(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye’de toplu sözleşme süreci bir kez daha sendikaların etkisizliğini gözler önüne serdi. Memur-Sen ve Kamu-Sen görüşmelerde taleplerinin karşılanmadığını ileri sürerek Hakem Kurulu’ndan çekildi, Birleşik Kamu-İş ise baştan sürece hiç dahil olmadı. Ancak bu “çekilme” hiçbir şeyi değiştirmedi; Hakem Kurulu toplantı yeter sayısını sağladı ve hükümetin teklifine yakın oranları onayladı.
TİYATRAL BİR ÇEKİLME
Sendikaların masadan kalkması kamuoyuna “sert bir tepki” gibi sunuldu. Oysa gerçekte bu, yalnızca bir “tiyatro”dan ibaretti. Hür-Sen’in ifadesiyle, “memuru aldatan bir çekildik şovu” sahnelendi. Çünkü herkes biliyor: Sendikalar masada olsa da olmasa da Hakem Kurulu kararını alabiliyor. Memur-Sen’in en başta masaya oturması bile yeter sayıyı sağlamaya yetiyor. Geriye kalan süreçte ise denge tamamen hükümetin lehine işliyor.
KARAR MASADA DEĞİL, İKTİDARIN DUDAKLARI ARASINDA
Kurulun aldığı kararlar bu tabloyu doğruluyor. 2026’da yüzde 11+7, 2027’de yüzde 5+4 oranında zam yapılması kararlaştırıldı. Ek ödeme, dil tazminatı gibi yan haklar da eklendi. Ancak bu artışların yüksek enflasyon karşısında çok kısa sürede eriyeceği biliniyor. Yani memurun maaşı artıyor gibi görünse de aslında alım gücü gerilemeye devam edecek.
Kurulun bağımsızlığına yönelik eleştiriler de dikkat çekici. Özellikle Sayıştay Başkanı gibi kritik isimlerin hükümetin tercihleri doğrultusunda oy kullanması, bu kurulun “hakem” değil, “onay mercii” haline geldiğini gösteriyor. Masada emekçiyi savunan bir irade yok; karar iktidarın iki dudağı arasında şekilleniyor.
İŞÇİDEN SONRA MEMUR DA SAHİPSİZ
Türkiye’de işçiler uzun süredir sendikal zayıflık, düşük örgütlenme oranları ve grev yasaklarıyla boğuşuyor. Şimdi aynı tablo memurlar için de geçerli hale geldi. Ne sendikalar ne Hakem Kurulu, ne de mevcut yasal çerçeve, kamu çalışanını gerçek anlamda koruyabiliyor.
Sendikaların, üyelerinin çıkarlarını koruyacak dişe dokunur bir baskı gücü kalmamış durumda. Çekilme kararları bir protesto gibi görünse de sonuç değişmiyor. Hükümetin belirlediği sınırın dışına çıkılamıyor. Böylece memur da işçi gibi, sahici bir temsil gücünden yoksun bırakılıyor.
GÜÇSÜZ SENDİKALAR, GÜÇLÜ HÜKÜMET
Toplu sözleşme masası görünürde varlığını sürdürüyor, fakat gerçekte bir pazarlık değil, hükümetin kararlarını meşrulaştıran bir sahne işlevi görüyor. Masada sendika var ama güç yok. Hakem Kurulu’nun aldığı kararlar, emekçinin değil iktidarın iradesini yansıtıyor.
Sonuç açık: Memurun sırtındaki yük ağırlaşıyor, alım gücü düşüyor, örgütlü mücadele ise giderek sembolik hale geliyor. Her şey bir kez daha gösterdi ki, Türkiye’de emeğin hakkı masa başında değil, siyasi iradenin kararlarıyla belirleniyor. Ve bu tabloda ne işçinin ne de memurun gerçek anlamda sahip çıkanı var.






















