(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye ekonomisinde son dönemin en dikkat çekici çelişkilerinden biri giderek daha görünür hale geliyor. Bir tarafta yüksek faiz ve kontrollü kur politikası yabancı yatırımcı için Türk lirasını cazip tutuyor. Diğer tarafta aynı politika, üretim maliyetleri ve döviz bazında rekabet gücü açısından sanayicinin üzerindeki baskıyı artırıyor. Bunun son örneği ise 73 yıllık geçmişe sahip Orta Anadolu Mensucat’ın Kayseri’deki üretimini durdurması oldu.
Morgan Stanley’nin 11 Eylül tarihli değerlendirmesi, Türkiye’deki mevcut para politikasının yabancı yatırımcı açısından neden hâlâ cazip olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor. Banka, Türk lirasındaki nominal getirinin kurdaki değer kaybının üzerinde kalmaya devam edeceğini öngörerek üç aylık dolar/TL kısa pozisyonuna dayalı carry trade tavsiyesini korudu. Buradaki temel mesele yalnızca faiz oranının yüksek olması değil; yatırımcının TL’den elde ettiği faiz gelirinin aynı dönemde kurdaki değer kaybından daha yüksek olması.
Başka bir ifadeyle Türkiye, parasını kısa vadeli finansal araçlarda değerlendirmek isteyen yabancı yatırımcıya hâlâ güçlü bir getiri sunuyor. Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 37’de tutması da bu getirinin önemli unsurlarından biri. Üstelik Morgan Stanley, yıl sonuna kadar faiz indirimi için alan bulunduğunu değerlendiriyor. Bu durum ilk bakışta olumlu görünebilir. Yüksek faiz yabancı sermayeyi çekiyor, döviz girişleri rezervleri destekliyor ve kurdaki hareketin daha kontrollü olmasına katkı sağlıyor.
Ancak burada önemli bir ayrım ortaya çıkıyor. Türkiye’ye gelen her yabancı para, ekonomide aynı etkiyi yaratmıyor. Faizden getiri elde etmek için gelen kısa vadeli sermaye ile fabrika kurmak, makine yatırımı yapmak ve üretim kapasitesini artırmak için gelen doğrudan yatırım aynı şey değil. Dosyadaki verilere göre son 12 aylık dönemde doğrudan yabancı sermaye yatırımları 14,2 milyar dolardan 10 milyar dolara gerilerken, Türklerin yurt dışındaki doğrudan yatırımları 8,8 milyar dolardan 10,3 milyar dolara yükseldi. Böylece doğrudan yatırımlar açısından Türkiye’nin net pozisyonu eksiye geçti.
Bu tablo, Türkiye’nin sermaye çekmekte tamamen başarısız olduğunu göstermiyor. Tam tersine, kısa vadeli finansal sermaye açısından hâlâ güçlü bir çekim merkezi olduğunu gösteriyor. Fakat asıl soru, gelen paranın ekonominin hangi bölümüne aktığı. Çünkü sıcak para borsaya, tahvillere veya mevduata girebilir; fakat sanayinin ihtiyaç duyduğu şey uzun vadeli ve üretime dönük sermaye.
Üretim tarafındaki baskıyı görmek için Kayseri’deki Orta Anadolu Mensucat örneği yeterince çarpıcı. 1953 yılında kurulan ve 1980’lerden itibaren küresel markalara denim kumaş sağlayan şirket, 11 Eylül 2026 itibarıyla Kayseri’deki üretimini durdurdu. Tesislerin 12 Ekim’de tamamen kapatılması planlanıyor. Şirket yönetimi kararın gerekçeleri arasında küresel tekstil sektöründeki talep zayıflığını, artan operasyonel ve finansman maliyetlerini, tedarik zincirlerindeki sorunları ve değişen ticaret koşullarını gösterdi.
