(The Turkish Post) – ESAT AYTAN
Hayat, çoğu zaman başkalarının bizden bekledikleriyle başlar. Ailemiz, öğretmenlerimiz, üstlendiğimiz roller, sosyal çevremiz, toplum… Bize nasıl yaşamamız gerektiğini, davranışlarımız ve düşüncelerimizi şekillendirecek fısıltılarını, her fırsatta içimize fısıldarlar. Çoğumuz, bu fısıltıların arasında kendi sesimizi duymakta zorlanırız. İşte bu yüzden, insanın kendini arayışı, en zor ama en değerli yolculuktur.
İnsanın en uzun yolculuğu, aslında kendi içine yaptığı yolculuktur. Zihin dünyasına… Gönül dünyasına… Dünyanın en uzak köşelerine gitmek kolaydır; arabalar, trenler, gemiler, uçaklar… Ama insanın zihin dünyasının en saklı kalmış bölgelerine, kalbine inen o derin yolların güzelliklerine varmaya, hiçbir araç işlemez. Orada yalnızca sessizlik, cesaret, sabır, kendini keşfetmenin mucize dayanılmazlığı ve zor zamanlarda, sürekliliği sağlayacak güç için, huzur ikliminden gözyaşlarına ihtiyacımız var.
Kimisi için bu arayış, bir kitabın sayfalarında saklıdır. Herkesin bakarak kelimelerini haykırdığı bu kitap; kendisi için gizil kalmış dünyanın giriş anahtarıdır. Her bir harfinde, ayrı bir düşü saklıdır. Art arda sıralanan her bir sözcük, iç dünyasının keşfinde kendine rehber eden gönüldaşlarıdır. Kimisi için, bir şehrin coğrafyasında saklıdır. Kalabalıklar ve gürültülerden uzak, karanlıkta kalmış sokakların keşfedilmiş aydınlığında… Adımlarının sesinde, kendine fısıldayacak kadar uzun yolculuklara çıkacağı sessizliklerle çevrelenmiş şehrin meçhullerinde… Kimisi için…
…ve an gelir. Kendimize, ürkek bir ses tonuyla sorarız: “Ben kimim?”
Bu soru ürpertir bizi… Bazen bir başarısızlığın eşiğinde, bazen büyük bir kalabalığın ortasında yalnızlığımızı fark ettiğimizde, bazen gecenin en sessiz saatinde, bazen de tarifsiz anların en zirve noktasında karşımıza çıkar.
Dışarıdan bakıldığında, sıradan bir cümledir. İki kelimeden ibaret, anlık bir cümle. Oysa ki; insan ruhunun en derin çığlığıdır.
Gözlerinizin derinliklerinde kendi ışığınızı gördüğünüzde, işte o an bu yolculuğun tüm çilesi değer kazanır. Belki de hayatın en büyük başarılarından biri, dünyaya kendi adımlarımızla basabilmektir. Başkasının gölgesinde değil, kendi ışığımızda yürümek… İşte gerçek özgürlük budur. O yüzden, henüz yolun başındaysanız korkmayın.
Kaybolmaktan korkmayın, geç kalmaktan da. Çünkü insan, kendini ararken zaten yaşamın özünü bulur: Sürekli yeniden doğmayı.
İşte tam o anda, içimizdeki ses fısıldar: “Burası senin yolun, devam et.”
Belki bir gün, aynaya baktığınızda gözlerinizin içinde saklanan çocukla karşılaşacaksınız. O saf, korkusuz, hayalleri büyük çocukla… Bedeni küçük olsa da, ruhunun ufkunda kendisini bekleyen hayallerine kavuşmuştur. Koca bir beden ve çocuk ruhuyla… İşte o gün kendinizi bulmuş olacaksınız. Çünkü öz benliğimiz, doğduğumuzda bize verilen en saf hediyedir; sadece hayatın hengâmesi içinde, üzeri tozlanmıştır. Tozlara aldırış etmeden, oyuna devam eden çocuk misali, hayallerinizin ufkuna durmadan yürürsünüz. Başkalarının gölgesinde bir karanlık nokta olmaktan çıkarsınız. Kendi aydınlığınızda yürüdükçe, yürürsünüz.
… kendini keşfetmek için, yola düşme vaktidir.























