(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Güney Kafkasya’da dengeleri etkileyebilecek bir seçim süreci yaklaşırken, Ermenistan’daki iç siyasi rekabet giderek daha belirgin bir biçimde dış aktörlerin nüfuz mücadelesiyle iç içe geçiyor. 7 Haziran’da yapılması planlanan seçimler, yalnızca iktidar-muhalefet dengesi açısından değil, aynı zamanda ülkenin jeopolitik yönelimi bakımından da kritik bir dönemece işaret ediyor. Bu çerçevede Rusya, Türkiye, Batı dünyası ve bölgesel aktörlerin Erivan üzerindeki etkisi, seçim sürecini sıradan bir demokratik yarış olmaktan çıkararak daha geniş bir güç mücadelesinin parçası haline getiriyor.
ZAMANLAMA VE DİLİN ÖNEMİ
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 24 Nisan kapsamında yayımladığı mesaj, bu mücadelenin sembolik ama dikkat çekici bir unsuru olarak öne çıkıyor. Kremlin’in uzun bir aradan sonra bu düzeyde bir açıklama yapması, mesajın içeriği kadar zamanlamasını da önemli kılıyor. Mesajda, 1915 olaylarına yönelik güçlü bir anma vurgusu yer alırken, önceki yıllardan farklı olarak doğrudan bir fail tanımına gidilmemesi dikkat çekiyor.
Bu tercih, Rusya’nın mevcut dış politika öncelikleriyle bağlantılı bir dil stratejisi olarak değerlendirilebilir. Özellikle Türkiye ile ilişkilerin hassasiyet kazandığı bir dönemde, Moskova’nın daha dengeli ve dolaylı bir söylem benimsemesi, diplomatik manevra alanını koruma çabasıyla örtüşüyor. Bu bağlamda mesaj hem Ermeni kamuoyuna hitap eden hem de Ankara’yla ilişkileri gözeten çok katmanlı bir iletişim örneği sunuyor.
PAŞİNYAN YÖNETİMİ VE RUSYA ARASINDAKİ MESAFE
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın son yıllarda izlediği politika, ülkenin geleneksel Rusya ekseninden kademeli olarak uzaklaştığı yönündeki tartışmaları beraberinde getirdi. Batı ile ilişkileri geliştirme yönündeki adımlar ve Azerbaycan’la normalleşme arayışları, Moskova’nın Erivan üzerindeki etkisinin sorgulanmasına yol açtı.
Putin’in mesajında mevcut Ermenistan yönetimine doğrudan bir atıf yapılmaması da bu mesafenin bir yansıması olarak okunabilir. Kremlin’in, Ermeni toplumuna seslenirken hükümeti bilinçli şekilde arka planda bırakması, Moskova’nın siyasi düzeyde değil toplumsal düzeyde etki kurma arayışına işaret ediyor. Bu durum, seçim sürecinde Rusya’nın dolaylı etki araçlarına daha fazla ağırlık verebileceğini düşündürüyor.
SEÇİMLERE GİDERKEN KİMLİK VE HAFIZA SİYASETİ
Seçim sürecinde tarihsel hafıza ve kimlik vurgusunun yeniden öne çıkması, yalnızca iç politik dinamiklerle açıklanabilecek bir gelişme değil. 1915 olaylarının anılması, Ermeni kimliğinin temel unsurlarından biri olarak siyasal söylemde önemli bir yer tutarken, bu konunun dış aktörler tarafından da dolaylı biçimde araçsallaştırıldığı görülüyor.
Bu noktada Kremlin’in mesajı, yalnızca geçmişe yönelik bir anma değil, aynı zamanda geleceğe dönük bir hatırlatma işlevi de görüyor. Rusya’nın kendisini Ermeni halkının tarihsel hafızasının bir parçası ve güvenlik garantörü olarak konumlandırma çabası, seçim sürecinde seçmen davranışını etkilemeye dönük daha geniş bir stratejinin parçası olarak değerlendirilebilir.
TÜRKİYE FAKTÖRÜ VE BÖLGESEL DENGE
Türkiye’nin son dönemde Ermenistan’la normalleşme yönünde attığı adımlar, bölgesel denklemde yeni bir sayfa açma potansiyeli taşıyor. Ankara’nın, Azerbaycan’la koordineli şekilde Erivan’la ilişkileri yumuşatma çabası, Paşinyan yönetiminin elini güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.
Bu durum, Rusya açısından çift yönlü bir risk barındırıyor. Bir yandan Ermenistan’ın Batı’ya yakınlaşması, diğer yandan Türkiye ile doğrudan temasların artması, Moskova’nın Güney Kafkasya’daki geleneksel nüfuzunu aşındırabilir. Dolayısıyla Kremlin’in seçim sürecine yönelik hassasiyeti, yalnızca Ermenistan iç siyasetiyle değil, daha geniş bir bölgesel güç dengesiyle bağlantılı.
GÜNEY KAFKASYA’DA YENİ DÖNEMİN EŞİĞİ
Ermenistan’daki seçimler, ülkenin iç siyasi geleceğinin ötesinde, Güney Kafkasya’daki güç dağılımını da etkileme potansiyeline sahip. Rusya’nın etkisini koruma çabası, Batı’nın artan ilgisi ve Türkiye’nin normalleşme hamleleri, Erivan’ı çok katmanlı bir rekabet alanına dönüştürüyor.
Bu tablo içinde seçmen davranışının yalnızca ekonomik ya da iç politik faktörlerle değil, güvenlik, kimlik ve dış politika tercihlerinin kesişiminde şekillenmesi bekleniyor. Seçim sonuçları ne olursa olsun, ortaya çıkacak tablo Ermenistan’ın hangi jeopolitik eksende konumlanacağı sorusuna verilecek yanıt açısından belirleyici olacak.























