(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiler uzun yıllardır “krizler tarihi” olarak okunuyordu. S-400 gerilimi, F-35 programından çıkarılma, CAATSA yaptırımları, Suriye’de YPG/SDG anlaşmazlığı, Halkbank davası ve demokrasi tartışmaları iki ülke arasındaki fay hatlarını derinleştirmişti. Ancak son dönemde yaşanan gelişmeler, Washington-Ankara hattında farklı bir döneme girildiğini gösteriyor.
Bu yeni dönemin en dikkat çekici özelliği ise sorunlar çözülmüş değil ama taraflar artık bu sorunları ilişkiyi koparacak krizler olarak değil, yönetilebilir başlıklar olarak görüyor. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşı sonrası değişen güvenlik mimarisi, İran-İsrail gerilimi, NATO içindeki kırılmalar ve Avrupa’nın “Amerika sonrası güvenlik” tartışmalarına başlaması Türkiye’nin stratejik ağırlığını artırmış durumda. Bugün Washington açısından Türkiye yalnızca sorun çıkaran bir müttefik değil aynı zamanda vazgeçilmesi zor bir jeopolitik aktör.
WASHİNGTON’DA TÜRKİYE ALGISI DEĞİŞİYOR
ABD’de özellikle Biden döneminde Türkiye’ye yaklaşım daha mesafeli ve kurumsal çerçevede yürütülüyordu. Erdoğan ile doğrudan lider diplomasisinden kaçınılıyor, süreçler Dışişleri Bakanlığı ve Kongre mekanizmaları üzerinden ilerliyordu. Trump döneminde ise tablo farklı. Trump yönetimi kişisel ilişkilere, hızlı pazarlıklara ve liderler arası doğrudan iletişime daha fazla önem veriyor. Ankara’nın Trump yönetimiyle daha rahat çalışmasının temel nedenlerinden biri de bu.
Özellikle ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın açıklamaları Washington’da yeni yaklaşımın sembolü haline geldi. Barrack’ın Türkiye’nin NATO açısından önemini vurgulaması, F-35 konusunda çözüm mesajları vermesi ve Ankara’nın bölgesel rolüne yaptığı vurgu dikkat çekiyor. Ancak bu durum ilişkilerdeki yapısal sorunların çözüldüğü anlamına gelmiyor. Çünkü Washington’da Türkiye’ye yönelik eleştirel damar hâlâ güçlü. Kongrede özellikle Demokratlar ve bazı Cumhuriyetçiler Erdoğan yönetiminin demokratikleşme, yargı bağımsızlığı ve muhalefete yönelik politikalarını sert şekilde eleştirmeye devam ediyor. Yani Beyaz Saray ile Kongre arasında Türkiye konusunda tam bir uyum olduğu söylenemez.
S-400 DÜĞÜMÜ HÂLÂ ÇÖZÜLMEDİ
İlişkilerdeki en kritik başlıklardan biri olmaya devam eden S-400 krizi ise hâlâ masada duruyor. Ankara’nın beklentisi yalnızca savunma işbirliğinin önünü açmak değil. Türkiye aynı zamanda F-35 programına geri dönmek, parasını ödediği uçakları teslim almak, yeni F-16 paketlerini hızlandırmak, savunma sanayi alanındaki kısıtlamaları kaldırmak istiyor. Ancak burada en büyük engel Amerikan Kongresi. ABD yasaları, Türkiye’nin S-400 sistemlerini aktif şekilde elinde tuttuğu sürece F-35 programına dönüşün önünü kapatıyor. Bu nedenle Ankara-Washington hattında bir süredir “ara formül” arayışları gündemde.
Kulislerde en çok konuşulan senaryolardan biri S-400 sistemlerinin Türkiye dışındaki bir Türk askeri üssüne taşınması. Katar ya da Somali seçenekleri zaman zaman gündeme geliyor. Bu tür formüller teknik olarak mümkün görünse de asıl mesele siyasi güven sorunu. Washington’da Türkiye’nin Rusya ile geliştirdiği savunma ilişkileri hâlâ ciddi bir soru işareti olarak görülüyor.
