(The Turkish Post) – TOLGA YAVAŞ
Borsa İstanbul’da işlem gören Türk İlaç ve Serum Sanayi A.Ş. (TRİLC), konkordato ilan etti. Şirketin bu adımı, binlerce küçük yatırımcıyı derinden sarstı ve halka açık şirketlerde denetim boşluklarına ilişkin tartışmaları bir kez daha alevlendirdi.
Rakamlar Zaten Konuşuyordu
Şirketin finansal tabloları incelendiğinde tablonun hiç de iç açıcı olmadığı görülüyor. Net zarar 83,8 milyon TL’ye ulaşmışken öz sermaye 1,98 milyar TL seviyesinde kalmış, defter değeri ise yalnızca 1,91 TL’ye gerilemiş durumda. Tüm bu göstergeler, konkordatonun ani bir gelişme olmadığına; uzun süredir biriken sorunların bir sonucu olduğuna işaret ediyor.
Asıl Sorun: Yatırımcı Korumasının Yokluğu
Şirketin yüzde 73’ünün halka açık olması, bu krizin boyutunu daha da ağırlaştırıyor. Yani şirketteki riskin büyük bölümü, gerçek durumu tam olarak bilmeyen küçük yatırımcıların omuzlarındaydı. Ana pazarda işlem gören, yüksek halka açıklık oranına sahip bir şirketin bu noktaya gelmesi; kamuyu aydınlatma yükümlülüklerinin ne ölçüde yerine getirildiğini ciddi biçimde sorgulatıyor.
Sistem Neden Uyarmadı?
Yaşananlar, yatırımcıların uzak durmasını sağlayacak erken uyarı mekanizmalarının ne denli yetersiz kaldığını gözler önüne seriyor. Bağımsız denetim raporları, düzenleyici kurumların denetimleri ve kamuya yapılan açıklamalar; yatırımcıyı bu süreçten önce korumak için yeterliyse bu noktaya nasıl gelindi? Yeterliyse tablo bu kadar mı vahim olabilirdi?
Türk İlaç Serum davası, tek bir şirketin hikayesi olmanın ötesine geçiyor. Halka açık şirketlerin denetiminde, şeffaflığında ve yatırımcı korumasında yapısal reformların artık ertelenecek bir konu olmadığını bir kez daha ortaya koyuyor. Küçük yatırımcı, büyük riskin bedelini ödemeye devam etmektedir.























