(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye’de Merkez Bankası’nın politika faizini beklentilere paralel olarak sabit bırakması, Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) ise üç yıl aradan sonra yeniden faiz artırımına gitmesi, küresel piyasalarda dikkatlerin yeniden enflasyon ve para politikalarına çevrilmesine neden oldu. ECB’nin 25 baz puanlık faiz artırımının arkasında, İran-İsrail çatışmasının enerji fiyatları üzerinden yarattığı enflasyon baskısı bulunuyor.
Ancak piyasalarda asıl fiyatlanan gelişme, ABD ile İran arasında hafta sonu imzalanabileceği konuşulan olası ateşkes ve mutabakat anlaşması oldu. Anlaşmaya ilişkin haber akışı, petrol fiyatlarını aşağı çekerken risk iştahını yeniden artırdı. Taraflardan gelen olumlu mesajlar, küresel borsalarda yükseliş eğilimini destekledi.
TÜRKİYE’DE FAİZ DEĞİŞMEDİ, GÖZLER ENFLASYONDA
Tacirler Yatırım Yönetim Kurulu Danışmanı Mehmet Aşçıoğlu, Merkez Bankası’nın faizleri sabit bırakmasının sürpriz olmadığını belirtiyor. Ona göre Türkiye halen dünyanın en yüksek reel faizlerinden birini uygulayan ekonomiler arasında yer alıyor. Bu nedenle mevcut faiz seviyesinin korunması, piyasa beklentileriyle uyumlu bir karar niteliğinde.
Ancak Aşçıoğlu’nun dikkat çektiği temel sorun, yüksek faizin şirket bilançoları üzerindeki baskısı. Özellikle krediyle faaliyetlerini sürdüren şirketlerin finansman maliyetlerinin ciddi biçimde arttığını belirten Aşçıoğlu, yüksek faiz ortamının üretim maliyetleri üzerinden enflasyonu da beslediğini savunuyor.
“BARIŞ” SENARYOSU FAİZ İNDİRİMLERİNİN ÖNÜNÜ AÇABİLİR
ABD ile İran arasında kalıcı bir anlaşmanın sağlanması halinde petrol fiyatlarında gerileme görülebilir. Bu durum hem küresel hem de Türkiye’de enflasyonun yeniden düşüş eğilimine girmesine katkı sağlayabilir. Böyle bir senaryoda Merkez Bankalarının yeniden faiz indirimlerini gündemine alması mümkün olabilir.
Bu beklenti özellikle Borsa İstanbul açısından olumlu görülüyor. Faizlerin düşmeye başlamasıyla birlikte şirketlerin finansman yükü hafifleyebilir ve hisse senedi piyasalarına olan ilgi yeniden artabilir.
BORSA İSTANBUL’DA YÜKSELİŞ SÜRÜYOR ANCAK RİSKLER DEVAM EDİYOR
Mehmet Aşçıoğlu, teknik görünüm açısından Borsa İstanbul’da yükseliş trendinin sürdüğünü düşünüyor. Ancak bu yükselişin tüm hisselere yayılmadığını özellikle vurguluyor. Son dönemde bankacılık hisselerinin endeksi taşıdığına dikkat çeken Aşçıoğlu, endeks yükselirken birçok küçük ve orta ölçekli şirketin aynı performansı gösteremediğini ifade ediyor. Bu durum yatırımcılar açısından önemli bir mesaj içeriyor. Endeksin yükselmesi her şirketin aynı ölçüde değer kazandığı anlamına gelmiyor.
YÜKSEK FAİZ ŞİRKET BİLANÇOLARINI ZORLUYOR
Son dönemde bazı halka açık şirketlerin tahvil ödemelerinde zorlanması, konkordato başvuruları ve finansal yeniden yapılandırma süreçleri, yüksek faiz ortamının reel sektöre yansımalarını ortaya koyuyor. Uzmanlara göre şu aşamada sistematik bir krizden söz etmek mümkün olmasa da özellikle yüksek borçluluk oranına sahip şirketlerde riskler artmaya devam ediyor.
SPACEX ÇILGINLIĞI VE YENİ TEKNOLOJİ BALONU TARTIŞMASI
Şirket, hisse başına 135 dolarlık fiyatla yaklaşık 75 milyar dolar kaynak sağlayarak 1,77 trilyon dolarlık piyasa değerine ulaştı ve ABD tarihinin en büyük halka arzını gerçekleştirdi. Halka arzın ilk gününde güçlü prim yapabilir ancak aşırı değerlemelere karşı yatırımcıların dikkatli olması gerekiyor. Özellikle halka arz sonrası oluşabilecek sert fiyat hareketlerinin deneyimsiz yatırımcılar açısından önemli risk oluşturabilir.
PİYASALARIN YENİ ROTASINI JEOPOLİTİK GELİŞMELER ÇİZECEK
Önümüzdeki günlerde piyasaların yönünü belirleyecek en önemli unsur, ABD-İran arasında beklenen anlaşmanın gerçekleşip gerçekleşmeyeceği olacak. Eğer diplomatik süreç olumlu sonuçlanırsa enerji fiyatlarının gerilemesiyle birlikte küresel enflasyon baskısının hafiflemesi, merkez bankalarının yeniden faiz indirimi sürecine yaklaşması ve riskli varlıklara yönelik talebin artması beklenebilir. Buna karşılık anlaşmanın başarısız olması veya jeopolitik tansiyonun yeniden yükselmesi halinde petrol fiyatlarının tekrar yükselmesi, enflasyon baskısının devam etmesi ve küresel piyasalarda yeni bir dalgalanma yaşanması olasılığı da masada bulunuyor.
Bu nedenle yatırımcılar açısından önümüzdeki birkaç gün, yalnızca ekonomi verilerinin değil, diplomatik gelişmelerin de yakından takip edilmesi gereken kritik bir dönem olarak öne çıkıyor.























