(The Turkish Post) – BÜNYAMİN ÜNAL
Ekonomik krizler, siyasi çatışmalar ve toplumsal kırılmalar sona erebilir. Ama insanların birbirlerine yaptıkları, yapmadıkları ve söyledikleri geride kalır. Peki hayat normale döndüğünde biz de eski halimize dönebilecek miyiz?
Bir gün yeniden aynı masaya oturacağız.
Belki yıllardır konuşmadığımız bir arkadaşımızla. Belki zor zamanlarda bizi yalnız bıraktığını düşündüğümüz bir akrabamızla.
Her şey geride kalmış olacak. Sokaklar sakinleşmiş, siyasi gerginlik azalmış, günlük hayat yeniden başlamış olacak.
Ama biz geçmişte yaşananları unutmamış olacağız.
Kim ne söyledi? Kim sustu? Kim yardım etti? Kim arkasını döndü?
Büyük krizlerde yalnızca ülkeler değişmiyor. İnsanların birbirleri hakkındaki düşünceleri de değişebiliyor.
Ve kriz bittiğinde bu düşüncelerle yaşamaya devam ediyoruz.
AYNI OLAY, FARKLI HAFIZALAR
Bir aile düşünün.
Büyük bir siyasi kriz yaşanıyor. İki kardeş olaylara farklı bakıyor. Biri yaşananları büyük bir haksızlık, diğeri gerekli bir müdahale olarak değerlendiriyor.
Tartışıyorlar. Kırılıyorlar. Sonunda konuşmamaya başlıyorlar.
Yıllar geçiyor, koşullar değişiyor. Ama kırgınlık devam ediyor.
Sosyal psikolog Linda Skitka’nın 2010 yılında yayımlanan The Psychology of Moral Conviction başlıklı çalışması, bu tür anlaşmazlıkların neden derinleşebildiğini anlamamıza yardımcı oluyor.
Skitka’ya göre insanlar bir görüşü yalnızca doğru değil, ahlaken zorunlu olarak gördüklerinde karşıt düşüncelere daha az tahammül gösterebiliyor.
Tartışma artık yalnızca neyin doğru olduğu üzerine değil, kimin iyi, kimin kötü olduğu üzerine yaşanıyor.
Oysa bir insanın yanlış düşündüğüne inanmakla, kötü bir insan olduğuna inanmak aynı şey değil.
Üstelik aynı olayı yaşayan insanlar, yıllar sonra bambaşka şeyler hatırlayabiliyor. Biri söylediklerini hatırlarken diğeri duyduklarını unutmuyor.
Her ikisi de kendi hafızasına güveniyor.
KORKU İNSANI HAKLI ÇIKARIR MI?
Zor bir dönemde bir arkadaşınızdan yardım istediğinizi düşünün.
Yardım etmiyor.
Belki korkuyor. İşini kaybetmek istemiyor. Ailesini korumaya çalışıyor.
Yıllar sonra yeniden görüşmek istiyor.
Ne yaparsınız?
Korkusunu anlayabilirsiniz. Ama anlamak, davranışını haklı bulmak zorunda olduğunuz anlamına gelmez.
Çünkü arkadaşınız korktuğu için sizi yalnız bırakmış olabilir. Yine de yalnız bırakılmışsınızdır.
Öte yandan aynı koşullarda bizim ne yapacağımızı kesin olarak bilebilir miyiz?
Bugün kolaylıkla savunduğumuz ilkeleri, yarın ağır bir bedel ödememiz gerektiğinde de savunabilecek miyiz?
Korkmak insanın elinde olmayabilir. Korktuğunda ne yapabileceği de içinde bulunduğu koşullarla sınırlanabilir.
Ama bir davranışın anlaşılabilir olması, sonuçlarının hiç konuşulmayacağı anlamına gelmez.
Belki de krizlerden sonra en zor konuşmalar bunlar olacak.
HERKES KENDİ HİKÂYESİNDE HAKLI
İnsanın hafızası bazen kendisine karşı fazlasıyla anlayışlı.
Kendi sessizliğini zorunluluk, başkasının sessizliğini korkaklık olarak görebiliyor. Kendi öfkesini haklı tepki, başkasının öfkesini saldırganlık sayabiliyor.
Korkmuştum. Başka çarem yoktu. Ailemi düşünmem gerekiyordu.
