(The Turkish Post) – PROF. DR. BÜNYAMİN ÜNAL
Toplumda yaygın bir kanaat vardır:
“Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan kişiler dikkatsizdir, dağınıktır ve çoğu zaman tembeldir.”
Oysa klinik gerçeklik bundan oldukça farklıdır.
Bu tanıya sahip birçok kişi ne yapması gerektiğini aslında çok iyi bilir. Plan yapar, başlamak ister, niyet eder. Ancak uygulamaya gelindiğinde sanki görünmez bir duvarla karşılaşır. Bu nedenle onlardan en sık duyulan cümle şudur:
“İstiyorum ama başlayamıyorum.”
Burada sorun isteksizlik değil, davranışa erişimin yüksek maliyetli olmasıdır. Beyin, gitmek isteyen ama freni çekili bir araca benzer: Niyet vardır, enerji vardır; fakat hareket başlamakta zorlanır.
BU BİR KARAKTER SORUNU DEĞİLDİR
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu ’nu “disiplin eksikliği”, “iradesizlik” ya da “kişisel zayıflık” olarak yorumlamak büyük bir hatadır. Sorunun temelinde beynin dikkat, ödül ve motivasyon sistemlerinin işleyişindeki farklılıklar bulunmaktadır.
Bu farklılıklar şu tabloyu doğurur:
Başlamak zor olur
Bölünmek çok kolaydır
Dağıldıktan sonra işe geri dönebilmek daha da zordur
Asıl kırılma noktası tam olarak buradadır:
Sorun, dağılmak değil; dağıldıktan sonra geri dönememektir.
MUCİZE BEKLEMEK YERİNE DOĞRU YAKLAŞIM
Modern yaklaşımlar, bu tabloya üç temel katman üzerinden yaklaşır.
Birinci Katman: Sinir Sistemini Sakinleştirmek
Sinir sistemi alarm hâlindeyken odaklanma ve davranış kontrolü kalıcı olamaz. Bu nedenle öncelik;
Uyku düzeni
Beslenme alışkanlıkları
Hareket ve egzersiz
Stres yönetimi gibi biyolojik temellerin güçlendirilmesidir.
Çünkü düzenleme (regülasyon) olmadan öğrenme gerçekleşmez.
İkinci Katman: Beden Üzerinden Davranışı Başlatmak
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan bireylerde çoğu zaman davranışı başlatan şey düşünce değil, bedensel aktivasyondur.
Bu nedenle yürüyüş, ritmik hareketler ve duyusal farkındalık egzersizleri gibi uygulamalar yalnızca “motivasyon artırıcı” değil; nörobiyolojik bir anahtar işlevi görür.
Üçüncü Katman: Küçük ve Başlanabilir Adımlarla Öğretmek
Psikolojik destek sürecinin amacı, kişiyi sürekli “motive etmek” değildir. Amaç, görevleri ulaşılabilir parçalara bölerek başlama eşiğini düşürmektir.
Örneğin: “Ders çalış” demek yerine, önce “sadece defteri aç” demek.
Bu küçük görünen değişiklik, bu tanıya sahip bireyler için belirleyici olabilir.
BAŞARI NASIL ÖLÇÜLÜR?
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan bir kişi için başarı, şu soru ile ölçülmez:
“Günde kaç saat çalıştın?”
Asıl önemli soru şudur:
“Kaç kez başlayabildin?”
Çünkü hayat, başlama sayısı arttıkça değişmeye başlar.
EN ÖNEMLİ BECERİLERDEN BİRİ: GERİ DÖNEBİLMEYİ ÖĞRENMEK
Herkes zaman zaman dağılır.
Ancak bu tanıya sahip bireyler dağıldıklarında çoğu zaman kendilerini suçlar ve tamamen bırakma eğilimi gösterebilir.
Oysa öğretilmesi gereken temel tutum şudur:
“Evet dağıldım, fakat kaldığım yerden devam edebilirim.”
Kalıcı değişimi sağlayan asıl beceri budur.
GERÇEK DEĞİŞİM GÜNLÜK HAYATTA OLUR
Haftada birden fazla terapi seansı ya da yalnızca motivasyon konuşmaları kalıcı sonuç üretmez. Asıl değişim günlük yaşamın içinde gerçekleşir.
Bu nedenle sürdürülebilir ve basit bir yapı gerekir:
Her gün düzenli kısa yürüyüş
Küçük ve açık tanımlı hedef
Kısa geri bildirim
Ve en önemlisi, suçlayıcı dil kullanmamak
Uyum düştüğünde hedef küçültülür, kişi yeniden güvenli bir çerçeveye alınır.
KİMLER İÇİN UYGUNDUR?
Bu yaklaşım özellikle:
“Biliyorum ama yapamıyorum” diyenler
Başlamakta zorlananlar
Düzen ve yapı ihtiyacı olanlar
Sürekli eleştirilmekten yorulmuş bireyler için uygundur.
Buna karşılık, hızlı ve mucizevi sonuç bekleyenler için doğru yöntem değildir.
SONUÇ: YARGILAMAK DEĞİL, ANLAMAK GEREKİYOR
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, bir zayıflık ya da kusur değil; beynin çalışma biçimindeki farklılıktır. Bu farklılık doğru anlaşıldığında:
Birey kendini suçlamayı bırakır
Aileler daha sağlıklı destek verebilir
Eğitim ve iş hayatı daha erişilebilir hâle gelir
Ve en önemlisi:
Amaç, kişiyi değiştirmek değil; hayatı daha yönetilebilir kılmaktır.
Doğru bakış açısı, bu bireylerin hayatla bağlarını güçlendirir ve onların potansiyellerine daha adil bir zeminde ulaşmalarını sağlar.























