(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Ankara’da kamu kurumlarının dijital sistemlerine sızarak sahte diploma, sürücü belgesi ve akademik unvan düzenleyen bir sahtecilik şebekesi, devletin dijital güvenlik yapısını adeta test etti.
Savcılık tarafından 65 kişi hakkında 50 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. Ancak kamuoyundaki en büyük tartışma, listede yer almayanlar üzerine: Gerçekten tüm sorumlular bu kadar mı?
DİPLOMANIN ÖTESİNDE BİR AĞ: SİSTEMATİK MANİPÜLASYON
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianame, yalnızca birkaç münferit olay değil, organize ve uzun süredir devam eden bir ağın varlığını ortaya koydu. Sahte mezuniyet kayıtları, usulsüz e-imza üretimi, not yükseltmeleri ve pasif öğrencilerin aktif statüye geçirilmesi gibi çok sayıda işlem, kamunun dijital sistemlerine içeriden ya da dışarıdan erişilerek gerçekleştirildi. Üstelik bu faaliyetler yalnızca akademik alanla sınırlı değil; sağlık belgelerinden kimlik kartlarına kadar çeşitli resmî evraklar da bu ağ tarafından üretilmiş.
KİMLİKLER, UNVANLAR, NOTLAR… HER ŞEY TAKLİT
İddianamede yer alan şüpheliler arasında e-imzaları başka kişiler adına düzenleyenler, GSM hatları üzerinden sistem sorgulaması yapanlar ve olmayan notları kendilerine yazdıranlar bulunuyor. Bazı öğrencilerin akademik ortalamaları 1.29’dan 3.29’a yükseltilmiş, bazıları ise hiç kaydı bulunmadıkları üniversitelerden mezun gösterilmiş. Öğretmen, mühendis, eczacı, akademisyen gibi unvanlara sahip olmak isteyenler için “bir paket” hazırlanmış; isteyen notunu yükseltmiş, isteyen mezun olmuş.
GERÇEK MEZUNLAR MAĞDUR
Bu sahteciliğin en büyük mağdurları, yıllarca emek vererek üniversite okuyan, sınavlara giren, staj yapan ve hak ederek mezun olan insanlar. Gerçek bir başarı hikâyesi yazan bu bireylerin karşısına, sahte yollarla aynı unvanlara sahip olmuş kişiler çıkıyor. Bu durum yalnızca bireysel mağduriyetle sınırlı kalmıyor; devletin eğitim ve kamu personeli sistemine olan güveni de zedeliyor.
NEDEN BU KADAR KOLAY?
Olayın büyüklüğü kadar düşündürücü olan bir diğer nokta da tüm bu işlemlerin nasıl bu kadar kolay yapılabildiği. Dijital devlet sistemlerinin güvenlik açıkları, e-imza üretimindeki denetimsizlik ve kamuda liyakat yerine torpille şekillenen yapılar, bu sahtecilik ağının önünü açmış görünüyor. Üstelik bu, yalnızca bugünün değil, yıllardır biriken bir zafiyetin sonucu gibi duruyor.
LİSTEDE KİMLER VAR? TEPKİLER BÜYÜYOR
Sosyal medyada geniş yankı uyandıran bu soruşturmanın ardından kamuoyunun aklındaki soru şu: Gerçekten sadece bu 65 kişi mi suçlu? Bazı isimlerin özellikle “ayıklanarak” dosyaya dahil edilmediği yönünde iddialar dile getiriliyor. Özellikle iktidar partisine yakın bazı isimlerin soruşturmadan muaf tutulduğu iddiası, soruşturmanın tarafsızlığına gölge düşürüyor.
Bu tablo, sadece bireylerin açgözlülüğü ya da kuralsızlığıyla açıklanamaz. Devletin kurumları yeterince denetlemediği, dijital altyapıyı güvence altına almadığı sürece benzer olayların yeniden yaşanması kaçınılmaz. E-imza gibi kritik teknolojilerin basitçe kopyalanabildiği bir ortamda, hukuk devleti de büyük risk altında kalıyor.
YAPISAL ÖNLEMLER ŞART
Bu davalarla birkaç kişiye ceza vermek, kamuoyunu geçici olarak rahatlatabilir. Ancak esas mesele, bu yapıyı doğuran ve besleyen sistemin değiştirilmesi. Üniversitelerin bilgi işlem sistemleri şeffaf ve bağımsız denetime açılmalı, e-imza altyapısı merkezi bir güvenlik protokolüne bağlanmalı, kamuda liyakat esaslı atamalar yapılmalı.
Diplomasız bir ‘uzman’ın, hastane, okul ya da kamu kurumlarında görev yapması yalnızca bir etik sorun değil; aynı zamanda bir kamusal güvenlik sorunu.