Bunların hepsi gerçek nedenler olabilir.
Ama aynı açıklamaları başkalarından duyduğumuzda da kabul edecek miyiz?
Bir insan gerçekten haksızlığa uğramış olabilir. Aynı zamanda başka birine haksızlık da yapmış olabilir.
Kendisine yapılanı hatırlaması, kendi yaptığını unutmaması için yeterli değil.
Büyük krizlerden sonra herkesin anlatacak bir hikâyesi olacak. Kayıplarını, korkularını, haklı nedenlerini anlatacak.
Peki o hikâyelerde başkalarına verdiğimiz zararların yeri neresi olacak?
AFFETMEK ZORUNDA MIYIZ?
Psikolog Nurit Shnabel ve Arie Nadler’in 2008 yılında yayımlanan uzlaşma araştırması, haksızlığa uğrayanlarla haksızlığı yapanların farklı psikolojik ihtiyaçlar taşıyabildiğini gösteriyor.
Mağdur, uğradığı haksızlığın kabul edilmesini ve kaybettiği kontrol duygusunu yeniden kazanmayı isteyebiliyor. Haksızlığı yapan ise yeniden ahlaki kabul görmeye ihtiyaç duyabiliyor.
Bu araştırma kişiler arası ilişkiler üzerine. Ancak toplumsal krizlerin ardından yaşanabilecek anlaşmazlıkları düşünmek için de anlamlı bir çerçeve sunuyor.
Çünkü bir taraf yaşananların kabul edilmesini beklerken diğeri artık geçmişte yaptıklarıyla anılmak istemeyebilir.
Böyle bir durumda geçmişi unutalım demek yeterli mi?
Bence değil.
Üstelik bir toplumun normale dönme isteği, zarar gören insanların adalet beklentisinden daha önemli sayılamaz.
Affetmek kişisel bir karar. Kimsenin başkasından talep edebileceği bir borç değil.
Ama hesaplaşmakla intikam almak arasında da fark var.
Gerçek sorumluları görmezden gelmek adalet değil. Sorumluluğu olmayan insanları cezalandırmak da.
Birlikte yaşayabilmek, birbirimizin yaptıklarını onaylamamızı veya yaşananları unutmamızı gerektirmiyor.
PEKİ SONRA?
Belki bütün bunları şimdiden düşünmek gerekiyor.
Çünkü büyük krizler sırasında korku, öfke ve belirsizlik kararlarımızı etkileyebilir. Bugün söylediklerimizi yarın savunmakta zorlanabilir, yaptıklarımızdan pişman olabiliriz.
Belki güvendiğimiz insanlar bizi şaşırtacak. Belki hiç yakın olmadığımız insanlardan iyilik göreceğiz.
Belki kendimiz hakkında da bilmediğimiz şeyler öğreneceğiz.
Bilmiyoruz.
Ama bir gün koşullar değiştiğinde, geçmişte farklı taraflarda durmuş insanlarla yeniden aynı sokakta yaşayacağız. Aynı marketten alışveriş yapacak, aynı okulun önünde çocuklarımızı bekleyeceğiz.
Birbirimizi sevmek zorunda olmayacağız. Affetmek de zorunda olmayacağız.
Yine de birlikte yaşamanın bir yolunu bulmamız gerekecek.
Bunun için herkesin aynı geçmişi hatırlaması gerekmiyor. Ama kendi geçmişine bakarken de biraz dürüst olması gerekiyor.
Bir gün bütün bunlar geride kalabilir. Sokaklar sakinleşir, hayat normale döner.
Yıllardır görüşmediğimiz insanlarla yeniden karşılaşırız. Belki aynı masaya bile otururuz.
O gün herkesin anlatacak bir hikâyesi olacak.
Peki yalnızca bize yapılanları mı hatırlayacağız?
Bilimsel kaynaklar
- Skitka, L. J. (2010). The Psychology of Moral Conviction. Social and Personality Psychology Compass, 4(4), 267–281.
- Shnabel, N. ve Nadler, A. (2008). A Needs-Based Model of Reconciliation: Satisfying the Differential Emotional Needs of Victim and Perpetrator as a Key to Promoting Reconciliation. Journal of Personality and Social Psychology, 94(1), 116–132.
























