiniz.
“Yaparsın, abartıyorsun” demek kolaydır.
Ama o an çocuk şunu duymaz: “Yaparsın.”
Şunu duyar: “Hissettiklerin doğru değil.”
O yüzden sustum. Sadece baktım… ama gerçekten baktım.
Onu dinlemeye hazır olduğumu, acele etmediğimi, yargılamayacağımı hissettirmeye çalıştım.
Ve işte tam burada başlar gerçek rehberlik…
Bir çocuğun size gelmesi, bir güven göstergesidir.
Ama o güven, sizin ilk cümlenizle ya büyür… ya da kırılır.
Sevgili öğretmenler ve anne babalar…
Çocuklar size güçlü oldukları zaman değil, en çok dağıldıkları zaman ihtiyaç duyarlar.
Kapınızı çaldıklarında… “Konuşabilir miyiz?” dediklerinde… Aslında şunu söylüyorlardır:
“Beni yargılamadan dinler misin?” “Dağıldığım halimle de yanımda olur musun?”
“Ben böyleyken de kabul edilir miyim?”
İşte bu sorulara vereceğiniz cevap…
Onların sadece sınav yolculuğunu değil, hayat yolculuğunu da belirler.
Çünkü bazen bir öğrenciyi ayağa kaldıran şey; anlattığınız konu değil, onu gerçekten duyduğunuz o andır.
Siz çocukların defterlerine, test sonuçlarına, netlerine bakarken; onlar sizin gözlerinize bakıyor. Orada ne gördüklerini merak ediyorsunuz değil mi?
Bir çocuk, anne babasının gözünde “yeterince iyi” olup olmadığını arar.
Bir öğrenci, öğretmeninin ses tonunda “inanılıyor” olup olmadığını hisseder.
Siz “daha iyisini yapabilirsin” dediğinizde, o bazen şunu duyar: “Henüz yeterli değilsin.”
Oysa bazen ihtiyacı olan tek cümle şudur: “Olduğun halinle değerlisin… ve ben senin yanında yürümeye hazırım.”
Çünkü bu yaş, sadece bilgiyle değil; duyguyla büyünen bir yaştır.
Bu yaşta bir çocuk, çözdüğü sorudan çok, çözülmeyen duygularla mücadele eder.
Onlar size her şeyi anlatmaz. Ama sessizlikleri çok şey anlatır.
Kapısını sert kapatması, aslında “bana dokun” demektir.
“Bilmiyorum” demesi, çoğu zaman “korkuyorum” anlamına gelir.
Umursamaz görünmesi, çoğu zaman fazlasıyla umursadığı içindir.
Bir çocuğun iç dünyası, dışarıdan göründüğünden çok daha gürültülüdür.
Rehberlik etmek; sürekli yön göstermek değildir.
Bazen sadece yanında durabilmektir.
Bazen çözüm sunmadan dinleyebilmektir.
Bazen “haklısın, zor” diyebilmektir.
Ama burada durmayın… Çünkü çocukların size ihtiyacı sadece duygusal değil, aynı zamanda yol göstericiliğinizdir. Nasıl mı?
Birincisi…
Hedefi değil, süreci konuşun. “Kaç net yaptın?” yerine, “Bugün çalışırken en çok nerede zorlandın?” diye sorun.
İkincisi…
Kıyaslamayı hayatınızdan çıkarın.
Her kıyas, çocuğun kendi değerine attığı küçük bir çatlaktır.
Üçüncüsü…
Duygularını küçültmeyin.
“Sınav bu, büyütme” dediğinizde, çocuk şunu öğrenir:
“Benim hislerim önemli değil.”
Dördüncüsü…
Küçük çabaları görün.
Bazen bir test çözmek değil, masaya oturabilmek bile büyük bir adımdır.
Beşincisi…
Güven verin, baskı değil.
“Başarmazsan…” ile başlayan her cümle, çocuğun zihninde bir korku duvarı örer.
Altıncısı…
Rutin ve denge kurmasına yardımcı olun.
Uyku, mola, kısa yürüyüşler… Bunlar zaman kaybı değil, zihnin nefesidir.
Ve en önemlisi…
Çocuğunuza şunu hissettirin:
“Sonuç ne olursa olsun, sen benim için değerlisin.”
Çünkü bir çocuk, sevildiğinden emin olduğunda; başarısızlıktan değil, denememekten korkar.
Sevgili öğretmenler…
Sınıfa girdiğinizde sadece ders anlatmıyorsunuz. Bir hayatın yönüne dokunuyorsunuz.
Sizin bir cümleniz, bir öğrencinin yıllarca kendine söylediği iç sese dönüşebilir.
Bu yüzden…
Sadece hatayı değil, çabayı da görün. Sadece eksiği değil, ilerlemeyi de fark edin.
Ve bazen müfredatı bir kenara bırakıp şunu söyleyin:
“Zorlandığını biliyorum… ama yalnız değilsin.”
İnanın… o cümle, çözülen onlarca sorudan daha kalıcı olacaktır.
Sevgili anne babalar…
Çocuğunuzun başarısı, sizin ebeveynliğinizin notu değildir.
Onun sınavı, sizin değerinizin ölçüsü değildir.
Ama sizin ona verdiğiniz güven… Onun hayata bakışının temelidir.
Unutmayın…
Bir çocuk, desteklendiğinde gelişir.
Anlaşıldığında güçlenir.
Sevildiğini hissettiğinde ise… sınavdan bağımsız olarak kazanır.
Ve sevgili öğrencim…
Eğer bunu okuyorsan… Bilmeni isterim ki yalnız değilsin.
Korkman normal…Yorulman normal… Bazen hiçbir şey yapmak istememen bile normal…
Ama pes etmek zorunda değilsin. Kendine küçük hedefler koy. Bir günde dünyayı değiştirmek zorunda değilsin. Ama bugün bir adım atabilirsin…
Sen bir sınavdan ibaret değilsin. Bir sonuç kağıdına sığmayacak kadar derinsin…
Ve inan… Bu süreç geçecek. Geriye ne kalacak biliyor musun? Sana kimlerin gerçekten dokunduğu…
Kimlerin seni gerçekten gördüğü…Ve senin kendine ne söylediğin…
İşte bu yüzden… Sevgili büyükler…
Çocukları sadece sınava hazırlamayın. Hayata hazırlayın. Kendilerine şefkatle bakmayı öğretin.
Düştüklerinde kalkabileceklerini hissettirin.
Çünkü en büyük başarı… Bir çocuğun, kendine inanmaya devam edebilmesidir.
Ve bazen…
Bir çocuğun hayatını değiştiren şey; doğru cevap değil, doğru zamanda söylenmiş bir cümledir.
























