(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Ankara, 7-8 Temmuz’da düzenlenecek NATO Zirvesi ile yalnızca diplomatik takvimin önemli bir buluşmasına değil, aynı zamanda İttifak’ın yeni yön arayışına da ev sahipliği yapıyor. 2004 İstanbul Zirvesi’nden sonra Türkiye’nin ikinci kez üstlendiği bu organizasyon, başkentin tarihinde gördüğü en büyük uluslararası toplantılardan biri olma özelliği taşıyor. Ancak Ankara Zirvesi’ni sıradan bir liderler buluşmasından ayıran asıl unsur, NATO’nun tam da iç dengelerinin yeniden tartışıldığı, Avrupa güvenlik mimarisinin değiştiği ve Ukrayna savaşının sürdürdüğü baskının arttığı bir dönemde yapılması.
Zirvenin resmi gündemi savunma harcamaları, Ukrayna savaşı, Avrupa güvenliği ve Orta Doğu’daki gelişmeler gibi başlıklardan oluşuyor. Fakat Ankara’daki toplantının gerçek ağırlığı, bu başlıkların ötesinde NATO’nun hangi siyasi ve askeri hatta ilerleyeceği sorusunda yatıyor. Zirve, bir bakıma NATO’nun yalnızca tehditlere nasıl yanıt vereceğini değil, kendi içindeki güç dağılımını nasıl yeniden tanımlayacağını da gösterecek.
Bu nedenle Ankara Zirvesi’nin merkezindeki en kritik kavram “NATO 3.0” olarak öne çıkıyor. Son dönemde sıkça kullanılan bu ifade, İttifak’ın Soğuk Savaş sonrası güvenlik anlayışından çıkıp yeniden sert güç, caydırıcılık ve savunma kapasitesine dayalı bir döneme girdiğini anlatıyor. Bu yeni çerçevede ABD’nin yükünün kademeli olarak azalması, Avrupa’nın ise hem daha fazla harcama yapan hem de daha fazla sorumluluk üstlenen bir aktöre dönüşmesi bekleniyor. Ankara’nın “Daha güçlü bir NATO içinde daha güçlü bir Avrupa” sloganıyla ev sahipliği yaptığı zirve de tam olarak bu dönüşümün siyasi çerçevesini oluşturma iddiası taşıyor.
Burada dikkat çeken nokta, NATO’nun geleceğine dair tartışmanın artık yalnızca Rusya tehdidi üzerinden yürümemesi. Rusya-Ukrayna savaşı elbette gündemin merkezinde kalmayı sürdürüyor. Reuters ve zirve öncesi yapılan açıklamalara göre liderlerin Ukrayna’ya desteğin sürdürülmesi, askeri ekipman tedariki ve uzun vadeli dayanıklılık mekanizmaları konusunda yeni koordinasyon başlıklarını ele alması bekleniyor. Ancak Ankara’daki toplantının aynı zamanda İran savaşı sonrası Orta Doğu’da oluşan yeni gerilim hattını, enerji güvenliğini, füze savunmasını ve savunma sanayii üretim kapasitesini de NATO’nun asli gündemine daha güçlü biçimde taşıması bekleniyor. Bu da İttifak’ın tehdit algısının daha geniş bir coğrafyaya yayıldığını gösteriyor.
Zirvenin en kritik siyasi figürü ise kuşkusuz ABD Başkanı Donald Trump olacak. Trump’ın NATO’ya dönük önceki sert açıklamaları, Avrupa’nın savunma yükünü sırtlanması gerektiğine dair baskısı ve ABD’nin kıta savunmasındaki rolünü azaltma eğilimi, Ankara’daki görüşmelerin tonunu doğrudan etkileyecek. Bu nedenle zirve yalnızca bir güvenlik toplantısı değil, aynı zamanda Washington ile Avrupa başkentleri arasındaki pazarlığın da sahnesi olacak. Avrupa ülkeleri son yıllarda savunma harcamalarını artırmaya yönelmiş olsa da Ankara’daki zirve, bu taahhütlerin ne ölçüde gerçek planlara dönüştüğünün test edileceği yer olarak görülüyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin zirveyi “verilen sözlerin hayata geçirildiği uygulama zirvesi” olarak tanımlaması da bu nedenle önemli.
