(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Güney Kafkasya’da dengeleri etkileyebilecek kritik bir süreç Gürcistan’da yaşanıyor. Ülkenin en güçlü kurumlarından biri olan Gürcü Ortodoks Kilisesi’nin uzun yıllardır liderliğini yürüten II. Ilia’nın hayatını kaybetmesinin ardından, gözler yeni patrik seçimine çevrildi. Bu süreç yalnızca dini bir liderlik değişimi olarak değil, aynı zamanda bölgesel güç mücadelesinin yeni bir sahnesi olarak değerlendiriliyor.
GÜRCİSTAN’DA SADECE DİNİ DEĞİL SİYASİ BİR AKTÖR
Gürcistan’da Ortodoks Kilisesi, tarihsel olarak yalnızca bir inanç kurumu değil, aynı zamanda toplumsal kimliğin ve siyasal yönelimin önemli belirleyicilerinden biri oldu. Özellikle Sovyetler sonrası dönemde devlet kurumlarının zayıf kaldığı alanlarda kilise, toplum üzerindeki etkisini artırdı.
1977’den bu yana görevde olan II. Ilia, bu süreçte yalnızca dini lider değil, aynı zamanda siyasi krizlerde dengeleyici bir figür olarak öne çıktı. Hem Rusya ile ilişkilerin tamamen kopmaması gerektiğini savunan yaklaşımı hem de Batı ile diyalog kanallarını açık tutması, onu Gürcistan’da “orta yolcu” bir aktör haline getirdi.
İÇ SİYASET VE DIŞ ETKİ TARTIŞMALARI
II. Ilia’nın ardından yapılacak patrik seçimi, Gürcistan’ın iç siyasetinde olduğu kadar dış politika yöneliminde de etkili olabilir. Ülkede iktidarda bulunan Gürcü Rüyası hareketinin kurucusu Bidzina Ivanishvili ve çevresinin bu süreçte etkili olabileceğine yönelik iddialar muhalefet tarafından sıkça dile getiriliyor.
Öte yandan Gürcistan’ın Batı ile entegrasyonunu savunan kesimler, kilisenin yöneliminin ülkenin Avrupa-Atlantik hattındaki geleceğini dolaylı olarak etkileyebileceğini düşünüyor.
RUSYA-BATI REKABETİ KİLİSE ÜZERİNDEN Mİ YÜRÜYOR?
Gürcistan, uzun süredir Rusya ile Batı arasında jeopolitik bir denge arayışında. 2008’deki savaşın ardından diplomatik ilişkiler kopmuş olsa da ekonomik ve toplumsal bağlar tamamen ortadan kalkmış değil.
Bu bağlamda, yeni patrik seçimi sürecinde dış aktörlerin dolaylı etkisi olup olmadığı tartışma konusu. Rusya’nın, Gürcü Kilisesi ile tarihsel ve dini bağlarını korumak istediği bilinirken batılı ülkelerin ise Gürcistan’ın Avrupa yönelimini güçlendirecek bir dini-sosyal atmosferi desteklediği yönünde yorumlar yapılıyor. Ancak bu iddiaların büyük bölümü daha çok siyasi yorum düzeyinde kalıyor.
TÜRKİYE VE FENER RUM PATRİKHANESİ TARTIŞMASI
Süreçte dikkat çeken bir diğer unsur ise İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesi. Ortodoks dünyasında “eşitler arasında birinci” olarak kabul edilen bu kurumun, farklı ülkelerdeki kiliseler üzerindeki manevi etkisi zaman zaman tartışma konusu oluyor.
Patrik Bartholomew I’un özellikle Ukrayna Ortodoks Kilisesi’ne bağımsızlık (otosefallik) tanıması, Moskova ile ciddi bir kriz yaratmıştı. Bu gelişme, dini yapıların jeopolitik rekabetin bir parçası haline gelip gelmediği sorusunu yeniden gündeme taşımıştı.
Gürcistan’da da benzer bir sürecin yaşanabileceğine dair iddialar ortaya atılsa da mevcut durumda bu yönde somut bir gelişme bulunmuyor.
MOSKOVA’DAN SERT TEPKİ
Rusya cephesinden gelen açıklamalar ise sürecin ne kadar hassas olduğunu gösteriyor. Moskova, Ortodoks dünyasında bölünmeye yol açabilecek adımlara karşı olduğunu vurgularken, dış müdahale iddialarını sert bir dille eleştiriyor. Ancak uzmanlara göre bu tür açıklamalar da jeopolitik rekabetin bir parçası olarak okunmalı.
DİNİ LİDERLİK SEÇİMİ, JEOPOLİTİK BİR TESTE DÖNÜŞEBİLİR
Gürcistan’da yapılacak patrik seçimi, yalnızca dini bir tercih değil aynı zamanda ülkenin jeopolitik yönelimi açısından da sembolik bir anlam taşıyor. Yeni liderin, Rusya ile ilişkilerde dengeyi sürdürüp sürdürmeyeceği, batı ile entegrasyon sürecine nasıl yaklaşacağı, kilisenin iç siyasetteki rolünü nasıl şekillendireceği önümüzdeki dönemde Gürcistan’ın iç ve dış politikasını etkileyebilecek başlıklar arasında yer alacak.
Bu nedenle Gürcistan’daki gelişmeler, sadece Tiflis’in değil Ankara, Moskova ve Batılı başkentlerin de yakından izlediği bir süreç olmaya devam ediyor.





















