(The Turkish Post) – ESAT AYTAN
Zorbalıkla mücadele, çocuklarımızın kendilerini güvende ve sevilmiş hissedecekleri bir dünya kurmaktır.
Bazen bir çocuğun kalbi, herkesin içinde kırılır da sesi yalnızca evde duyulur. Akşam kapıdan iki büklüm girer ve sessizce çantasını bir köşeye bırakır. Merakla gelen soruya “fısıltıyla karışık İyiyim” der. Soğuk duvarların ördüğü odasına kapanır. Anne içsel bakar, baba televizyonun sesini biraz kısarak, düşüncelere dalar. Her şey karmaşık görünse de biraz sonra normale dönülür. Ama çocuğun gözlerinde, gün boyunca taşınmış bir yük vardır. O yükün adı ise; zorbalıktır…
Zorbalık, yalnızca okul bahçesinde itmek, vurmak, eşyasını almak değildir. Bir lakapla başlar bazen. Sonra herkesin alaycı gülmesine sebep olan davranışlar… Bir öğrencinin konuşma biçimini taklit etmeye, fotoğrafını izinsiz paylaşmaya, sınıf grubunda onu görünmez kılmaya kadar uzanır. Çocuğun canı yanar; en çok da “Bu kadarını kimse fark etmedi mi?” diye düşünürken yanar.
Biz yetişkinler, çoğu zaman çocuklarımızın başarısını sorarız: “Sınav nasıl geçti?”, “Kaç doğru yaptın?”, “Ödevini bitirdin mi?” Bunlar elbette önemlidir. Ama bazen en önemli soru başka yerde durur: “Bugün kalbini kıran bir şey oldu mu?” Bir çocuğun notlarını bilmek, içinden geçenleri bildiğimiz anlamına gelmez. Çünkü çocuk, önce sevildiğini hissettiği yere derdini bırakır. …ve kalben hafifler… Ruhuyla sarılır sevdiklerine…
BİR ÇANTANIN İÇİNE SAKLANAN CÜMLELER
Bir annenin yerine kendimizi koyalım. Günlerdir oğlunun çantasını kapının arkasına daha sert bıraktığını, sabahları “Karnım ağrıyor” diyerek okula gitmek istemediğini görüyor. İlk başta bunu ders yoğunluğuna, ergenlik hâllerine, uykusuzluğa yoruyor. “Telefonu biraz bırak, düzelirsin” diyor. Çocuk başını sallıyor; çünkü yaşadığı şeyi anlatacak kelimeleri henüz bulamamış oluyor.
BİR ÖĞRENCİNİN İÇ SESİ
“Sınıf grubunda benimle dalga geçtiklerinde önce sustum. Annem sorunca “Bir şey yok” dedim. Çünkü anlatırsam ağlayacağımı biliyordum. Bir gece annem odama geldi, dersimi soramadı. Sadece yanıma oturdu. “Sana kızmak için değil, anlamak için buradayım,” dedi. O an ağladım. Bana yapılanlar bitmemişti belki; ama o gece ilk kez yalnız olmadığımı anladım.”
Bazen bir çocuğun hayatını değiştiren şey, uzun bir konuşma değildir. Kapısını çalmak, yanına oturmak, “İstersen konuşmayalım; ben yine de buradayım” diyebilmektir. Ebeveynlik her sorunun cevabını bilmek değildir. Çocuğun cevabını bulabileceği kadar güvenli bir sessizlik paylaşabilmektir. Çünkü sevgi, sadece iyi günlerde söylenen güzel sözler değildir; çocuğun dili tutulduğunda onun yerine konuşmaya çalışmamaktır. Sabırla beklemektir.
ŞAKA DİYE AÇILAN YARA
Çocuklar bazen “Şaka yaptık” der. Yetişkinler de kimi zaman “Takılma, geçer” diyerek meseleyi kapatır. Oysa şakanın ölçüsü, söyleyenin niyeti değil; karşı tarafın kalbinde bıraktığı izdir. Bir çocuk okuldan eve dönerken korkuyorsa, teneffüste tek başına kalıyorsa, telefonuna gelen bildirimi görmek istemiyorsa, orada basit bir şakadan değil; ciddiye alınması gereken bir incinmeden söz ederiz.
Dijital dünya bu yarayı daha da derinleştirir. Okul zili çalar, çocuk eve gelir; ama ekran susmaz. Bir fotoğraf, bir söylenti, bir alaycı mesaj yatak odasına kadar gelir. Bu yüzden anne babaların çocuğunun telefonunu sadece denetlenecek bir nesne gibi görmesi yetmez. Telefonun ardında bir yara olup olmadığını da merak etmesi gerekir. “Ekranda seni üzen bir şey olursa bana söyleyebilirsin; önce seni dinleyeceğim” cümlesi, çocuğa dijital dünyanın karanlığında küçük ama güvenli bir ışık yakar.
