(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye ekonomisine dair resmi kurumların açıkladığı son veriler, toplumun her kesimini etkileyen çok boyutlu bir krizin kapıda değil, çoktan yaşanmakta olduğunu gösteriyor. TÜİK’in işgücü endeksleri sanayide gerilemeyi, Adalet Bakanlığı’nın icra dosyası verileri borç krizini, TOBB’un istatistikleri ise şirket kapanışlarını gözler önüne seriyor. Ortaya çıkan tablo, ekonomideki sıkışmanın vatandaştan işverene kadar geniş bir kesimi etkilediğini teyit ediyor.
SANAYİDE İSTİHDAM VE ÇALIŞMA SÜRESİ DARALIYOR
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2025’in ikinci çeyreğine ilişkin işgücü girdi ve maliyet endekslerini yayımladı. Veriler, özellikle sanayi sektöründe ciddi bir gerilemeye işaret ediyor. Sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörlerinin toplamında istihdam endeksi yıllık bazda yüzde 1,9 artış gösterdi. Ancak sanayi özelinde yıllık bazda yüzde 2,2 düşüş yaşandı. Çeyreklik bazda da sanayide istihdam yüzde 0,7 azaldı.
Çalışılan saatler açısından tablo daha da karamsar. Toplamda yıllık bazda yüzde 0,6 artış görülse de, sanayi sektöründe çalışılan saatler yüzde 3,7 geriledi. Çeyreklik bazda bakıldığında tüm sektörlerde düşüş dikkat çekiyor; sanayide yüzde 4,3, inşaatta yüzde 2,5 ve ticaret-hizmette yüzde 1,8 oranında gerileme kaydedildi. Bu veriler, Türkiye’nin üretim üssü olarak görülen sanayinin hem istihdam hem de üretim gücünü kaybettiğini ortaya koyuyor. Üretim kapasitesi zayıflarken yeni istihdam yaratılmıyor, mevcut işgücü de giderek azalıyor.
MALİYETLER YÜKSELİYOR, İŞVERENİN SIRTI AĞIRLAŞIYOR
İstihdam ve çalışma süresi düşerken, işgücü maliyetlerinin artışı ekonomideki çelişkinin en somut göstergesi oldu. TÜİK verilerine göre, 2025’in ikinci çeyreğinde saatlik işgücü maliyeti yıllık bazda yüzde 44,3 yükseldi. Sanayi özelinde artış yüzde 44,6’ya çıktı. Daha çarpıcı olan ise kazanç dışı işgücü maliyetlerindeki yüzde 48,7’lik artış oldu. Sosyal güvenlik primleri, yan haklar ve ücret dışı yükümlülükler işverenlerin üzerinde baskıyı artırırken, şirketler için üretim maliyeti katlanarak büyüyor.
Bu durum, “rekabet gücü” söylemleriyle övünülen Türkiye ekonomisinin aslında üreticiye sırtını döndüğünü gösteriyor. İşverenin yükü artarken, yatırım ve üretim iştahı giderek zayıflıyor.
VATANDAŞ BORÇ ÇUKURUNDA
Ekonomideki daralma, doğrudan vatandaşın cebine yansıyor. Adalet Bakanlığı’nın icra ve iflas istatistikleri, toplumun borç sarmalında nasıl sıkıştığını gözler önüne serdi. 20 Ağustos 2025 itibarıyla icra ve iflas dosyası sayısı 24 milyon 441 bine çıktı. Yılın ilk sekiz ayında dosya sayısı 2 milyon 185 bin arttı. Sadece Ağustos’un ilk 20 gününde 232 bin 155 yeni dosya açıldı.
Hatırlanacağı üzere, 2022’de 2 bin TL altındaki alacakların silinmesiyle dosya sayısı yapay olarak azaltılmış, 2023 sonunda 21,3 milyona kadar gerilemişti. Ancak bu “kozmetik çözüm”ün ömrü kısa sürdü. 2024’te dosya sayısı yeniden artışa geçti ve 2025’te rekor kırdı. Borçlulukta yaşanan bu tırmanış, hane halklarının geçim sıkıntısını, şirketlerin ise nakit akışındaki bozulmayı gözler önüne seriyor. Vatandaş maaşıyla ay sonunu getiremiyor, küçük işletmeler kredilerini çeviremiyor.
ŞİRKETLER BİR BİR KEPENK KAPATIYOR
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) verileri, iş dünyasının krize karşı dayanma gücünü hızla kaybettiğini gösteriyor. 2025’in ilk yedi ayında kurulan şirket sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 0,6 azaldı. Aynı dönemde kapanan şirket sayısı yüzde 11,8 arttı. Temmuz ayında kapanışlardaki artış daha da hızlandı; bir önceki aya göre kapanan şirket sayısı yüzde 13,1 yükseldi.
En çok kapanış, ticaret ve imalat sektörlerinde gerçekleşti. Yani hem tüketicinin ihtiyaçlarını karşılayan hem de üretimin bel kemiğini oluşturan sektörler birer birer eriyor. Bu kapanışlar zincirleme bir şekilde tedarik zincirini ve istihdamı da vuruyor.
EKONOMİNİN GERÇEK FOTOĞRAFI
TÜİK, Adalet Bakanlığı ve TOBB verileri bir araya getirildiğinde ortaya çıkan tablo karanlık. Sanayi daralıyor, istihdam ve üretim geriliyor. Vatandaş borçlarını çeviremiyor, icra dosyaları rekor kırıyor. Şirketler ayakta kalamıyor, kapanışlar artıyor.
İktidarın “ekonomide istikrar” söylemleri, rakamlarla çelişiyor. Resmi istatistikler, aslında krizle yüzleşmek istemeyen bir yönetimin başarısız politikalarının acı faturasını ortaya koyuyor. Türkiye’de ekonomi artık sadece istatistiklerin değil, gündelik hayatın her alanında hissedilen bir dar boğaz içinde. Vatandaş için geçim, işletmeler için ayakta kalma mücadelesi giderek daha da zorlaşıyor.






















