(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Pekin yönetimi, Afrika kıtasında hem ekonomik hem siyasi nüfuzunu güçlendirmeye devam ediyor. 2025 yılının ilk altı ayında Çinli şirketler, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında Afrika’da 124 milyar dolarlık yatırım ve inşaat sözleşmesi imzalayarak rekor kırdı. Bu rakamın yaklaşık 39 milyar doları doğrudan Afrika’ya yöneldi. Enerjiden madenciliğe, ulaşımdan dijital altyapıya kadar geniş bir yelpazeye yayılan projeler, Çin’in Afrika’daki varlığını neredeyse kalıcı hale getiriyor.
Ticaret cephesinde de benzer bir tablo söz konusu. Yılın ilk beş ayında Çin-Afrika ikili ticaret hacmi 134 milyar doları aşarken, Çin on beşinci kez Afrika’nın en büyük ticaret ortağı unvanını korudu. Özellikle Nijerya’da kurulan gaz işleme tesisleri, Namibya ve Botsvana’daki yenilenebilir enerji projeleri ile Mısır ve Güney Afrika’da açılan beyaz eşya fabrikaları Pekin’in çok yönlü ve uzun vadeli stratejisini gözler önüne seriyor. Huawei ve ZTE gibi teknoloji devlerinin 5G altyapı çalışmaları ve dijital eğitim projeleri, Çin’in yalnızca fiziki değil, dijital bir iz de bıraktığını gösteriyor.
TÜRKİYE’NİN AFRİKA’DAKİ VARLIĞI: POTANSİYELİ YÜKSEK, HACMİ SINIRLI
Türkiye, Afrika ile ilişkilerini son yıllarda belirgin biçimde artırdı. Diplomatik temsilciliklerin sayısı 44’e ulaştı, Türk Hava Yolları kıta genelinde 60’tan fazla noktaya uçuyor ve savunma sanayi başta olmak üzere birçok sektörde iş birlikleri geliştiriliyor. 2024 yılı itibarıyla Türkiye’nin Afrika ile olan ticaret hacmi 19,4 milyar dolara yükseldi. Afrika’daki Türk yatırımlarının toplam değeri ise 10 milyar doları aştı.
Bu gelişmeler önemli bir dinamizmi işaret etse de Türkiye’nin kıtadaki ekonomik varlığı hâlâ Çin’le kıyaslandığında oldukça sınırlı kalıyor. Çin’in kıta çapında oluşturduğu çok taraflı işbirliği yapıları ve büyük ölçekli altyapı projeleri karşısında Türkiye’nin adımları daha dar kapsamlı ve proje bazlı ilerliyor.
NEDEN GERİ KALINDI?
Türkiye’nin Afrika’daki yatırımlarının daha sınırlı kalmasının birkaç temel nedeni bulunuyor. En önemli etkenlerden biri, büyük ölçekli kamu destekli finansman mekanizmalarının yetersizliği. Çin, projelerini genellikle Exim Bank, Çin Kalkınma Bankası gibi güçlü kurumlarla desteklerken, Türkiye’de Afrika’ya yönelik yatırım girişimleri büyük ölçüde özel sektör inisiyatifiyle sınırlı kalıyor. Bu da yatırım hacmini doğrudan etkiliyor.
Bir diğer temel fark, stratejik planlama ve süreklilik. Çin’in Afrika ile ilişkileri çok net bir kalkınma vizyonu etrafında şekillenirken, Türkiye’nin bu alanda henüz uzun vadeli, bütüncül bir Afrika stratejisi geliştirdiği söylenemez. Gerek devlet düzeyinde gerekse özel sektör nezdinde bu eksiklik, yatırımların dağınık ve sınırlı kalmasına yol açıyor. Ayrıca, Çin’in oluşturduğu Çin-Afrika İş birliği Forumu (FOCAC) gibi platformların Türkiye’de karşılığı yok. Türkiye-Afrika Zirveleri yapılıyor olsa da henüz kurumsallaşmış bir ekonomik iş birliği çerçevesi bulunmuyor.
GELECEĞE DAİR FIRSATLAR
Tüm bu farklara rağmen, Türkiye’nin Afrika’da etkili bir aktör olabilmesi hâlâ mümkün. Kıtanın genç nüfusu, altyapı ihtiyacı ve ekonomik dönüşüm süreci, Türk firmaları için önemli fırsatlar sunuyor. Türkiye, özellikle sağlık teknolojileri, savunma sanayii, eğitim ve inşaat gibi alanlarda rekabetçi bir pozisyona sahip.
Ancak bu potansiyelin açığa çıkabilmesi için yatırım stratejisinin çeşitlendirilmesi, finansal araçların güçlendirilmesi ve kamu-özel sektör iş birliğinin artırılması gerekiyor. Afrika’ya yönelik uzun vadeli bir yatırım perspektifi oluşturulmadığı sürece, mevcut çabaların sürdürülebilirliği sınırlı kalabilir.
DAHA KAPSAYICI BİR YAKLAŞIM ŞART
Afrika, Türkiye için sadece ekonomik değil, aynı zamanda diplomatik ve stratejik açılardan da büyük önem taşıyor. Çin’in kıtadaki etkinliği her yıl daha da derinleşirken, Türkiye’nin bu alanda geri planda kalması, sadece yatırım hacmiyle değil, aynı zamanda vizyonla da ilgili. Türkiye Afrika’daki varlığını güçlendirmek için dağınık projelerden ziyade kapsamlı bir stratejiye, istikrarlı bir politikaya ve kalıcı ekonomik iş birliklerine ihtiyacı var. Bu bağlamda, mevcut potansiyelin değerlendirilmesi ve Türkiye’nin Afrika’daki konumunu daha sağlam temellere oturtması hem kıta ülkeleri hem de Türkiye açısından karşılıklı fayda sağlayacak.