ÇOCUĞUMUN YANINDA NASIL DURABİLİRİM?
Önce inanarak. Çocuk bir güçlüğünü anlattığında, “Sen de bir şey yapmışsındır” diye başlamadan; “Bunu yaşamış olman üzücü, anlattığın için teşekkür ederim” diyerek… Sonra onu aceleyle çözüm vermeye zorlamadan, farklı düşünme becerileriyle yanında olduğunu hissettirerek, kendi içsel dünyasıyla bize açılmasını ve davranışa dönüşecek bir çözüm bulmasını sağlamaya yönelik tutum içerisinde olmalıyız. “Her çocuk aynı anda konuşamaz. Kimi gözyaşıyla anlatır, kimi defterine yazar, kimi yalnızca kapısının açık bırakılmasını ister.
Sonra birlikte hareket ederek… Öğretmeni, rehberlik servisini ve okul yönetimini suçlamadan; ama kararlılıkla sürece dâhil ederek… Çocuğumuza, “Senin adına savaşacağım” demek yerine “Bu işin içinde yalnız değilsin; birlikte doğru adımları bulacağız” demek daha iyileştiricidir. Çünkü çocuk, korunmaya ihtiyacı olduğu kadar kendi sesinin değerli olduğunu hissetmeye de ihtiyaç duyar.
BİR ÖĞRETMENİN İÇ SESİ
“Teneffüste sınıfın en sessiz çocuğunu merdivenlerde tek başına gördüm. Yanına oturdum. Konuşması için ısrar etmedim. Bir süre sonra “Hocam, onlar beni seçiyor,” dedi. O iki kelime, gün boyu aklımdan çıkmadı. Sonra sınıfta sadece kuralları değil, birbirimizin kalbini de konuştuk. Çünkü o çocuk için gerekli olan şey, “Güçlü ol” denmesi değildi. Bir yetişkinin onun yanında dimdik durmasıydı.”
OKULUN VİCDANI, KORİDORDA BELLİ OLUR
Zorbalığa uğrayan çocuk zayıf değildir; haksızlığa maruz kalmıştır. Zorbalık yapan çocuk da yalnızca “kötü” diye damgalandığında değişmez. Davranışın yanlış olduğu açıkça söylenmeli, zarar gören çocuk korunmalı, zarar veren çocuk sorumluluk almalı ve davranışın nedenleri üzerinde çalışılmalıdır. Merhamet, yanlışı görmezden gelmek değildir. Adalet de sadece cezayla sınırlı değildir. Asıl mesele, aynı yaranın bir daha açılmayacağı bir okul iklimi kurabilmektir.
Öğretmen derste küçük düşürücü söze izin vermediğinde; veli çocuğunun anlattığını küçümsemediğinde; öğrenci bir arkadaşının dışlandığını görüp gülmek yerine yanında durduğunda; okul yönetimi güvenli başvuru yolları açtığında bu iklim kurulmaya başlar. Zorbalıkla mücadele bir afişin, bir toplantının, bir haftalık kampanyanın işi değildir. Her gün, her koridorda, her sınıfta tekrar edilen bir insanlık hâlidir.
SON SÖZ: ÇOCUKLARIMIZIN YANINDA SEVGİYLE DURALIM
Çocuğumuzun odasının kapısını bugün biraz daha yavaş çalalım. Ona sadece dersini, notunu, geleceğini sormayalım. “Bugün seni kim güldürdü?”, “Kim canını sıktı?”, “Bir şeye ihtiyacın var mı?” diyelim. Belki hemen cevap vermeyecek. Belki yine “Yok” diyecek. Ama bilsin ki o kapının önünde yargı değil, sevgi bekliyor.
Ve unutmayalım: Bir çocuk zorbalığı unutmasa bile, o gün yanında duran yetişkini unutmaz. Hayatının en kırılgan anında elini tutan öğretmeni, onu dinleyen annesi, gözlerinin içine bakıp “Sen benim için her zaman değerlisin” diyen babası; çocuğun içinde uzun yıllar yaşayan bir sığınak olur. Çocuklarımızı yalnızca başarılı olmaya değil, sevilmeye, saygı görmeye ve başkasının kalbine dikkat etmeye de davet edelim. Çünkü eğitim, en çok burada başlar: Bir çocuğun kendini güvende hissettiği yerde.
.
























