(The Turkish Post) – YALÇIN MENTEŞ
Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) sular durulmuyor. Bir yandan seçilmiş belediye başkanları tutuklanıp cezaevine konulurken, bir yandan da parti büyük bir abluka altında. Kemal Kılıçdaroğlu’nu yeniden göreve getiren “Mutlak Butlan” kararının ardından, dört kez Genel Başkan seçilen Özgür Özel ve arkadaşlarının geleceği bile muğlak durumda. Buna rağmen CHP Genel Başkanı Özgür Özel, adeta Türkiye çıkarması yaptı. Gittiği her ortamda yaşadığı hukuksuzluğu anlatmak için yoğun bir gayret gösteriyor. Burada temel bir yaklaşım mevcut. Türkiye’de siyaseti yakından takip edenlerin öngörülerine göre de Özel, başkanlığını ve siyasetteki yerini sağlamlaştırdı. Evet, hukuki olarak önünde ciddi ve engebeli bir süreç olduğu aşikâr. Ama verdiği mücadelenin sonucunu siyaseten alacağından kimsenin şüphesi yok.
Diğer yanda da eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve yakın çalışma arkadaşları var. İşin en garibi de Kılıçdaroğlu’nun yanında saf tutan milletvekillerinin siyasi duruşlarının ahlaki ve vicdani açıdan değerlendirilmesi gerektiğidir. Bana göre partiden istifa etmeyen ve ara dönemde siyasi bir duyarsızlık yaşayan vekiller, bir dahaki dönemde kesinlikle kadroda yer bulmamalı. Şayet CHP kendi içinde bir arınma yaşamazsa, gelecek adına bu ülke insanına hiçbir ümit aşılayamaz.
İşte bu siyasetçilerden birisi de eski CHP Genel Sekreteri ve İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin. Tekin, “Mutlak Butlan” kararının ardından bir televizyon kanalına bağlanarak partisinin eski yönetimini ve tutuklu belediye başkanlarını hedef alan açıklamalarda bulundu. Tekin, “Bu ülkede siyaseti arındıracağız, siyasette zenginleşmeye son vereceğiz.” diyerek tepkilerin odağı hâline geldi. Bu çıkış kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Hâliyle Tekin’in kendi mal varlığına yönelik tartışmaları da beraberinde getirdi. Hatta özel bir otelde, ikinci evliliği için harcadığı iddia edilen 1 milyon dolar, tartışmaların merkezine oturdu.
Ömer Hayyam’a ait olduğu iddia edilen, “Suskunluğum asaletimdendir. Her lafa verecek bir cevabım var elbet. Lakin bir lafa bakarım laf mı diye. Bir de söyleyene bakarım adam mı diye.” sözü, aslında Tekin’in siyasi çıkışına “cuk” diye oturuyor. Onun için bir siyasetçi önce kendi yaşam alanına bakmalı. Eğer arkasında hiçbir karanlık görmüyorsa, o zaman cesur bir çıkış yapmalı. Aksi durumda mevcut gündemden pay kaparak eski arkadaşlarını zan altında bırakmak, siyasi ahlakla hiç uyuşmuyor.
GÜRSEL TEKİN’İN YAŞAM ÖYKÜSÜ SORGULANMALI!
O açıdan siyaset, yalnızca başkalarına hesap sormak değil, aynı zamanda toplumun karşısına çıkıp kendi hayat hikâyesinin de hesabını vermektir. Gürsel Tekin’in sözleri, ilk bakışta toplumun geniş kesimlerinde karşılık bulan bir siyasi etik çağrısı olarak görülebilir. Ancak bu tür çıkışlar, beraberinde kaçınılmaz bir soruyu da getiriyor: Bu çağrıyı yapan siyasetçinin kendi yaşam öyküsü ve kamuoyuna yansıyan görüntüsü, bu söylemle ne kadar uyumludur?
Türkiye’de vatandaşın siyaset kurumuna duyduğu güvensizliğin temel nedenlerinden biri de siyasetçilerin söyledikleri ile yaşadıkları arasındaki mesafenin giderek büyümesidir. İnsanlar artık yalnızca vaatleri değil, hayat tarzlarını da sorguluyor. Çünkü geçim sıkıntısının derinleştiği, milyonlarca insanın kira ve mutfak masraflarıyla mücadele ettiği bir dönemde, siyasetçilerin lüks yaşam görüntüleri daha fazla dikkat çekiyor.
Bu açıdan özellikle Gürsel Tekin’in mal varlığını ve siyasi ahlak yaklaşımını yakın arkadaşlarından dinlemenizi öneririm. Mevcut durumdan rol kapıp dava arkadaşlarına aba altından sopa göstermek hiç ahlaki değil. Öncelikle bu ifadeleri kullanan bir siyasetçinin, CHP Kadıköy İlçe Teşkilatı, ardından CHP İstanbul İl Başkanlığı ve İstanbul milletvekilliği yaptığı dönemlerdeki mal varlığı ve para hareketlerini şeffaf bir şekilde kamuoyuna açıklaması gerekiyor. Şayet temiz olduğunu ve sahip olduğu mal varlığının helal olduğunu düşünüyorsa, MASAK’tan acilen temiz kaydı almasını tavsiye ederim. Aksi durumda bütün söylemler havada asılı kalıyor.
MÜTEVAZI KOŞULLARDAN MİLYON DOLARLIK DÜĞÜNE
Tekin’in yıllar önce mütevazı koşullardan siyasete başladığını herkes biliyor. Tam da bu nedenle kamuoyu, uzun yıllar siyasetin merkezinde yer alan isimlerin bugün sahip oldukları ekonomik imkânları merak ediyor. Siyasette zenginleşmeye karşı çıkmak elbette değerli bir söylem. Ancak bu söylemin inandırıcı olabilmesi için şeffaflığın öncelikle onu dile getirenlerden başlaması gerekmez mi?
Özellikle milyonlarca liralık organizasyonlarla veya kamuoyunda lüks olarak algılanan mekânlarda gerçekleştirilen düğünler ve özel yaşam etkinlikleri, ister istemez vatandaşın zihninde sorular oluşturuyor. İnsanlar, ekonomik kriz dönemlerinde siyasetçilerin hayat tarzlarıyla verdikleri mesajlar arasındaki uyuma bakıyor. Bu durum yalnızca Gürsel Tekin için değil, tüm siyasi aktörler için geçerli.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, siyasette etik çağrılarının slogan düzeyinde kalmamasıdır. Eğer siyasette zenginleşmeye gerçekten son verilmek isteniyorsa, tüm siyasetçilerin mal varlıklarını düzenli biçimde açıklaması, gelir kaynaklarının şeffaf şekilde kamuoyuna sunulması ve kamu görevinden elde edilen nüfuzun kişisel servete dönüşüp dönüşmediğinin denetlenmesi gerekir.
Siyasette güven, sözle değil örnekle inşa edilir. Vatandaş artık kürsülerden yükselen büyük cümlelerden çok, o cümleleri kuran insanların yaşamlarına bakıyor. Bu nedenle “siyaseti arındıracağız” diyen herkesin önce kendi geçmişine, mal varlığına ve kamuoyuna verdiği görüntüye dair sorulara açık ve net cevaplar vermesi gerekir. Çünkü etik, başkalarını eleştirmekle değil, önce kendinden başlamasıyla anlam kazanır.























