(The Turkish Post) – AYŞEM NARLI
İnsanoğlunun hayat serüveninin başladığı ilk dönem, bebeklik ve bebekliğin hemen ardından gelen çocukluk dönemidir.
Çocukluk; saflığın, temizliğin ve doğallığın en yoğun yaşandığı dönemdir. Bu dönemin sağlıklı geçirilmesi, kişinin ileriki yaşamı hakkında sağlam bir yol haritası çizer. Tıpkı temeli sağlam atılan bir binanın, yıllar boyunca afetlere, depremlere ve türlü olumsuzluklara rağmen dimdik ayakta kalması gibi.
Biz yetişkinler zaman zaman hislerimizi ve duygularımızı tam manasıyla ifade edemeyebiliriz. Ancak çocuklarımıza karşı hissettiğimiz güzel duyguları sadece düşünce ve his olarak bırakmamalı; sık sık onlara göstermeli ve hissettirmeliyiz. Eyleme dönüşen olumlu söylemlerimiz, çocuğun hem zihin dünyası hem de ruh dünyası için çok daha anlamlı olacaktır.
Sevgiyi ve sevilmeyi hisseden çocuk; değer gördüğü, birey olarak kabul edildiği için hem güzel bir çocukluk geçirir hem de ergenlik ve yetişkinlik dönemlerine ilerlerken ayakları yere daha sağlam basar.
Sevgi, sevme ve sevilme duygusu çocuğu besleyip büyüten mucizevî bir güçtür ve tamamen ücretsizdir.
ÇOCUKLARINIZI ÇOK SEVİNİZ
Sevgisizlik ise çocuğun hem o anki hem de ileriki yaşamında ortaya çıkabilecek problemlerin en önemli kaynaklarından biridir. Sevgisizlik, değersizlikle eşdeğerdir. Çocuğu yalnızlaştırır, saldırganlaştırır; çocuktaki olumlu duyguları köreltir ve işlevsiz hâle getirir.
Modern pedagoji şunu söyler: Çocuğunuza verebileceğiniz en güzel nasihat, ona iyi bir örnek olmaktır. Çocuğu sevmek; onu yalnızca yararlı besinlerle değil, sevgiyle, ilgiyle ve kaliteli zamanla da beslemektir. Çocuğun hem zihin dünyasını hem de gönül dünyasını doyurmaktır.
Dinî literatürde çocuk eğitimine baktığımızda ise şu anlamlı sözlerle karşılaşırız:
“Yedi yaşına kadar çocuklarınızla oynayınız, on beş yaşına kadar arkadaşlık ediniz, on beş yaşından sonra ise çocuklarınıza danışınız, onlarla fikir alışverişinde bulununuz.”
Bu sözler, çocuğun yetişkinliğe uzanan yolculuğunda, ona ne zaman ve nasıl davranılması gerektiğine dair son derece kıymetli bir yol haritası sunmaktadır.
Buradan hareketle çocuklarımızı kendi çağımıza göre değil, onların içinde bulundukları çağın koşullarına göre yetiştirmeliyiz. Bu yaklaşım, akıntıya karşı kürek çekmemizi önleyecek; çocuğumuzla daha az çatışma yaşamamızı sağlayacaktır.
Aynı zamanda onun gibi düşünüp onun gibi hissedebildiğimiz için, aramızdaki iletişim engelleri de ortadan kalkacaktır. Neticede diyalog kapıları her zaman açık kalacaktır.
0–6 YAŞ ARASI ÇOK ÖNEMLİ
Biz psikolojik danışmanlar, 0–6 yaş dönemini son derece önemseriz ve bu dönemin sağlıklı geçirilmesini, çocukla kaliteli zaman geçirilmesini her öğretmen ve veli seminerinde özellikle vurgularız. Çünkü karakterin büyük ölçüde şekillendiği bu dönemde çocuğun algıları sürekli açıktır.
Çevresini, özellikle anne ve babasının davranışlarını model alır; doğru-yanlış ayrımı yapmaksızın bu davranışları hayatının birçok aşamasına taşır.
Çocuk, bu modelleme süreciyle hem günlük yaşamda kişisel ilişkilerinde hem de ileride karşılaşabileceği problem durumlarında, büyük oranda çocukluk döneminde zihnine işlenen verilere göre çözüm üretir. Kendisini ve hayatını bu doğrultuda şekillendirir, yol haritasını buna göre çizer.





















