(The Turkish Post) – ASLI GÜNEY
Gün geçmesin ki Türkiye’de yeni bir skandal patlak vermesin. Şimdi de Türk futbolunu yakından ilgilendiren bahis ve iddia konuları gündeme bomba gibi düştü. Ne hikmetse bu konular, adli makamlar tarafından değil de TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu tarafından açıklandı. Bu bile başlı başına hukuki bir sorun teşkil ediyor. Sebebi çok açık: TFF Başkanı, adli makamların ilgi alanına giren ve polisiye bir suç olan bahis meselesini açıklayarak, delillerin kaybolmasına ve silinmesine neden olmuştur. Bu nedenle adli makamların bir an önce suç duyurusunda bulunması elzemdir.
Ben, Türkiye’de patlak veren bu skandalın hukuki yönüyle ilgileniyorum. Benim bakış açıma göre; TFF ve MHK bünyesinde görev yapan hakemlerin 371’inin bahis hesabı bulunması ya da bunlardan 152’sinin aktif olarak bahis oynadığının tespit edilmesi hiçbir şeyi değiştirmez. Suç suçtur. Bir kişi de yapsa, onlarca kişi de ortak olsa mahiyeti değişmez. Ancak burada önemli olan, TFF Başkanı’nın açıklamasının içeriğidir. Bir başkan, kendi yönetimi altında gerçekleşen bir suçu hem araştıran hem açıklayan makam olamaz. Kaldı ki söz konusu suç, mevcut MHK Başkanı ve TFF Başkanı’nın görev dönemi içinde işlendiyse, hem ahlaki hem de hukuki olarak görevlerinden el çekmeleri gerekir. Ancak TFF Başkanı’nın, bir savcının yapması gereken incelemeyi yaparcasına suç listesi açıklaması ve bazı isimleri kamuoyuna duyurması başlı başına bir skandaldır.
Zorbay Küçük, üzerinden manipülasyon
Özellikle UEFA’nın TFF’ye sunduğu bahis ve iddia listelerinde ekleme ya da çıkarma yapılmadığını bu şartlar altında kimse garanti edemez. Ne hikmetse Türkiye’de yaklaşık bir haftadır sadece hakem Zorbay Küçük’ün ismi üzerinden bir manipülasyon yürütülmeye çalışıldığı açıkça görülüyor.
Futbolun merkezinde görev yapan 300’den fazla hakemin aktif bahis faaliyetinin içinde olmasına karşın, MHK Başkanı ve TFF Başkanı’nın sanki olay yalnızca bir hakemi ilgilendiriyormuş gibi davranması da düşündürücüdür. Hukuki olarak şunu belirtmek gerekir: Sporun merkezinde “adil oyun” ilkesi yer alır. Bu ilke yalnızca iki rakibin değil, hakemlerin, federasyonların, sporcuların ve yöneticilerin de etik bir düzen içinde hareket etmesini zorunlu kılar. Fakat günümüzde küresel ölçekte bahis, şans oyunları ve maç manipülasyonu tehdidi, futbolun meşruiyetini sarsan ciddi bir sorun haline gelmiş durumda. Bu kapsamda, Türkiye’de gündeme gelen hakemlerin bahis oynadığı iddiaları özellikle de Zorbay Küçük üzerinden yürüyen tartışma, adli, idari ve uluslararası boyutlarıyla incelenmeye değer bir vakadır.
6222 Sayılı Kanun neden işletilmiyor?
Hukuken, Türkiye’de spor müsabakalarında bahis ve şans oyunlarıyla ilgili düzenlemeler 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında yapılmakta. Bu kanun, spor müsabakalarının sonucuna veya düzenine etki edebilecek her türlü yasa dışı davranışı önlemeyi amaçlıyor. Ayrıca TFF’nin Futbol Disiplin Talimatı’nda, hakemlerin ve müsabaka görevlilerinin “futbolla ilgili herhangi bir aktivite üzerine doğrudan ya da dolaylı bahis ve benzeri şans oyunları oynaması yasaktır” şeklinde açık bir hüküm bulunuyor. Örneğin talimatın 57. maddesi, ihlal halinde 3 aydan 1 yıla kadar müsabakalardan men veya hak mahrumiyeti cezası öngörmekte.
TFF’yi zor günler bekliyor
Burada hukuken altı çizilmesi gereken nokta şudur: Türkiye’de bahis ve iddia, devletin belirlediği kurallar çerçevesinde ve resmî kurumlar aracılığıyla gerçekleşmekte. Dolayısıyla devletin de bu süreçte bir sorumluluğu var. Bunu görmezden gelemeyiz. Bu bilgiler ışığında; bahis oynamak yalnızca bir disiplin ihlali değildir. Eğer bir hakem kendi yönettiği maçlara bahis oynadıysa ya da maç sonucuna dair çıkar ilişkisine girdiyse, bu durum “maç manipülasyonu”, yani şike veya teşvik kapsamına girer. Böyle bir durumda hakem veya oyuncu hakkında cezai sorumluluk doğar. Aksi halde olay sadece etik ve ahlaki açıdan değerlendirilebilir.
Gelelim Türkiye’de ismi ön plana çıkan hakem Zorbay Küçük ile ilgili iddialara. Basına yansıyan bilgilere göre Küçük, geçtiğimiz günlerde savcılığa giderek suç duyurusunda bulundu. TFF Başkanı’nın iddialarının aksine hakkındaki hiçbir suçlamayı kabul etmedi. Bu durumda TFF Başkanı ve MHK Başkanı, Zorbay Küçük ile ilgili delilleri acilen kamuoyuna sunmalıdır. Aksi halde UEFA, “turpun büyüğünü heybeden” çıkarır. Uyarımı yapayım: TFF Başkanı’nı zor günler bekliyor. Çünkü Zorbay Küçük hem Türkiye’de hem de UEFA listesinde yer alan bir hakem. Bu düzeydeki bir hakemin bahis faaliyeti içinde olması, yalnızca ulusal değil, uluslararası düzeyde de soruşturma konusu olur. Bunu TFF ve MHK yönetiminin bilmemesi düşünülemez.
MHK Başkanı ve üyeler görevini yapmadı
Yukarıda anlatmaya çalıştığım üzere; eğer bir kurumda yüzlerce hakem kendi maçları ya da farklı müsabakalar üzerine bahis oynuyorsa, orada tuz kokmuştur. Bu seviyedeki bir kurumda, TFF Başkanı başta olmak üzere yönetim kurulu üyeleri ve MHK heyetinin görevini yapmadığı açıktır. En ahlaki duruş, istifa ederek sağlıklı bir soruşturmanın önünü açmaktır. Aksi halde birkaç hakemi günah keçisi ilan edip açıklama yapmak, hukuken yangından mal kaçırmaktan öte bir anlam taşımaz.
Burada bireysel bir vaka değil, sistematik bir sorun var. Özellikle Zorbay Küçük üzerinden somutlaşan bu olay, sadece spor sahasında yaşanan bir skandal değil; hukuk, kurumsal yönetim, etik ve uluslararası spor düzeni açısından çok katmanlı bir krizdir. Dolayısıyla bu tür bir olay karşısında yalnızca bireysel hukuki süreçlerin değil, sistematik önlemlerin devreye girmesi gerekir. Şeffaflık ve hesap verebilirlik mekanizmalarının güçlendirilmesi, spor etiği kültürünün yeniden inşasını zorunlu kılıyor. Türkiye için bu dönüşüm, hakemlik sisteminin yeniden yapılandırılması, risk haritalarının çıkarılması ve uluslararası işbirliğinin etkinleştirilmesiyle mümkün olacaktır.






















