(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye ekonomisinde alarm zilleri çalmaya devam ediyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı, üç ayda 1 trilyon 24 milyar TL’lik iç borçlanma yapmayı planlıyor. Haziran, temmuz ve ağustos aylarını kapsayan bu süreçte 919 milyar TL’lik borç geri ödemesi yapılacak. Yani devlet, borcu borçla çevirme döngüsünde bir adım daha ileri gidiyor. Ekonomistler bu tabloyu “iç borç piyasasına baskı, bütçe disiplinsizliği ve geleceğe ipotek” olarak yorumluyor.
YÜKSEK BORÇ, DÜŞÜK UMUT
Gedik Yatırım Başekonomisti Serkan Gönençler’in de dikkat çektiği gibi, iç borç çevirme oranı yüzde 111’e, net iç borçlanma ise 577 milyar TL’ye çıkacak. Bu rakamlar, ekonomi yönetiminin borçlanma sarmalından çıkamadığını açıkça ortaya koyuyor. Faiz dışı açık artarken, bütçedeki disiplin her geçen gün daha da eriyor. Hazine’nin sadece yılın ilk beş ayında 1,26 trilyon TL borçlandığı ve bunun iç borç ödemesinin çok üzerinde olduğu düşünüldüğünde, tablo daha da karamsar hâle geliyor.
HAZİRAN’DA TAHVİL YAĞMURU
Haziran ayında sekiz ayrı tahvil ve kira sertifikası ihalesi düzenlenecek. Yani piyasa, devletin nakit ihtiyacını karşılamak için bir kez daha devreye sokulacak. Hükümet, ekonomide yapısal reformlar yerine günü kurtaran adımlar atmaya devam ediyor. Bu da hem borçlanma maliyetini artırıyor hem de piyasada belirsizliği körüklüyor.
BÜTÇE AÇIĞI “YENİ NORMAL” Mİ?
Ocak-nisan döneminde 1,07 trilyon TL’ye ulaşan nakit bütçe açığı ve 401 milyar TL’lik faiz dışı açık, artık bütçedeki bozulmanın “geçici” değil “kalıcı” hâl aldığını gösteriyor. Bu tabloyu düzeltmek yerine borçla kapatma tercih ediliyor. Üstelik dış borç servis yükü de hesaba katıldığında, iç piyasaya yönelmek neredeyse kaçınılmaz hâle gelmiş durumda. Bu, sadece bugünü değil, gelecek kuşakları da borçlandırmak anlamına geliyor.
2026’YA KADAR 4 TRİLYON TL BORÇLANMA
Önümüzdeki 12 ayda 3,15 trilyon TL’lik iç borç geri ödemesi yapılacak. Ancak kısa vadeli tahviller ve faiz yükü hesaba katıldığında bu rakamın 4 trilyon TL’yi aşması işten bile değil. Bu borcun nasıl ödeneceği, hangi gelirlerle karşılanacağı sorusu ise hâlâ yanıtsız. Kamu kaynakları şeffaflıkla yönetilmezken, bütçe açığını “yeni normal” gibi gösteren yaklaşım kamu maliyesine duyulan güveni zedeliyor.
ENFLASYON DÜŞSE DE GÜVENSİZLİK YÜKSEK
Enflasyonun düşeceğine dair umutlar var ancak bu beklentilerin bozulması hâlinde Hazine’nin borçlanma maliyetleri daha da yükselecek. Gönençler’in de vurguladığı gibi, sadece politika faizi değil, piyasa faizleri de enflasyon beklentileriyle şekilleniyor. Yani ekonomik güvensizlik devam ettikçe, borçlanma da maliyetli ve riskli olmaya devam edecek.
Hazine’nin yaz ayları için açıkladığı dev borçlanma planı, yapısal reformların ötelenip günü kurtaran politikaların sürdüğünü gösteriyor. Ekonomi yönetimi borcu borçla kapatmaya devam ederken, bu yük giderek halkın sırtına biniyor. Borç sarmalından çıkmanın yolu, sadece mali politikalarla değil; hukukun üstünlüğü, şeffaflık ve demokratikleşme ile mümkün. Aksi hâlde, borç daha çok artar, gelecek daha da karanlık olur.





















