(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
ABD ile İran arasında son aylarda tırmanan gerilim, Washington’un Ortadoğu’daki askeri varlığını yeniden küresel gündemin merkezine taşıdı. Körfez ülkelerinden Levant’a uzanan geniş bir coğrafyada konuşlu Amerikan üsleri, bir yandan “caydırıcılık” argümanıyla savunulurken, diğer yandan bu üslerin bulunduğu ülkelerin güvenliği açısından yeni soru işaretlerini beraberinde getiriyor.
DAĞINIK AMA ENTEGRE BİR ASKERİ MİMARİ
ABD’nin Ortadoğu’daki askeri varlığı klasik anlamda tek merkezli bir güçten ziyade, birbirine entegre edilmiş çok sayıda üs ve erişim noktasından oluşuyor. Sekizi kalıcı üs olmak üzere, Amerikan güçlerinin doğrudan veya dolaylı erişimine açık en az 19 askeri tesis bulunuyor. Bu yapı, ABD Merkez Komutanlığı’nın (CENTCOM) hava, kara ve deniz unsurlarını eş zamanlı kullanabilmesine olanak tanıyor.
Katar’daki El Udeyd Hava Üssü bu ağın kalbi konumunda. Yaklaşık 10 bin Amerikan personeline ev sahipliği yapan üs, CENTCOM’un ileri karargâhı olarak işlev görüyor. Bahreyn’deki Beşinci Filo karargâhı ise Körfez, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’nun bir bölümünü kapsayan geniş bir deniz sahasından sorumlu.
PERSONEL ÇEKİLMESİ VE EŞ ZAMANLI YIĞINAK
Ocak ayı ortasında ABD ve İngiltere’nin, İran ile gerilimin yükselmesi üzerine Katar başta olmak üzere bazı kilit üslerden personel sayısını azalttığı bildirildi. Bu adım, “gerilimi düşürme” sinyali olarak yorumlandı. Ancak aynı dönemde USS Abraham Lincoln uçak gemisinin İran sularına yakın bir bölgeye intikali, Washington’un askeri baskıdan vazgeçmediğini gösterdi.
Bu ikili tablo, ABD’nin bir yandan doğrudan hedef olabilecek unsurlarını geri çekerken, diğer yandan caydırıcı kapasitesini artırmaya çalıştığı şeklinde değerlendiriliyor.
İRAN’IN MESAJI NET: ÜSLER HEDEF OLABİLİR
İranlı siyasi ve askeri yetkililer, ABD’den gelebilecek herhangi bir saldırının “kararlı ve geniş kapsamlı bir karşılık” doğuracağını defalarca dile getirdi. Bu açıklamalarda dikkat çeken nokta, olası misillemenin sadece ABD’ye değil, ABD’nin bölgedeki askeri altyapısına yöneltileceğinin vurgulanması.
Bu durum, ABD üslerine ev sahipliği yapan ülkeleri doğrudan hedef haline getirip getirmediği sorusunu gündeme taşıyor. Uzmanlara göre risk, ülkelere göre değişkenlik gösteriyor.
KÖRFEZ ÜLKELERİ NEDEN DAHA KIRILGAN?
Katar, Bahreyn, Kuveyt ve Irak, ABD’nin operasyonel kapasitesinin yoğunlaştığı ülkeler olarak öne çıkıyor. Bahreyn’deki Beşinci Filo’nun İran kıyılarına yakınlığı, bu ülkeyi askeri açıdan en hassas noktalardan biri haline getiriyor. Irak ise zaten uzun süredir ABD-İran geriliminin fiili çatışma alanı olarak görülüyor; Amerikan üsleri geçmişte defalarca saldırıya uğradı.
Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ise ABD ile askeri iş birliğini sürdürürken, İran’la doğrudan çatışmadan kaçınmaya çalışan daha temkinli bir çizgi izliyor. Bu ülkeler, üslerin niteliğini daha çok savunma ve istihbaratla sınırlı tutarak risklerini yönetmeye çalışıyor.
TÜRKİYE VE DENGE SİYASETİ
Türkiye’deki İncirlik Hava Üssü, ABD ve NATO açısından stratejik önemini koruyor. Üs, hem uluslararası koalisyon operasyonlarında hem de ABD’nin bölgedeki lojistik planlamasında kritik rol oynuyor. Buna rağmen Ankara’nın İran’la doğrudan çatışmadan kaçınan denge politikası, Türkiye’yi gerilimin ön cephe ülkelerinden biri olmaktan şimdilik uzak tutuyor.
CAYDIRICILIK MI, ZİNCİRLEME RİSK Mİ?
ABD’nin Ortadoğu’daki askeri varlığı kısa vadede olası bir savaşı erteleyen bir caydırıcılık unsuru olarak görülse de bu kadar yaygın bir üs ağı aynı zamanda bölgesel bir çatışmanın hızla genişleme riskini de artırıyor. Bir üssün hedef alınması, ev sahibi ülkeyi istemese bile krizin tarafı haline getirebilir.
Son haftalarda bölge ülkelerinin arabuluculuğunda yürütülen yoğun diplomasi trafiği de bu endişeyi yansıtıyor. Görünen o ki, ABD üsleri Ortadoğu’da güvenlik mimarisinin temel direklerinden biri olmaya devam ederken, aynı zamanda bölgenin en kırılgan noktaları arasında yer almayı sürdürüyor.
























