(The Turkish Post) – CEYHUN BAHADIR
İlk insanın Hz. Âdem ve sonra eş olarak yaratılan ikinci insanın da Hz. Havva olduğunu biliyoruz ama dünyanın, insanlığın ne zaman yaratıldığı hakkında net bilgiye sahip değiliz. Zaman kavramı kayboluyor bunları düşündüğümüzde.
Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın çocukları sayıca arttı ve bu iki insanın soyu kalabalıklaşmaya başladı. İlk kavga, ilk cinayet derken insanlık ilk tufanla da tanıştı ve Hz. Nuh’un kavmi yerle yeksan oldu. İlk insandan bu yana milyarlar, belki trilyonlarla ifade edeceğimiz insan, dünyayla tanıştı; bazılarının süresi kısa bazılarının uzun, sonuç itibariyle dünyayı gördü ve gitti.
Dünya bugüne kadar çok iyiyi de çok kötüyü de bağrına bastı, görevini layıkıyla yaptı. Gelip gidenlerin arasında geriye önemli miras bırakanlar olduğu gibi mirasyedilerin sayısı da azımsanmayacak kadar fazla. Bugün istifade ettiğimiz birçok nimetin buluşu, ortaya çıkışı akşamdan sabaha olmadı elbette. Çileyle, sabırla, büyük emekler sonunda ortaya çıkan birçok icat, buluş, modern dünyada alelade kullanılmaktadır. Uçak, otomobil, tren, telefon, internet, elektrik ve daha neler neler…
Edison’u lambayla, Alexander Graham Bell’i telefonla, Wright kardeşler’i uçakla tabi Vecihi Hürkuş’u da anmadan geçemeyeceğim. Tim Berners Lee ve Vinton Cerf’i internetle anıyoruz ve bu isimler bu buluşlarla tarihe isimlerini nakşederek dünyadan çekip gitti. Tabi geriye büyük bir miras bırakarak ayrıldılar aramızdan.
Medeniyetlerin inşası da öyle kolay olmadı elbette. Bugün dünyanın birçok noktasında yapılan kazılarda, binlerce yıl öncenin sanatına şahitlik ediyoruz. Zor şartlarda, ağır yükü sırtlanan o dönemin insanları bugünün insanına adeta ders vermiş. İmkansızlıklar içinde imkan bulup önemli eserler ortaya koyan çağlar öncesinin insanı, bugünün hazırcılarına bıraktıkları mirasla insanın azim ve kararlılığına dikkat çekmiş adeta.
Peki biz, bugün dünyada yaşayanlar, yarına ne bırakacağız? Neyin peşindeyiz ve neyle meşgulüz? Bir hedefimiz var mı? Kafa yorduğumuz meseleler günlük, malayani işler mi yoksa geleceğe yönelik mi düşünüyoruz? (Bunları herkes kendi dünyasında düşüne dursun.)
Yukarıda da belirttim, asırlar önce zor şartlar altında medeniyet inşa eden o dönemin insanı mı daha çok yorulmuş, biz mi? 1000 yıl sonra bulunduğumuz şehirde, ülkede günümüze dair araştırma yapmak isteseler ortaya nasıl bir tablo çıkar acaba?
Geleceğe bir eser bırakmak zorunda değil miyiz? “Geldi, geçti ömrüm benim” diyoruz, yaş ilerledikçe, dönüp geçmişe baktığımızda yürek sızlatan bir hayata mı imza atmışız yoksa adam gibi bir yaşama mı?
Hele bir düşünelim, günü yiyip, içip, gezmekle mi tüketiyoruz yoksa…
100 yıl önce bulunduğumuz şehrin sakinlerinden tanıdığımız yok caddelerde, o dönemden geriye kalan yapılan çalışmalar ve bırakılan eserleri görüyoruz, bazısının mimarını biliyor, bazısını bilmiyoruz.
Madem Rahman, bizi dünyaya gönderdi, biz de buradan giderken geriye bir şeyler bırakmak zorundayız. Bu illa ki buluş, icat olmayabilir, bugünün en büyük sorunu kötülük değil mi? Evet her alanda kötülük başını almış gidiyor, hiçbir şey yapamıyorsak, neslin ıslahı adına bir adım atmalı, kafa yormalıyız. Yoksa halimiz harap, müflis tüccar misali, geldik, gidiyoruz. Peki elimizde ne var, koca bir hiç…




















