(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye’de yerel yönetimler, seçmenin iradesinin en doğrudan yansıdığı alan olarak bilinir. Ancak son yıllarda bu irade, “siyasi pazarlık masalarında” hızla el değiştiren bir meta haline geldi. Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun CHP’den istifa ederek AKP’ye katılması, bu çarpık düzenin en güncel örneği oldu.
GÜNÜN FOTOĞRAFI: ROZET TÖRENİNDE SİYASİ AHLAK NEREDE?
Seçmenin oyuyla CHP’den seçilen Çerçioğlu, rozetini bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elinden aldı. Törende gülücükler vardı ama Aydın seçmeninin iradesi yoktu. Sandıkta verilen oy, artık başka bir partinin hanesine yazıldı.
Bu sadece Çerçioğlu’nun hikâyesi değil. Aynı gün Söke, Yenipazar, Sultanhisar, Yalova Altınova, Gaziantep Şehitkamil, Isparta Yalvaç, Aksaray Yeşiltepe ve Kastamonu Bozkurt belediye başkanları da parti değiştirerek yeni saflara geçti.
GEÇMİŞTEN BUGÜNE: RENK DEĞİŞTİREN BAŞKANLAR
Türkiye siyasi tarihinin en bilinen “renk değişimlerinden” biri, Mustafa Sarıgül’ün hikâyesidir. DSP’den CHP’ye, oradan farklı siyasi oluşumlara uzanan yolculuğu, her seçim döneminde yeni bir rota arayışının simgesi haline geldi. Ali Müfit Gürtuna da ANAP’tan Refah Partisi’ne geçerek İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğuna oturdu. Mersin’de Burhanettin Kocamaz, MHP’den ayrılıp İYİ Parti’ye geçti, ardından bağımsız olarak siyasete devam etti. Ayhan Ödübek ve Mustafa Gül, MHP’den CHP’ye geçen isimler olarak hafızalara kazınırken; Rasim Daşhan ve Gökhan Demirtaş ise CHP’den AKP’ye katılarak kendi siyasi yönlerini değiştirdiler. Tüm bu isimlerin ortak paydası, sandıktan çıktıkları partiyle yola devam etmemek oldu.
Milletvekilleri cephesinde de tablo farklı değil. Ahmet Eşref Fakıbaba, AKP’den bağımsızlığa, oradan Saadet Partisi’ne, tekrar AKP’ye ve son olarak İYİ Parti’ye uzanan bir rota çizdi. Yıldırım Aktuna ise DYP, SHP, tekrar DYP ve diğer siyasi duraklarla adeta bir “parti turu” yaptı. Seçmen, oy verdiği milletvekilini bir sonraki dönem bambaşka bir parti kürsüsünde görebiliyor; bu da siyasi temsilde sürekliliğin neredeyse imkânsız hale geldiğini gösteriyor.
“TÜCCAR SİYASETÇİ” TANIMI BOŞUNA DEĞİL
Bu tablo, siyaseti hizmet değil, ticaret alanı gibi gören anlayışın ürünü. Partiler arası geçiş, “kişisel siyasi kazanç” uğruna yapılınca, seçmenin güveni pazarlık masasında el değiştiriyor.
Sandık, halkın iradesini ortaya koyduğu yer olmaktan çıkıp, bazı siyasetçiler için yalnızca “başlangıç noktası” haline geliyor. Devamında ise çıkar hesapları, parti liderleriyle yapılan anlaşmalar, koltuk garantileri devreye giriyor.
DEMOKRASİ Mİ, SİYASET PAZARI MI?
Parti değiştirmek, demokratik sistemlerde doğal bir haktır. Ancak Türkiye’de bu hak, çoğu zaman ilke ve program farklılıklarından değil, koltuk garantisi, iktidar ile kurulan yakın ilişkiler veya siyasi gelecek planlamasından kaynaklanıyor.
Bunun sonucunda siyasi etik erozyona uğruyor. Seçmen, kendisine vaat edilen politikalar yerine kişisel kariyer hesaplarının belirlediği bir tabloyla karşılaşıyor. Bu durum yalnızca güven kaybına değil, siyasete katılımın da azalmasına yol açıyor. Zira “Benim oyum zaten istediğim yere gitmiyor” düşüncesi, demokrasinin en temel unsuru olan katılımı zayıflatıyor.
TEMSİLİN ANLAMI EROZYONDA
Özlem Çerçioğlu’nun AKP’ye katılması, Türkiye siyasetinde uzun zamandır var olan bu alışkanlığın yalnızca yeni halkası. Dün Sarıgül, Gürtuna, Kocamaz ve Fakıbaba; bugün Çerçioğlu ve diğerleri… İsimler değişse de yöntem aynı. Rozet değişiyor, fakat seçmenin verdiği güven geri gelmiyor.
Türkiye’de gerçek bir demokrasi isteniyorsa, siyasetçilerin yalnızca sandıkta değil, koltukta da seçmene sadık kalması gerekiyor. Aksi halde demokrasi, rozet törenlerinden ibaret bir gösteriye dönüşüyor.























