(The Turkish Post) – BÜNYAMİN ÜNAL
Bazı ilişkiler başlarken insanın içini ısıtan bir yakınlık duygusu verir. Kişi kendisini ilk kez gerçekten görülmüş ve anlaşılmış gibi hisseder. Ancak zaman geçtikçe bu masalsı atmosfer çözülür. Yerine belirsizlik, kendini suçlama ve giderek artan bir duygusal yorgunluk gelir. Psikolojide bu tablo örtük narsistik ilişki dinamiği olarak tanımlanır.
Bu tür ilişkilerde sevgi, iki insanın doğal bir bağ kurmasından çok içsel bir eksikliği tamamlama aracına dönüşür. En yoğun etki ise partner üzerinde görülür.
Bilim Ne Söylüyor? (Kısa Çerçeve)
- Psikanalitik yaklaşım: Bazı bireyler içlerindeki utanç ve yetersizlik hissinden kaçmak için “sahte benlik” geliştirir (Kohut, Winnicott).
• Nesne ilişkileri kuramı: Partner, zamanla ihtiyaçları karşılayan bir “nesne” gibi görülür (Klein, Kernberg).
• Bağlanma kuramı: Yakınlık hem istenir hem korkulur; bu yüzden ilişkide yaklaş–geri çekil döngüsü olur (Bowlby, Ainsworth).
• Davranışçı yaklaşım: Sevginin bazen verilip bazen çekilmesi aralıklı pekiştirme yaratır ve bağ kopamaz (Skinner).
• Travma bağı literatürü: Sevgi ile stresin birlikte yaşandığı ilişkiler güçlü bir kimyasal bağlılık doğurabilir (Herman, Carnes, Dutton & Painter).
• Bilişsel yaklaşım: Kişi zamanla kendini suçlamaya ve gerçeği çarpıtmaya başlar (Beck).
Bu nedenle yaşananlar kişisel zaaf değil, insan beyninin ilişkiye verdiği doğal tepkilerdir.
Partnerin İç Dünyasında Neler Olur?
- Başlangıçta güçlü bir bağ oluşur
- “Biri beni nihayet gerçekten anladı.”
• Beynin ödül sistemi (dopamin) devrededir. Umut ve güven artar.
- Sonra belirsizlik başlar
- Duygusal mesafe ve soğukluk görülür.
• Partner kendini sorgular: “Bir hata mı yaptım?”
- Daha fazla verme ve uyum sağlama çabası
- Daha dikkatli, daha anlayışlı olmaya çalışır.
• Kendi sınırlarını ve ihtiyaçlarını geri plana atar.
- Kopamama ve kararsızlık ortaya çıkar
- Bazen sevgi, bazen uzaklık yaşanır.
• Bu düzensiz ödül sistemi travma bağı geliştirir.
• Kişi aklıyla fark eder ama duygusal olarak ayrılamaz.
- Özsaygı sessizce zayıflar
- “Belki de yeterince iyi değilim.” düşüncesi yerleşir.
• İç ses kısılır, özgüven azalır.
- İlişki içinde yalnızlık hissi oluşur
- Fiziksel olarak birlikte olunsa da duygusal kopukluk derinleşir.
• Güven duygusu sarsılır.
- Çelişkili bir sevgi duygusu gelişir
- “Hem seviyorum hem çok yoruluyorum.”
• Ayrılma fikri suçluluk ve korku yaratır.
Sonuçta kişi çoğu zaman ne kalabilir, ne gidebilir.
Neden Ayrılmak Zordur?
- Sevgi–soğukluk döngüsü beyni koşullandırır
• “Bir gün düzelecek” umudu canlı tutulur
• Terk edilme ve yalnız kalma korkusu devreye girer
• Öz-değer duygusu zayıfladıkça ayrılık daha tehdit edici görünür
Bu nedenle kopuş, dışarıdan göründüğünden çok daha karmaşıktır.
Bu Süreç Partnerde Neleri Zedeler?
- duygusal güven duygusu
• sınır koyma kapasitesi
• özsaygı
• kendilik hissi
Ve belki en önemlisi:
Kişi kendi değerinden şüphe etmeye başlar.
İyileşme Ne Zaman Başlar?
İlk adım, yaşananın adını koyabilmektir. Ardından:
- kendini suçlamayı bırakmak
• sınır koymayı yeniden öğrenmek
• öz-değer duygusunu onarmak
• travma bağını fark etmek
• gerekirse iletişimi sınırlamak veya kesmek
• profesyonel destek almak
iyileştirici süreçte önemli rol oynar.
Gerçek değişim, karşı tarafın dönüşümüyle değil; kişinin yeniden kendine yaklaşmasıyla mümkün olur.
Son Söz
Sağlıklı sevgi:
- belirsizlik üretmez
• değersizlik hissi yaratmaz
• insanı sürekli sınavdan geçirmez
Eğer sevgi ile kaygı yan yana yürüyorsa, orada bağımlılık temelli bir ilişki gelişmiş olabilir.
Bilim bize şunu söyler:
Gerçek sevgi büyütür. Bağımlılık küçültür.






















