(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
22 Nisan 2025’te Hindistan’ın Pahalgam bölgesinde düzenlenen ve 26 kişinin hayatını kaybettiği terör saldırısı, Hindistan-Pakistan ilişkilerinde yeni bir krizin fitilini ateşledi. Saldırıyı Pakistan merkezli olduğu iddia edilen The Resistance Front (TRF) üstlendi. Hindistan, saldırının arkasında Pakistan’ın olduğunu belirterek, 7 Mayıs’ta “Operation Sindoor” adıyla Pakistan topraklarında ve Pakistan kontrolündeki Keşmir’de dokuz hedefe yönelik hava ve füze saldırıları düzenledi.
Keşmir, uzun yıllardır iki nükleer gücün sınır çatışmalarına sahne olan bir kriz noktası. Terör saldırılarının bu bölgede gerçekleşmesi tesadüf değil; bu tür olaylar, büyük çatışmaları tetikleme potansiyeli taşıyor.
PAKİSTAN’DAN MİSİLLEME VE ARTAN ASKERÎ GERİLİM
pakistan, Hindistan’a ait beş savaş uçağının düşürüldüğünü iddia etti. Pakistan, Hindistan’a ait bir tugay karargâhını hedef aldığını ve iki Hint jetini düşürdüğünü bildirdi. İki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler gerildi; Hindistan, Pakistanlı diplomatları sınır dışı etti, vize hizmetlerini askıya aldı ve 1960 tarihli Indus Suları Antlaşması’ndan çekildiğini duyurdu. Pakistan ise 1972 tarihli Shimla Anlaşması’nı askıya aldı, hava sahasını kapattı ve ticari ilişkileri durdurdu. Bu tür karşılıklı hamleler, yalnızca iki ülke halkının sosyal ve ekonomik hayatını değil, aynı zamanda Güney Asya’nın uzun vadeli barış umudunu da riske atıyor. Diplomasi tamamen ortadan kalkarsa, savaş kaçınılmaz hale gelebilir.
NÜKLEER TEHLİKE KAPIDA
Her iki ülkenin de yaklaşık 170-200 nükleer savaş başlığına sahip olması, çatışmanın nükleer bir savaşa dönüşme riskini artırıyor. Pakistan Savunma Bakanı Khawaja Asif, Hindistan’ın askeri saldırılarının devam etmesi halinde nükleer savaşın patlak verebileceği uyarısında bulundu. Ancak uzmanlar, nükleer silahların kullanılmasının her iki ülke için de yıkıcı sonuçlar doğuracağını ve bu nedenle tarafların doğrudan bir nükleer çatışmadan kaçınacağını belirtiyor.
KÜRESEL GÜÇLERİN ROLÜ VE JEOPOLİTİK YANSIMALAR
Bu kriz, aynı zamanda ABD ve Çin arasındaki küresel rekabetin bir yansıması olarak görülüyor. ABD, Çin’in yükselişini dengelemek amacıyla Hindistan ile stratejik iş birliğini artırırken, Çin ise Pakistan’a askeri ve ekonomik destek sağlıyor. Bu durum, Hindistan-Pakistan çatışmasının bölgesel bir sorun olmaktan çıkıp küresel bir jeopolitik mesele haline gelmesine neden oluyor.
ULUSLARARASI TOPLUMDAN İTİDAL ÇAĞRISI
Birleşmiş Milletler, ABD, Çin ve Rusya gibi uluslararası aktörler, taraflara itidal çağrısında bulunuyor ve krizin daha fazla tırmanmasını önlemek için diplomatik çabalarını sürdürüyor. Ancak, mevcut durumda çatışmaların sona ereceğine dair net bir işaret bulunmuyor. Uluslararası toplumun tepkisi, daha çok “seyirci kalma” noktasında. Eğer güçlü bir arabuluculuk yapılmazsa, bu kriz kendi dinamikleriyle çok daha büyük bir savaşa dönüşebilir.
Hindistan ve Pakistan arasındaki bu son kriz, sadece iki ülkenin değil, tüm dünyanın güvenliğini tehdit ediyor. Nükleer silahların varlığı, krizin ciddiyetini artırırken, uluslararası toplumun diplomatik çabaları, olası bir felaketi önlemede kritik rol oynuyor.





