NATO’NUN GELECEĞİ TÜRKİYE’NİN ELİNİ GÜÇLENDİRİYOR
Türkiye’nin son dönemde önem kazanmasının temel nedenlerinden biri de NATO içindeki dönüşüm. Trump’ın geçmişte NATO’dan çekilme tehdidinde bulunması Avrupa’da ciddi bir güvenlik paniği yarattı. Avrupa ülkeleri ilk kez açık biçimde “ABD olmadan güvenlik nasıl sağlanır?” sorusunu tartışmaya başladı. Tam da bu noktada Türkiye öne çıkıyor. Çünkü Türkiye NATO’nun en büyük ordularından birine sahip, Karadeniz’e hâkim, Orta Doğu, Kafkasya ve Doğu Akdeniz’in kesişim noktasında bulunuyor, savunma sanayi üretim kapasitesini hızla büyütüyor.
Özellikle insansız hava araçları, füze sistemleri ve yerli savaş uçağı KAAN projesi Ankara’nın askeri kapasitesine yönelik ilgiyi artırmış durumda. Bu nedenle Türkiye artık yalnızca “yardım alan” değil, güvenlik üreten bir aktör olarak görülüyor. Ankara’da yapılması planlanan NATO zirvesi de bu yeni rolün sembolü olarak değerlendiriliyor. Eğer Trump zirveye katılırsa Türkiye, NATO içindeki “denge kurucu” pozisyonunu daha da güçlendirebilir.
SURİYE DOSYASI YENİDEN MERKEZDE
Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni dönemin en önemli başlıklarından biri de Suriye. Esad sonrası oluşacak düzen, SDG’nin geleceği, İsrail’in Suriye’deki askeri varlığı, İran etkisinin sınırlandırılması ve enerji projeleri Washington ile Ankara’yı yeniden aynı masaya oturtuyor. ABD açısından Türkiye sahadaki en önemli askeri güçlerden biri. Ankara açısından ise Suriye yalnızca dış politika değil, aynı zamanda iç güvenlik meselesi.
Özellikle SDG’nin Şam yönetimine entegrasyonu konusunda ABD’nin oynadığı rol dikkat çekiyor. Ancak Kürtlerin anayasal statüsü ve yerel özerklik talepleri konusunda hâlâ ciddi görüş ayrılıkları bulunuyor. Burada dikkat çeken nokta ise Türkiye’nin Suriye denkleminde artık vazgeçilmez aktörlerden biri olarak görülmesi.
İSRAİL VE İRAN SAVAŞI WASHİNGTON’DAKİ DENGELERİ DEĞİŞTİRİYOR
Son dönemde İsrail’in Gazze operasyonları ve İran’la yaşanan gerilim, Amerikan iç siyasetinde de önemli kırılmalar yarattı. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail’e verilen koşulsuz desteğe yönelik ciddi eleştiriler yükseliyor. Bu yalnızca Demokrat Parti tabanında değil, Trump’ın MAGA hareketi içinde de hissediliyor. Ancak buna rağmen Trump yönetiminin İsrail’e verdiği destek sürüyor.
Washington’daki temel yaklaşım hâlâ İsrail’in bölgesel güvenliğinin korunması yönünde. Fakat Amerikan toplumundaki dönüşüm uzun vadede dış politikayı da etkileyebilir. Bu durum Türkiye açısından önemli. Çünkü Ankara bir taraftan İsrail’le sert söylemler kullanırken diğer taraftan bölgesel denklemlerde tamamen kopuş yaşamamaya çalışıyor. Özellikle ABD’nin Türkiye’yi İbrahim Anlaşmaları benzeri yeni bölgesel güvenlik mimarilerine dahil etmek istemesi bu nedenle dikkat çekiyor.
YENİ MODEL STRATEJİK ORTAKLIK DEĞİL, ZORUNLU İŞBİRLİĞİ
Ortaya çıkan tablo şunu gösteriyor Türkiye ile ABD arasında eski anlamıyla bir “stratejik ortaklık” dönemi yok. Ancak iki ülke de birbirinden vazgeçemiyor. Washington için Türkiye Rusya’yı dengeleyen, NATO’nun güney kanadını tutan, Orta Doğu’da askeri kapasitesi yüksek, Avrupa güvenliğinde kritik rol oynayan bir ülke. Ankara için ise ABD hâlâ savunma teknolojisi, finansal sistem, NATO şemsiyesi, bölgesel diplomasi açısından vazgeçilmez aktör konumunda. Bu nedenle iki taraf artık ilişkileri “tam uyum” üzerinden değil, krizleri yönetme kapasitesi üzerinden tanımlıyor. Yani Ankara-Washington hattında yaşanan şey bir normalleşme değil yeni bir güç dengesi arayışı.






















