(The Turkish Post) – CEMİL SUAT
Bir görüntü var kafamda: Salah, Amed deplasmanında sağ çapraftan plase bir vuruşla topu ağlara gönderiyor, tribünler ayağa kalkıyor, sonra maç bitiyor ve skorbort 2-1 yazıyor ama kaybeden taraf Trabzonspor. Bu sahne, aslında bu sezonun en özet fotoğrafı.
Trabzonspor, geçtiğimiz yaz futbol dünyasının konuştuğu bir hamle yaptı. Liverpool’un efsanevi golcüsünü, “şampiyonluk” iddiasıyla kadrosuna kattı. Bordo-mavili camianın bir kesimi bunu tarihi bir adım olarak görürken, bir kesim de yaş ve maliyet endişesiyle temkinli yaklaştı. Aradan üç hafta geçti ve ortaya çıkan tablo, ikisinin de kısmen haklı olduğunu gösteriyor.
Rakamlar ne diyor?
Salah’ın kişisel istatistikleri gayet iyi: Son iki lig maçında 3 gol, 122 dakikada 2 gol, dünya basınından övgü yağmuru. Marca “gerçek bir efsane” diyor, Bild “sonunda Türkiye’ye alıştı” başlığı atıyor. Ama takımın karnesi bambaşka bir hikâye anlatıyor: 3 maçta 1 galibiyet, 1 beraberlik, 1 mağlubiyet, 4 puan, 11. sıra. Zirvedeki isimlerin 7 puanla açtığı fark şimdiden 3 puana ulaştı.
Bu, “yıldız oyuncu getirdik, gerisi kendiliğinden gelir” mantığının ne kadar kırılgan olduğunun kanıtı. Salah bireysel olarak vaadini tutuyor; sorun onda değil, onun etrafında.
Tek adam takımı olmanın bedeli
Amed maçında Trabzonspor’un attığı tek golü Salah attı, ama takım 2 gol yedi. Bu basit ama çok şey anlatan bir detay. Bir takımın savunması, tek bir oyuncunun formundan bağımsız olarak çalışması gereken bir mekanizmadır ve şu anda Trabzonspor’un savunma organizasyonu, hücumdaki bireysel parıltıyı gölgeliyor.
Daha vahim olan, orta sahanın Salah’ı besleme ve onun açtığı boşlukları değerlendirme konusunda henüz bir kimlik oluşturamamış olması. Bir yıldız transferi, etrafındaki oyuncuların da ona göre pozisyon almasını, oyunun ona göre kurgulanmasını gerektirir. Bu uyum, taktik tahtada bir gecede oluşmuyor ve Fatih Tekke’nin Ferencvaros sonrası yaptığı denemeler, bu arayışın hâlâ sürdüğünü gösteriyor.
Beklenti tuzağı
Kulübün transferi “şampiyonluk projesi” olarak sunması, kısa vadede bir bumerang etkisi yaratmış olabilir. Taraftar, her maçta anında sonuç bekliyor; ama 34 yaşında, farklı bir ligden, farklı bir tempoya gelen bir oyuncunun adaptasyonu zaman ister. Sorun şu ki, futbolda zaman lüksü sınırlı puan kaybı birikince, “adaptasyon süreci” argümanı da inandırıcılığını yitirmeye başlıyor.
Peki şimdi ne olacak?
Üç haftalık bir tablo, sezonu tayin etmez bunu unutmamak lazım. Ama alarm zilleri çalmaya başladı bile. Trabzonspor yönetiminin ve teknik heyetin önündeki asıl soru, Salah’ı daha fazla nasıl golcü yapacakları değil; onun etrafındaki 10 oyuncuyu nasıl bir sisteme oturtacakları. Yıldız parlıyor ama takım karanlıkta kalıyorsa, o parıltının hiçbir anlamı yok.
Salah, Trabzon’da yalnız değil ama sahada öyle görünüyor. Ve bu yalnızlık, eğer hızla giderilmezse, kulübün yaz aylarında kurduğu büyük hayalin en kısa sürede bir hayal kırıklığına dönüşmesine neden olabilir.





