Şirketin çalışanlara yönelik açıklamasında ise yalnızca küresel gelişmeler değil, enerji, hammadde, finansman ve işçilik maliyetlerindeki artış ile uluslararası rekabet koşullarının ağırlaşması da vurgulandı. Yani ortada yalnızca tek bir şirketin yönetim kararı değil, üretim yapan şirketlerin karşı karşıya kaldığı daha geniş bir maliyet ve rekabet problemi bulunuyor.
Burada kur politikasının etkisi özellikle önem kazanıyor. Enflasyonu düşürmek amacıyla döviz kurundaki artışın sınırlı tutulması tüketici fiyatları açısından belirli bir avantaj sağlayabilir. Ancak ihracat yapan bir sanayici açısından tablo farklıdır. Maliyetleri TL cinsinden artarken satışlarını küresel pazarda döviz üzerinden yapan şirket, rakip ülkelerdeki üreticilerle fiyat rekabetinde zorlanabilir. Enerji, işçilik, finansman ve hammadde maliyetleri yükselirken kurun aynı hızda hareket etmemesi, ihracatçının kâr marjını sıkıştırır.
Dosyadaki değerlendirmede de tam olarak bu noktaya dikkat çekiliyor: Türkiye’ye yüksek faiz nedeniyle para gelirken, sanayiciler küresel pazarlarda rekabet etmekte zorlanıyor ve bazı işletmeler üretimi durduruyor. Orta Anadolu Mensucat’ın kapanması bu açıdan tek başına bir ekonomik gösterge olarak görülmemeli; fakat para politikasının finansal piyasalar ile reel sektör üzerinde aynı sonucu yaratmadığını göstermesi bakımından önemli.
Üstelik küresel finans piyasalarında da carry trade açısından riskler artıyor. Reuters’ın eylül ayındaki değerlendirmelerine göre Japon yenindeki hızlı değerlenme, düşük faizli para biriminden borçlanıp daha yüksek getirili varlıklara yatırım yapma stratejisini baskılamaya başladı. Türk lirası da bu carry trade işlemlerinde kullanılan yüksek getirili para birimlerinden biri olarak öne çıkıyor. Bu nedenle Türkiye’nin kısa vadeli sermaye girişlerine dayalı avantajının küresel faiz ve kur hareketlerine ne kadar duyarlı olduğu da yeniden gündeme geliyor.
Dolayısıyla Türkiye ekonomisinin önündeki asıl mesele yalnızca “faiz yüksek mi, düşük mü?” sorusu değil. Daha temel soru, yüksek faizin ve kontrollü kurun ekonomiye nasıl bir sermaye çektiği. Eğer gelen sermaye ağırlıklı olarak kısa vadeli getiri arayan yatırımcıdan oluşuyor, buna karşılık üretim yatırımları zayıflıyorsa ekonomi finansal açıdan güçlenirken sanayi açısından kırılganlaşabilir.
Bu nedenle rezervlerin güçlenmesi ve kurun istikrarlı seyretmesi tek başına yeterli bir başarı ölçütü değil. Türkiye’nin uzun vadede ihtiyacı olan sermaye, faizden kısa sürede kazanç elde edip çıkabilecek para değil; üretim kapasitesini büyütecek, ihracatı artıracak ve istihdam yaratacak yatırım. Aksi halde ekonomi bir tarafta yabancı yatırımcıya yüksek TL getirisi sunarken diğer tarafta kendi üreticisinin maliyet baskısını artıran bir dengeye sıkışabilir.
Orta Anadolu Mensucat’ın 73 yıllık üretim hikâyesinin sona ermesi bu açıdan yalnızca bir fabrikanın kapanması olarak okunmamalı. Küresel rekabetin giderek sertleştiği bir dönemde Türkiye’nin sanayisini hangi maliyet yapısıyla ayakta tutacağı sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Sıcak para Türkiye’ye gelmeye devam edebilir. Fakat Türkiye’nin ekonomik gücünü belirleyecek olan, bu paranın ne kadar süre kaldığından çok, ülkede üretim yapan şirketlerin ne kadar süre daha rekabet edebileceği olacak.























