(The Turkish Post) – EKİN TANYEL
İstanbul’un tarih boyunca ticari kalbi, Kapalıçarşı. Daracık sokaklarında yüzyıllardır aynı telaş: Altın, döviz, baharat, kumaş… Fiyatlar bir yükselir, bir düşer; kuyruklar uzar, sesler uğultular yükselir. Bu günlerde ise çarşıdaki hareketin asıl sebebi, binlerce kilometre ötedeki bir boğaz: Hürmüz.
Beş yüz yıl önce de durum pek farklı değilmiş. 1552 Nisan’ında Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle Piri Reis, Süveyş’ten yaklaşık 30 gemi ve 850 askerle denize açılmış. Hedef, Portekizlilerin Hint Okyanusu’nu ve baharat yolunu tekelleştirdiği Hürmüz Kalesi’ymiş. Önce Umman kıyısında Maskat’ı fethetmişiz; kale düşmüş ve ganimet yüklenmiş. Ardından Hürmüz’e yönelinmiş. Top sesleri Basra Körfezi’ni inletirken kale kuşatılmış, surlar dövülmüş. Ama Portekiz takviye filosu gelince kuşatma kaldırılmış. Piri Reis donanmayı Basra’da bırakıp ganimetlerle Mısır’a dönmüş. Adeta gösteri yarım kalmış. 1554’te ise amiral Seydi Ali Reis aynı sularda Portekiz donanmasıyla karşılaşmış ve onları püskürtmüş. Yine de Hürmüz kalıcı olarak Osmanlı eline hiçbir zaman geçmemiş.
Kapalıçarşı o dönemde de asla boş kalmadı; Kızıldeniz ve kara yolları devreye girdi, tüccarlar daima ticaret alternatiflerini buldu.
Bugün resmen tarih tekerrür ediyor, ama malzeme değişmiş durumda: Baharat yerine petrol devrede…
Tarih burada bitmiyor. Aynı boğaz, yüzyıllar sonra yine kan kaybetti. 1980’lerde İran-Irak Savaşı sırasında “Tanker Savaşı” patlak verdi; Basra Körfezi’nde petrol tankerleri vuruldu, mayınlar döşendi, günlük petrol akışı dramatik şekilde düştü. Dünya petrol fiyatları fırladı, enflasyon dalgası Avrupa’dan Asya’ya yayıldı. 2019’da ise İran ile ABD arasında gerilim yine zirveye çıkınca petrol ve türevleri ürünleri taşıyan tankerlere sabotajlar düzenlendi; sigorta primleri katlandı, navlun maliyetleri yüzde 30-40 arttı. Kapalıçarşı’da o günlerde de benzer panik yaşanmıştı: Dolar ve altın kuyrukları, esnafın “ne olacak” soruları artmıştı…
28 Şubat 2026’da başlayan ABD-İsrail operasyonlarının ardından İran Devrim Muhafızları Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapattı. Dünya petrolünün yaklaşık yüzde 25’inin geçtiği o dar su yolu, bir anda özellikle tedarik kanalları etkilenen Asya ülkelerine nefes aldırmaz hale geldi. Yüzlerce tanker Basra Körfezi’nde demirledi, günlük geçişler dramatik şekilde düştü. Petrol fiyatları fırladı, küresel tedarik zinciri sarsıldı. 14 Türk sahipli gemi hâlâ bölgede bekliyor. Ulaştırma Bakanı’nın açıklamalarına göre mürettebatla temas sürüyor, bir kısmı (Rozana gibi) izinle geçti, diğerleri diplomasi trafiğine takıldı. İnsani sorun yok ama bekleyiş devam ediyor.
Türkiye için durum daha yakıcı ve çoklu etki yapıyor, çünkü Kapalıçarşı’daki manzara bilindik: Gram altın önce 8 bin TL’yi aştı, güvenli liman talebiyle rekorlar kırdı; sonra belirsizlikle dalgalandı, satışlar durdu, alış-satış makası açıldı. Petrol zamları akaryakıta yansıdı, enflasyon kaygısı yeniden hortladı. Esnaf “Ne olacak bu işin sonu?” diye soruyor, müşteri ise cebindeki paranın eridiğini hissediyor.
Aslında mesele hep aynı: Bir boğaz, bir güç mücadelesi ve ticaretin kaderi. 16. yüzyılda Osmanlı-Portekiz rekabeti Kapalıçarşı’yı besliyordu. 1980’lerde tanker savaşları yine fiyatları uçurmuştu. 2021’de Süveyş Kanalı’nda Ever Given gemisinin karaya oturmasıyla 6 gün boyunca dünya ticareti felç olmuş, Türkiye’nin ithalatı gecikmiş, maliyetler artmıştı. 2023-2024’te Yemen’deki Husilerin Kızıldeniz’deki Bab el-Mandep Boğazı’nı vurmasıyla gemiler Afrika’yı güneyden dolanmak zorunda kalmış, navlun fiyatları ikiye katlanmıştı. Her seferinde Kapalıçarşı dalgalandı, ülke genelinde millet zamları hissetti.
Peki bu olay nereye gidecek?
Kısa vadede diplomasi ağır basabilir. Trump’ın “savaş bitebilir” sinyalleri, petrol fiyatlarında kısmi gevşeme yarattı. İran “dost gemilere” geçiş izni veriyor, ama bunun da maddi şartları ağır. Eğer çatışma birkaç hafta içinde kontrol altına alınırsa boğaz yavaş yavaş açılır, tankerler hareketlenir. Ama uzarsa… Petrol 120-130 dolara fırlayabilir ve uzun süre orada kalabilir. O zaman Kapalıçarşı’daki dalgalanma sadece altınla sınırlı kalmaz; aklınıza gelecek her şey zamlanır.
Tarih bize şunu öğretiyor: Hiçbir boğaz sonsuza dek kapanmaz, hiçbir imparatorluk sonsuza dek hükmedemez. Osmanlı Hürmüz’ün kontrolünü ele alamadı ama imparatorluk asırlarca yaşadı. ABD’de de bugün benzer kaderi yaşıyor.
Türkiye, stratejik sabırla, diplomatik ustalıkla ve kendi enerji koridorlarını çeşitlendirerek (Rusya, Azerbaycan, Irak hatları) bu fırtınayı atlatabilir.
Kapalıçarşı’nın vitrinlerindeki o parlak takılar ve koridorlarında dönen milyarlarca dolarlık ticarette belirlenen fiyatlar, aslında uzaklardaki çatışmaların yansımasıdır.
Yaklaşık beş yüz yıl önce öyleydi, bugün de öyle. Önemli olan, o sesler dinene kadar çarşının, milletin ayakta kalması. Tarih tekerrür eder; ama yalnızca “akıllı” milletler ondan ders alır.





