Savunma harcamaları ve “külfet paylaşımı” meselesi, zirvenin en sert başlıklarından biri olmaya aday. 2025 Lahey Zirvesi’nde kabul edilen ve savunmaya ayrılan payın GSYİH’nin yüzde 5’ine doğru çıkarılmasını öngören hedefin ardından, Ankara’da artık yeni bir söz vermekten çok mevcut taahhütlerin uygulanma takvimi konuşulacak. Özellikle Almanya gibi ülkelerin zirve öncesinde ordunun güçlendirilmesi ve askeri altyapının hızlandırılması için yeni adımlar atması, Avrupa’da bu dönüşümün ciddiye alındığını gösteriyor. Türkiye’nin de yüzde 5 hedefine 2030 sonuna kadar ulaşma planı, Ankara’nın bu tartışmada yalnızca ev sahibi değil, aynı zamanda aktif bir taraf olduğunu ortaya koyuyor.
Ancak Ankara Zirvesi’nin Türkiye açısından anlamı yalnızca diplomatik prestijle sınırlı değil. Zirve, Türkiye’nin NATO içindeki ağırlığını yeniden görünür kılma ve savunma sanayisini vitrine çıkarma fırsatı olarak da değerlendiriliyor. Resmi programın parçası haline gelen Savunma Sanayi Forumu bu bakımdan ayrı bir önem taşıyor. Forumda füze sistemleri, elektronik harp ve istihbarat-izleme-keşif alanlarındaki açıkların kapatılmasına yönelik çok taraflı projelerin ele alınması bekleniyor. Türkiye açısından bu tablo, savunma sanayiindeki kapasitesini yalnızca ulusal başarı hikâyesi olarak değil, NATO’nun yeni üretim ve tedarik mimarisinin parçası olarak sunma arayışına işaret ediyor. Zirve marjında yapılacak görüşmelerin, savunma iş birliği ve olası kısıtlamaların gevşetilmesi bakımından da Ankara’nın elini güçlendirebileceği değerlendiriliyor.
Bununla birlikte zirvenin güvenlik ve diplomasi boyutuna eşlik eden iç siyasi tablo da dikkat çekiyor. Başkentte alınan olağanüstü önlemler, geniş güvenlik kuşağı, ulaşım ve kamusal alanlarda getirilen sınırlamalar, zirvenin yalnızca dış politik bir olay olarak değil, iç güvenlik başlığıyla da ele alındığını gösteriyor. Gazeteciler, akademisyenler ve sivil toplum temsilcilerine yönelik gözaltı ve tutuklamalar ise zirvenin gölgesinde Türkiye’de ifade özgürlüğü ve demokratik alan tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Bu durum, Ankara’nın uluslararası vitrine çıkarken aynı anda içeride daha sert bir güvenlik atmosferi üretmesinin yaratacağı çelişkiyi de görünür kılıyor.
Ankara’daki NATO Zirvesi, klasik bir liderler fotoğrafının çok ötesinde anlam taşıyor. Bu toplantı, NATO’nun Rusya-Ukrayna savaşı sonrası dönemde nasıl bir askeri ve siyasi çerçeveye oturacağını, ABD ile Avrupa arasındaki yük paylaşımının nasıl yeniden kurulacağını ve Türkiye’nin bu denklemde kendine nasıl bir yer açmak istediğini gösterecek. Eğer zirveden çıkan sonuçlar yalnızca genel siyasi mesajlarla sınırlı kalmaz; savunma harcamaları, savunma sanayii üretimi, Ukrayna desteği ve Avrupa’nın sorumluluk alanı konusunda somut yol haritaları üretilirse Ankara Zirvesi gerçekten de NATO 3.0’ın başlangıç noktası olarak anılabilir. Aksi halde bu toplantı, büyük beklentilerin gölgesinde kalan ama yapısal dönüşümü tamamlayamayan bir ara durak olarak kayda geçebilir.






















