(The Turkish Post) – ASLI GÜNEY
Türkiye’de yargı camiasında aynı soru soruluyor: “Savcı Yüksel Kocaman ne zaman istifa edecek?” diye. Özellikle de birkaç gün önce Danıştay Üyesi Muharrem Özkaya, Ayhan Bora Kaplan suç örgütünden rüşvet aldığı iddia edilen Yargıtay üyesi Yüksek Kocaman’ın istifa etmesi gerektiği yönünde sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Ancak Kocaman’dan çıt yok. Bu pek hayra alamet değil. Belki de Kocaman hala bir işaret fişeği bekliyor, farklı mecralardan. Ancak dava dosyasına giren belgeler, yenilip yutulacak cinsten değil. Kocaman’ın Ankara Cumhuriyet Başsavcısı olduğu dönemde, Kaplan’ın dosyalarını kapatma karşılığı lüks bir araç aldığı, eşinin kuaför masraflarını karşılattığı ve evinin ihtiyaçlarını da örgüte ödettiği resmiyet kazandı. Artık top yükseklerde. Muhtemelen ki, onlarda Kocaman’ın kendi isteği ile görevden ayrılmasını bekliyor. Ancak bu adım gerçekleştiğinde Kocaman, başına gelecekleri az çok hesap ettiğinden dolayı, temkini elden bırakmamaya çalışıyor.
Ne yazık ki, ülkede yargıya duyulan güven gün geçtikçe azalıyor. Bazı yargı mensuplarıyla ilgili ortaya saçılan bilgi ve belgeler, haliyle tüm yargı camiasını zor durumda bırakıyor. Bazı üst düzey yargı mensupları da, camialarını töhmet altında bırakmamak adına aklıselim davranmaya çalışıyor. Ancak suça bulaşmış bazı yargı mensuplarının fütursuz davranışlarını devam ettirmesiyse, onları çileden çıkarıyor. Maalesef, her dönemde benzer dosyalar, benzer isimler ve benzer ilişkiler ağı yeniden karşımıza çıkıyor. Bu kez merkezde, suç örgütü liderliği iddiasıyla tutuklu yargılanan Ayhan Bora Kaplan ile eski Ankara Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay üyesi Yüksel Kocaman arasındaki ilişkilere dair resmi belgelere yansıyan iddialar var.
Resmi dava dosyalarına girmesine karşın, biz iddia demeye devam edelim. Ancak şunun altını çizmem gerekirse, Kocaman’a atfedilen iddialar vahimin ötesinde. Ayhan Bora Kaplan ve adamları hakkındaki bazı davaları düşürmek ve takipsizlik vermek karşılığında rüşvet aldığı öne sürülüyor. Lüks bir araç, karşılanan kişisel masraflar, bir evin tadilatı bunlardan sadece birkaçı. Kamuoyu ABK hakkında hangi dosyaların kapağının kapatıldığı merak ediyor. Haliyle bu soruya en iyi cevabı da Savcı Kocaman verecektir. Ne hikmetse kocaman iddialar ortalarda dolaşırken, kendisinden hiçbir açıklama gelmemesi de manidar sanırım.
OLAĞAN BİR DOSTLUK OLAMAZ!
Hukuki bir açıdan izah etmem gerekirse, Kocaman ile örgüt yöneticisi Kaplan arasındaki trafik, sıradan bir tanışıklığın, olağan bir sosyal ilişkinin sınırlarını çoktan aşan unsurlar olduğu kesin. Eğer resmi evraklara yansıyan bu bilgiler doğruysa, mesele yalnızca bireysel bir etik ihlali değil; doğrudan doğruya yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının zedelenmesi anlamına geliyor. Bu durumda da, Yüksel Kocaman’ın Ankara’da normal bir savcı ve ardından da, Başsavcılık yaptığı dönemdeki bütün dosyalar mercek altına alınması gerekir. Sadece de Kaplan ile ilgili dosyalar değil… Etki etmiş olabileceği dosyalar da titizlikle araştırılmalı. Şayet Kocaman’ı kurtarmak adına atılacak en ufak bir adım, tüm yargı camiasını töhmet altına bırakacaktır. Bizden uyarması.
Çünkü yargı makamı, toplumun en son sığınağıdır. Adalet duygusunun zedelendiği bir yerde, devlet ile vatandaş arasındaki bağ da zayıflar. Bir başsavcının ya da yüksek yargı mensubunun, hakkında ağır suçlamalar bulunan bir kişiyle bu denli yakın ilişki içinde olduğu iddiası, “hukuk önünde eşitlik” ilkesini tartışmalı hale getirir. Çünkü bu tablo, akıllara kaçınılmaz olarak şu soruyu getirir: Adalet gerçekten herkese eşit mi, yoksa bazıları için ayrıcalıklı bir alan mı?
MESELE KOCAMAN’IN ŞAHSI DEĞİL, TEMSİL ETTİĞİ MAKAM
Sorunun kendisi bile başlı başına bir krizdir. Burada asıl mesele yalnızca Yüksel Kocaman’ın şahsı değildir. Mesele, yargı camiası içinde yıllardır dillendirilen fakat çoğu zaman üstü örtülen “çürüme” iddialarının somut örneklerle görünür hale gelmesidir. Bu tür ilişkiler, liyakat yerine sadakatin, hukuk yerine bağlantıların belirleyici olduğu bir düzen algısını güçlendirir. Oysa yargının itibarı, bireylerin itibarıyla değil; kurumsal şeffaflık ve hesap verebilirlikle korunur. Eğer bir yargı mensubu hakkında bu denli ciddi iddialar varsa, yapılması gereken şey savunma refleksi geliştirmek değil, şeffaf bir şekilde gerçeği ortaya çıkarmaktır. Aksi halde, sessizlik ve görmezden gelme, bu iddiaların gölgesini daha da büyütür.
Toplum artık sadece kararların değil, o kararları verenlerin de sorgulanmasını istiyor. Çünkü adalet, yalnızca mahkeme salonlarında verilen hükümlerle değil, o hükümlerin arkasındaki ahlaki duruşla da anlam kazanır.
Burada da eşitlik ve adalet kavramı öne çıkar. Bunun yolu da öncelikle Savcı Kocaman’ın görevinden istifa etmesi, ardından da bağımsız ve tarafsız yargıya kendini teslim etmesiyle ortaya çıkar. Hiç kimse suçu kesinleştiği ana kadar suçlu değildir. Burada kimse peşinen Kocaman’ı suçlu ilan etmiyor. Ancak “Kocaman sorular” cevapsız kaldıkça, üzerindeki şaibeler de artmaya devam ediyor. Bakalım, Ankara hafta içinde nasıl bir yaklaşım gösterecek.
Hep birlikte göreceğiz…
























