(The Turkish Post) – EKİN TANYEL
Ekonomide en önemli sermaye, para bile değildir; güvendir. İkinci en önemli değer ise efordur, buna alanından bağımsız olarak işgücü de diyebiliriz. Açıklanan veriler ile halkın algısı birbirini tuttuğu sürece ekonomi çarkları yağ gibi döner. Ama işte o denge bozulmaya görsün… O zaman ne merkez bankasının faiz kararı tam çalışır, ne maliye politikasının etkisi hissedilir. İşgücünün maliyetleri ile geçim koşulları arasında da bir tezat oluşur.
Türkiye’de bunu sıkça yaşıyoruz. TÜİK “enflasyon %40” dediğinde, pazara çıkan vatandaş “o rakam pazara hiç uğramamış” diye espri yapıyor. Vatandaş resmi veriye değil, kendi cebindeki yangına inanıyor. İşte tam burada algılanan değer ile açıklanan değer arasındaki fark, ekonomiyi çığırından çıkaran görünmez bir el oluyor.
Bu durum sadece bize özgü değil. Arjantin’in hikâyesi de ibretlik: Yıllarca enflasyonu olduğundan düşük açıkladılar. Resmî veriler %10-12 derken, bağımsız araştırmalar %25-30 diyordu. Ne oldu? İnsanlar hükümete güvenmeyi bıraktı, maaş pazarlıklarını ve kira kontratlarını kendi “gerçek” enflasyonlarına göre yapmaya başladı. Enflasyon beklentileri koptu, fiyatlama davranışları bozuldu ve enflasyonu düşürmek daha da zorlaştı.
Yunanistan örneği de farklı değil. 2008 krizinden önce AB’ye gönderilen bütçe açığı verileri makyajlıydı. Kağıt üzerinde her şey yolundaydı ama gerçekte mali disiplin çökmüştü. Gerçekler ortaya çıkınca yatırımcı güveni anında buharlaştı, tahvil faizleri uçtu, ülke iflasın eşiğine geldi. Burada hata sadece ekonomik değil, tamamen iletişim ve şeffaflık hatasıydı.
Algı ile gerçek arasındaki makas, süper güçlü ekonomilerde bile sorun yaratabiliyor. ABD’de 2021-2022 döneminde FED “enflasyon geçici” diyordu, ama Amerikalı tüketici süpermarkette geçici değil kalıcı bir zam gördüğünü hissediyordu. FED geç kaldı, sonra çok sert faiz artırmak zorunda kaldı, bu da küresel piyasalarda sert dalgalanmalar yarattı.
Ve en dramatik örnek: Venezuela. Petrol gelirleriyle yaratılan sahte refah algısı, sübvansiyonlarla şişirilmiş bir ekonomik rüya gibiydi. Petrol fiyatları düşünce rüya kabusa döndü: hiperenflasyon, kıtlık ve kitlesel göç… Algılanan refah ile gerçek refah arasındaki fark o kadar büyümüştü ki, çöküş geldiğinde kimse hazır değildi.
Bütün bu örnekler bize şunu söylüyor: Ekonomide rakamların doğruluğu kadar, bu rakamların toplumda nasıl algılandığı da önemlidir. Resmi veriler ile vatandaşın algısı uyumlu olmadığında, ekonomi “teknik olarak doğru” ama “sosyal olarak yanlış” bir resim çizer.
Türkiye’de yapılması gereken açık: Veri üretiminde şeffaflığı artırmak, metodolojiyi sade bir dille halka anlatmak ve iletişimi tutarlı hale getirmek. Çünkü ekonomi, rakamlardan çok daha fazlasıdır; bir ortak gerçeklik inşasıdır. Şu an itibariyle bile enflasyonun 2022-2023 döneminde gerçekte hangi seviyelere çıktığı ve oralardan nasıl düşürüldüğü açıklansa; en azından geleceğe yönelik beklentiler sıhhat kazanmış olacak.
Ekonomi, algı ile gerçek arasındaki mesafeyi kapatma sanatıdır. Ne kadar dar bir mesafe, o kadar ayakları yere sağlam basan bir sosyoekonomi.





















