(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
ABD Başkanı Donald Trump son günlerde diplomasi sahnesinde kararsız bir çizgi izliyor. Açıklamaları üzerine görüşmelerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği hâlâ meçhul. Çin’le yapılacağı söylenen zirveler sürekli “olabilir, olmayabilir” söylemleriyle ötelenirken, Trump’ın tutarsız yaklaşımı bu belirsizliği bilinçli biçimde uzatma eğiliminde. Dahası, Rusya cephesiyle ilgili olarak da “boşa zaman harcamak istemem” diyerek Putin’le görüşmeyi şimdilik askıya aldı. Bu açıklamalar, dış politikada güçlü lider imajı yaratma vaadiyle halkı inandırmaya çalışan söylemler arasındaki uçurumu daha da görünür hale getiriyor. Üstelik bu zikzaklı diplomasi, yalnızca ABD’nin dış ilişkilerinde değil, dünya siyasetinde de güven krizini derinleştiriyor.
TİCARET BARIŞI MI, SİYASİ TİYATRO MU?
Trump yönetimi, Çin’le “yeni bir başlangıç” mesajı veriyor. Ancak geçmiş birkaç yılın politikaları hatırlandığında, bu mesajın inandırıcılığı oldukça zayıf. ABD, Çin mallarına ağır vergiler uyguladı, teknoloji şirketlerine yaptırımlar getirdi, hatta Çinli firmaları ulusal güvenlik bahanesiyle kara listeye aldı. Şimdi aynı Washington, “karşılıklı fayda”dan söz ediyor. Trump yönetimi, Çin’le olan ekonomik bağı koparamıyor ama iç politikada milliyetçi söylemlerle halk desteğini ayakta tutmaya çalışıyor. “Amerika’yı yeniden büyük yapacağız” sloganı artık dış politikada karşılık bulmuyor; çünkü dünya çok kutuplu hale geldi ve kimse ABD’nin tek taraflı emirlerini dinlemiyor.
Çin ise bu oyunu kendi temposunda oynuyor. Nadir toprak elementleri, lityum, batarya ve mikroçip üretimi gibi stratejik alanlarda sessiz ama derin bir bağımlılık yaratmış durumda. Pekin’in hamleleri artık ticari değil, sistematik bir güç gösterisi. Trump’ın “sert pazarlık” yöntemi, Çin’in sabırlı stratejisi karşısında her geçen gün etkisini kaybediyor.
“NO KİNGS” PROTESTOLARI: HALK SOKAKTA, DEMOKRASİ NEFES ARIYOR
Trump içeride ise bambaşka bir cepheyle karşı karşıya. Milyonlarca Amerikalı sokakta. 50 eyalette aynı anda gerçekleşen “No Kings” protestoları, yalnızca bir siyasi tepki değil, halkın yönetime karşı “biz de buradayız” haykırışıydı. Trump, demokratik sınırları zorluyor. Yargı bağımsızlığına saldırılar, medya üzerindeki baskılar, yürütme yetkisinin genişletilmesi ve “lider kültü” yaratma çabaları, ABD’nin kendi değerlerini aşındırıyor.
Trump cephesi tepkiliydi: gösterileri küçümseyerek, “imparatorluk eleştirisi”ne prim verilemeyeceğini savundu. Ayrıca bazı sosyal medya paylaşım araçlarıyla, AI destekli görüntülerle protestocularla alay eden komik içerikler yayımlandı.
HALK UMUT ARIYOR, LİDERLER GÜÇ PEŞİNDE
Bugün ABD’nin içinde bulunduğu tablo ironik. Dışarıda Çin’e meydan okuyan bir başkan, içeride halkına tahakküm kurmakla suçlanıyor. Ticaret savaşlarının “bittiği” bir dünya, gerçekte sadece yeni savaşların başladığı bir dünya olabilir. Çünkü mesele artık ekonomik değil ideolojik. Halkın güveni erozyona uğrarken, liderlerin meşruiyeti sorgulanıyor. “Demokrasi” kelimesi, giderek bir süs ifadesine dönüşüyor. Washington da Pekin de farklı biçimlerde aynı yanlışı tekrarlıyor: halktan kopuk, tepeden inme güç politikaları.
GERÇEK TEHDİT HALKIN ÖFKESİ DEĞİL, LİDERLERİN KÖRLÜĞÜ
Bugün sokağa dökülen Amerikalılar, kendi ülkelerinin “krallığa” dönüşmesinden korkuyor. Çin’le yapılacak görüşme ise büyük olasılıkla “simgesel” bir rahatlama sağlayacak, ama kalıcı bir çözüm üretmeyecek. Trump için bu görüşme, iç baskıyı hafifletmek için dış politikayı vitrine koyma hamlesi. Ancak halkın öfkesini, protestoların enerjisini ya da sistemin tıkanmışlığını gizlemeye yetmeyecek.






















