(The Turkish Post) – BÜNYAMİN ÜNAL
Kalabalık Psikolojisi, Kimliksizleşme ve Grup Kimliği
Tek başınıza asla yapmayacağınız bir şeyi, bir kalabalığın içinde yapabilir misiniz?
Tek başınıza bir yabancıya bağırmazsınız.
Ama tribünde bağırırsınız.
Tek başınıza söylemeyeceğiniz bir sloganı, binlerce kişiyle birlikte söyleyebilirsiniz.
Peki o anda ne olur?
Aklınızı mı kaybedersiniz?
Vicdanınız mı silinir?
Yoksa yalnızca başka bir kimliğiniz mi öne çıkar?
Bu soruya ilk büyük cevaplardan birini Gustave Le Bon verdi.
1895’te yayımladığı Kalabalıkların Psikolojisi kitabında iddiası sertti:
İnsan kalabalığın içine girdiğinde artık yalnızken olduğu insan değildir.
Kalabalık İnsanı Gerçekten Eritir mi?
Le Bon’a göre kalabalık üç şey yapıyordu:
İnsanı anonimleştiriyor.
Duyguları bulaştırıyor.
Telkine daha açık hâle getiriyordu.
Kalabalığın içinde insan kendisini daha görünmez hissedebilir.
Kişisel sorumluluk duygusu zayıflayabilir.
Bir kişinin öfkesi diğerine geçebilir.
Bir slogan birkaç dakika içinde binlerce insanın ortak sesine dönüşebilir.
Le Bon’un cevabı açıktı:
Bireyin kendi sesi kısılır, kalabalığın sesi yükselir.
Bu fikir daha sonra psikolojide kimliksizleşme kavramıyla yeniden ele alındı. Anonimlik ve kişisel sorumluluğun azalmasının, insanların normalde bastırdığı davranışları daha kolay ortaya çıkarabileceği düşünüldü.
Ama daha sonraki araştırmalar başka bir ihtimali gösterdi.
Ya insan kalabalığın içinde kendisini kaybetmiyorsa?
Ya yalnızca hangi kimliğinin öne çıktığı değişiyorsa?
“Ben” Geri Çekildiğinde Ne Olur?
Stephen Reicher ve sosyal kimlik yaklaşımını geliştiren araştırmacılar Le Bon’un temel varsayımına tam da buradan itiraz etti.
İnsan kalabalığa karışınca kişiliğini tamamen kaybetmiyordu.
Bireysel kimliği geri çekiliyor, grup kimliği öne çıkıyordu.
Gündelik hayatta kendimizi çoğu zaman “ben” üzerinden tanımlarız.
Ben ne düşünüyorum?
Ben ne yaparım?
Benim sınırım ne?
Ama kalabalığın içinde başka bir kelime büyür:
Biz.
Biz taraftarız.
Biz bu mahalledeniz.
Biz bu görüşteyiz.
Biz haksızlığa uğradık.
Biz onlardan değiliz.
Ve o anda davranışın ölçüsü değişebilir.
Artık soru:
“Ben ne yaparım?”
değildir.
“Bizim gibi insanlar ne yapar?”
olur.
İşte modern kalabalık psikolojisinin en önemli düzeltmelerinden biri budur.
Kalabalık insanı mutlaka kuralsızlaştırmaz.
Bazen tam tersine, onu grubun kuralına daha sıkı bağlar.
Araştırmalar, kimliksizleşmenin bazı durumlarda grup normlarına uyumu azaltmak yerine artırabildiğini gösterdi.
Kural ortadan kalkmaz.
Hangi kuralın geçerli olduğu değişir.
O Zaman Kalabalık Neden Bazen Şiddetli, Bazen Dayanışmacıdır?
Bir kalabalık dükkân yağmalayabilir.
Başka bir kalabalık hiç tanımadığı insanları koruyabilir.
Demek ki mesele yalnızca insanların kalabalık hâline gelmesi değildir.
