(The Turkish Post) – ASLI GÜNEY
Türk futbolu bağırsaklarını temizliyor diye bir cümle kullanmak isterdim. Ancak uzaklardan gördüğüm tablo, fotoğrafın bu olmadığını gösteriyor bana. Nedeni çok açık. Çünkü birileri, resmen deliller üzerinde oynamaya yapıyor. Yapmaya da devam ediyor. Hukuktan az çok anlayan bir kişi, ne demek istediğimi açıkça anlayacaktır. Bahis ve şike iddiaları ortaya ilk atıldığında, TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, “Ucu nereye uzanırsa gideceğiz” demişti. Bizler de hukuka inananlar olarak, bu söze saygı duymuştuk. Ardından TFF Başkanı, tabiri yerindeyse ortaya karışık bir listeyi kamuoyuyla paylaşmıştı. Ne hikmetse, listede adı bulunan hakem Zorbay Küçük ve Beşiktaşlı oyuncular, soluğu Adliye’de almıştı. Ancak dakikalar içinde, üç isimde listeden çıkarılmıştı. Tabi ki burada, söz konusu şahısların “lekelenmeme hakkı”nın korunması gerekiyordu. Ancak TFF Başkanı, hiçbir hukuki araştırma yapmadan, onlarca kişiyi kamuoyunun önüne atarak, yem etmişti adeta.
Benim dikkatini çeken listede Murat Sancak ve Fenerbahçeli Mert Hakan Yandaş gibi isimler yoktu. Hatta kamuoyu baskına rağmen, bilinen hiçbir oyuncunun olmadığını yine TFF yönetimi resmen açıklamıştı. Şimdi gelelim asıl soruna. Aslında bütün mesele de burada yatıyor. TCK 281. madde bize açıkça yol gösteriyor. Kanuna göre: “Gerçeğin meydana çıkmasını engellemek amacıyla, bir suçun delillerini yok eden, silen, gizleyen, değiştiren veya bozan kişi, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” Devamında da, bu suçun kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranının artırılacağının altı çiziliyor. TFF Başkanı’nın açıkladığı listede olmayan ve dün itibariyle bahis oynamak iddiasıyla Mert Hakan Yandaş’ın tutuklandığı düşünüldüğünde, söz konusu oyuncuyu listeden kim çıkardı? TFF yönetiminin acilen bu soruya cevap vermesi gerekiyor. Aksi durumda TFF yönetimi ve MHK heyeti acilen istifa etmek zorundadır. Kanunen iki kurumda, hem Zorbay Küçük hem de Mert Hakan Yandaş meselesinde, delillerin karartılmasına kapı aralamıştır.
“İŞLENEN SUÇ, KULÜPLERİ BAĞLAMAZ”
Öte yandan Anayasa’nın 38. maddesiyle, TCK’nın 20. maddesinde, “Ceza Sorumluluğunun Esasları” ile ilgili kapsamlı bir değerlendirme yapılmaktadır. Buradaki maksadım, bahis iddiasıyla tutuklanan Fenerbahçeli Mert Hakan Yandaş’a itham edilen iddiaların kulübü bağlayamayacağı ilkesidir. Çünkü yaşanan vaka, bireyseldir. Burada köklü bir kulüp, bu kadar basit bir iddiayla asla karşı karşıya getirilemez. Ancak yaşanan vakada, söz konusu oyuncunun, oynadığı iddia edilen kuponları kendi maçına dair oynadığı düşünüldüğünde, olayın içinde bazı ortaklarının da olacağı şüphesini doğurmaktadır. Bu kapsamda, Fenerbahçe acilen savcılık ve TFF ile irtibata geçerek, hakkında iddia olan oyuncularla acilen profesyonel sözleşmesini fesih etmek zorundadır. Hatta oyunculara tazminat fesih ücreti de ödememesi gerekir. Çünkü hem profesyonel sözleşmeler hem de FİFA içtihatları bunu gerekli kılmaktadır. Buradan bir işaret fişeği yakmak isterim. Benim kulağıma gelen bilgilere göre; Sarı Lacivertli takımda, Yandaş gibi benzer şekilde bahis oynayan birkaç oyuncu daha bulunuyor. Yakında liste açıklandığında gerçekler ortaya çıkacaktır.
“FİFA, TÜRK TAKIMLARININ MAÇLARINI İNCELEMEYE ALDI”
Öte yandan Fenerbahçeli oyuncunun tutuklanması gerekçe olarak da, kuvvetli suç şüphesi gösterilmiş durumda. Buna göre; Fenerbahçeli oyuncunun, bir başka şüpheli Ersen Dikmen’e 2021–2025 yılları arasında 4 milyon 453 bin TL aktardığı, Dikmen’in de bu paraları kısa sürede “yasal bahis sitelerine” gönderdiği; bu paraların içinde Yandaş’ın formasını giydiği kulüplerin maçlarına bahis kuponlarının bulunduğu; dijital delillerde bu bahis kuponlarının görsellerinin çıktığı öne sürülüyor. İşte asıl sorunlar yumağı da burada ortaya çıkıyor. Yandaş, arkadaşlarının sahadaki performansı ve agresifliği üzerine bahis kuponları doldurmuş durumda. Şayet arkadaşlarının bilgisi dışındaysa, bir şey diyemem. Ancak varsa o zaman Fenerbahçe’yi hem içerde hem uluslararası camiada zorlu bir hukuki süreç bekliyor. Duyumlarına göre; FİFA’da Türk oyuncuların bulundukları maçları izlemeye almış durumda.
“MASUMİYET KARİNESİ ESAS OLMALI”
Son olarak Anayasa’nın 38/4. maddesi de “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” diyerek, masumiyet karinesini esas almaktadır. Hukuk devletinin bir gereği olan bu ilke nedeniyle, bir kimsenin suçluluğunun kesinleşmiş yargı kararıyla ispat edilmiş olmasına kadar, o kişinin suçsuz olduğu varsayılmalıdır. Burada renk fark edilmeksizin, karşı rakipler toptancı bir cezalandırmaya asla tabii tutulmamalıdır. Ancak burada da kulüplere ciddi bir sorumluluk düşmektedir. Futbolda “Temiz Eller operasyonu” olarak adlandırılacak süreci, kendi takımları adına bir arınma olarak değerlendirmek durumundalar. Şayet hukuka müdahale anlamına gelebilecek her tür adım, takımların itibarına zarar verecektir. Evet, tutuklanan oyuncular bir takımın oyuncuları. Ama illegal işlere adım attığında, bütün mesuliyet takımı değil, oyuncuyu bağlar. Hesap vermesi gereken de, futbolcular ve onlara yol gösteremeyen danışmanları olmalıdır.
Son olarak şunun altını çizmek durumundayım. Türk futbol camiası olarak, kulüpler, federasyon, oyuncular ve taraftar da bu süreçten ciddi dersler çıkarmalı.























