(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Türk vatandaşlarının son yıllarda giderek büyüyen Schengen vizesi sorunu, artık yalnızca konsolosluk yoğunluğu veya diplomatik gerilimlerle açıklanamayacak bir noktaya ulaştı. Vize randevularının saniyeler içerisinde tükenmesi, randevu sistemlerinin bot yazılımlar tarafından ele geçirildiği iddiaları ve yüksek ücretlerle satılan randevular, Schengen sürecini adeta bir karaborsaya dönüştürdü.
Son olarak konunun Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşınması, yaşananların bireysel mağduriyetlerin ötesinde yapısal bir soruna dönüştüğünü gösteriyor.
DİJİTAL KARABORSA NASIL OLUŞTU?
Schengen vizesi almak isteyen vatandaşların en büyük şikâyeti, randevu sistemlerinde boş tarih bulamamak. Özellikle yaz ayları yaklaşırken Avrupa ülkelerine yönelik başvurular artarken, sistemlerde açılan kontenjanların birkaç saniye içerisinde dolduğu belirtiliyor. Sektör temsilcileri ve başvuru sahipleri, bu durumun arkasında otomatik bot yazılımların bulunduğunu öne sürüyor. İddiaya göre özel yazılımlar sistemleri sürekli tarıyor, yeni açılan randevuları anında alıyor ve daha sonra bu randevular çeşitli aracılar tarafından ücret karşılığında satılıyor. Böylece normal şartlarda ücretsiz veya düşük maliyetli olması gereken bir işlem, yüzlerce avroluk ek maliyetlere dönüşüyor.
VİZE KRİZİ YENİ BİR KAYIT DIŞI EKONOMİ YARATTI
Ortaya çıkan tablo yalnızca bir erişim sorunu değil. Aynı zamanda büyüyen bir kayıt dışı ekonomi anlamına geliyor. Sosyal medya gruplarında, mesajlaşma uygulamalarında ve bazı danışmanlık ağlarında randevu satışlarının açıkça yapıldığı iddia ediliyor. Vatandaşlardan çoğu zaman kişisel IBAN hesaplarına ödeme yapmaları isteniyor. Bu ödemeler karşılığında ise resmi fatura veya belge düzenlenmediği belirtiliyor. Bu durum hem tüketicilerin hukuki güvenceden mahrum kalmasına hem de devlet açısından vergi kaybına yol açıyor.
AVRUPA’NIN GÜVENLİK POLİTİKALARI DA ETKİLİ
Sorunun tamamını bot yazılımlarla açıklamak da mümkün değil. Uzmanlara göre Avrupa Birliği ülkeleri son yıllarda düzensiz göç, iltica başvuruları ve güvenlik kaygıları nedeniyle vize süreçlerini daha kontrollü yürütüyor. Türkiye’den yapılan Schengen başvurularındaki artış da sistem üzerindeki baskıyı büyütüyor. Özellikle pandemi sonrasında ertelenen seyahat taleplerinin devreye girmesiyle konsolosluklar yoğunluk yaşamaya başladı. Ancak vatandaşlar açısından bakıldığında gerekçe ne olursa olsun ortaya çıkan sonuç değişmiyor başvuru yapmak isteyen kişiler sisteme erişemiyor.
EN BÜYÜK ZARARI KİMLER GÖRÜYOR?
Vize krizinden yalnızca turistler etkilenmiyor. İş insanları ticari görüşmelere katılamıyor, akademisyenler konferanslara yetişemiyor, öğrenciler eğitim programlarını kaçırabiliyor. Turizm sektörü ise Avrupa turlarında yaşanan iptaller nedeniyle ekonomik kayıplarla karşı karşıya kalıyor. Bir başka deyişle sorun artık bireysel seyahat özgürlüğünün ötesine geçmiş durumda. Ticaret, eğitim ve kültürel ilişkiler de bu darboğazdan etkileniyor.
MECLİS GÜNDEMİNE TAŞINMASI NE ANLAMA GELİYOR?
Konunun TBMM gündemine taşınması, devletin yaşananları sadece konsolosluk kaynaklı bir problem olarak görmediğini gösteriyor. Önümüzdeki süreçte bot kullanımının araştırılması, aracı şirketlerin denetlenmesi, kayıt dışı randevu ticaretinin önlenmesi ve vatandaşların eşit erişiminin sağlanmasına yönelik adımların tartışılması bekleniyor. Uzmanlar, teknik güvenlik önlemlerinin artırılması ve kimlik doğrulama sistemlerinin güçlendirilmesi halinde bot kaynaklı sorunların önemli ölçüde azaltılabileceğini belirtiyor.
SCHENGEN SORUNU GÜVEN MESELESİNE DÖNÜŞTÜ
Bugün yaşanan kriz, yalnızca vize almak isteyen vatandaşların karşılaştığı bürokratik bir engel değil. Dijital sistemlerin manipüle edildiği iddiaları, kayıt dışı para trafiği ve fırsatçılık mekanizmaları nedeniyle aynı zamanda bir güven sorunu haline geldi. Eğer randevular gerçekten organize şekilde karaborsaya düşüyorsa, bu durum hem vatandaşların temel hizmetlere erişimini engelliyor hem de uluslararası vize sistemlerinin şeffaflığına yönelik soru işaretlerini artırıyor. Schengen vizesi tartışması artık yalnızca “vize almak zorlaştı” meselesi değil dijital çağda kamu hizmetlerine adil erişimin nasıl korunacağı sorusunu da gündeme taşıyor.






