Mesele, o kalabalığın kendisini nasıl tanımladığıdır.
Eğer grup içinde saldırganlık meşru görülüyorsa saldırgan davranmak kolaylaşabilir.
Eğer dayanışma değerli görülüyorsa insanlar birbirine yardım edebilir.
Bu yüzden kalabalığı tek başına “irrasyonel” ya da “tehlikeli” ilan etmek fazla kolaydır.
Asıl soru şudur:
O kalabalığın “biz” dediği şey neyi doğru, neyi yanlış sayıyor?
Kalabalık İnsanı Sadece Gizler mi, Güçlendirir mi de?
Kalabalığın başka bir etkisi daha vardır.
İnsan yalnızca görünmez olmaz.
Bazen kendisini daha güçlü hisseder.
Tek başına söylemeye cesaret edemediği şeyi başkalarıyla birlikte söyleyebilir.
Tek başına karşı çıkamayacağı bir güce, binlerce insanla birlikte karşı çıkabilir.
Reicher’ın özellikle vurguladığı noktalardan biri de buydu:
Kalabalık yalnızca kimliği eritmez.
İnsana tek başına sahip olmadığı bir kolektif güç duygusu da verebilir.
Bu yüzden aynı “biz” duygusu insanları birbirine zarar vermeye de götürebilir, birbirini korumaya da.
Kalabalığın ne yapacağını yalnızca büyüklüğü değil, taşıdığı kimlik ve normlar belirler.
Bugün Kalabalığın İçinde Olmak İçin Meydanda Olmak Gerekir mi?
Artık gerekmiyor.
İnsan hiç tanımadığı binlerce kişiyle aynı “biz”in içine yalnızca bir ekran üzerinden de girebilir.
Bir öfke dalgası büyür.
Bir slogan dolaşıma girer.
Bir kişi hedef hâline gelir.
İnsan artık yanındaki kişinin yüzüne değil, beğeni sayılarına, yeniden paylaşımlara ve kendi grubunun tepkilerine bakar.
Le Bon bunu muhtemelen “bulaşma” diye tarif ederdi.
Bugünkü araştırmalar ise bu tür davranışları sosyal kimlik, grup normları ve dijital ortamların yapısıyla açıklamaya çalışıyor.
Meydan değişti.
“Biz” duygusu değişmedi.
Peki Kalabalığın İçinde Gerçekten Kayboluyor muyuz?
Le Bon önemli bir şeyi gördü:
İnsan kalabalığın içinde gerçekten farklı davranabilir.
Ama bugün bunun her zaman kişiliğin yok olması anlamına gelmediğini biliyoruz.
Bazen “ben” geri çekilir.
“Biz” öne çıkar.
Ve insan kendi bireysel ölçülerinden çok grubun ölçülerine göre davranmaya başlar.
Bu yüzden asıl soru:
“Kalabalık insanı kötüleştirir mi?”
değildir.
Asıl soru, kalabalığın içinde hangi “biz”in konuşmaya başladığıdır.
Kaynaklar
Le Bon, G. (1895/1896). The Crowd: A Study of the Popular Mind.
Allport, F. H. (1924). Social Psychology.
Festinger, L., Pepitone, A. & Newcomb, T. (1952). “Some Consequences of De-Individuation in a Group.”
Zimbardo, P. G. (1969). “The Human Choice: Individuation, Reason, and Order Versus Deindividuation, Impulse, and Chaos.”
Reicher, S. D. (1984). “The St. Pauls’ Riot: An Explanation of the Limits of Crowd Action in Terms of a Social Identity Model.”
Reicher, S. D., Spears, R. & Postmes, T. (1995). “A Social Identity Model of Deindividuation Phenomena.”
Postmes, T. & Spears, R. (1998). “Deindividuation and Antinormative Behavior: A Meta-Analysis.”
Drury, J. & Reicher, S. D. (1999). “The Intergroup Dynamics of Collective Empowerment.”























