(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
ABD ile İran arasında son anda varılan iki haftalık ateşkes, küresel siyasette tansiyonu geçici olarak düşürse de bu gelişmenin kalıcı bir barışın habercisi olup olmadığı tartışmalı. Sürecin arka planına bakıldığında, askeri gerilim kadar ekonomik ve jeopolitik dengelerin de belirleyici olduğu görülüyor.
TRUMP’IN GERİ ADIMI TARTIŞMASI
ABD Başkanı Donald Trump’ın son anda ateşkesi kabul etmesi, kamuoyunda “geri adım” olarak yorumlandı. Özellikle sert askeri söylemlerden diplomatik uzlaşıya geçiş, Washington’un sahadaki riskleri göze alamadığı şeklinde değerlendiriliyor.
ABD iç siyasetinde de bu sürecin yankıları dikkat çekici. Artan enerji fiyatları ve savaşın ekonomik maliyetleri, yaklaşan seçimler öncesinde yönetim üzerindeki baskıyı artırıyor. Bu durum, askeri tırmanmanın sınırlandırılmasında önemli bir faktör olarak öne çıkıyor.
İRAN’IN DİRENCİ VE ASİMETRİK STRATEJİSİ
Tahran yönetimi ise süreç boyunca doğrudan geri adım atmayan bir pozisyon sergiledi. Özellikle Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol, İran’ın elini güçlendiren en önemli unsurlardan biri oldu.
Küresel enerji arzının önemli bir kısmının geçtiği bu kritik hat üzerindeki riskler, petrol fiyatlarında dalgalanmalara yol açarken, uluslararası ticaret ve taşımacılıkta da ciddi belirsizlikler yarattı.
ÇİN VE PAKİSTAN FAKTÖRÜ
Ateşkes sürecinde dikkat çeken bir diğer unsur ise Çin’in dolaylı rolü oldu. Pekin yönetiminin doğrudan sahaya inmek yerine Pakistan üzerinden arabuluculuk yürütmesi, bölgesel dengeleri gözeten temkinli bir strateji olarak değerlendiriliyor.
Çin’in Körfez enerji kaynaklarına bağımlılığı ve bölgedeki ekonomik çıkarları, bu dolaylı diplomatik yaklaşımın temel nedenleri arasında gösteriliyor.
İSRAİL ETKİSİ VE ATEŞKESİN KIRILGANLIĞI
Bölgedeki bir diğer kritik aktör olan İsrail’in ateşkese yaklaşımı ise sürecin en kırılgan noktalarından biri. Tel Aviv yönetiminin özellikle Lübnan hattındaki askeri faaliyetleri sürdürmesi, ateşkesin kapsamı ve sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri yaratıyor.
Bu durum, ABD’nin bölgedeki müttefikleri arasında denge kurmakta zorlandığını ve diplomatik manevra alanının daraldığını gösteriyor.
ENERJİ KRİZİ VE EKONOMİK BASKI
Savaşın en somut etkilerinden biri enerji piyasalarında hissedildi. Hürmüz Boğazı’ndaki belirsizlik ve Körfez’deki altyapı riskleri, petrol ve doğalgaz fiyatlarında artışa neden oldu.
Büyük taşımacılık ve sigorta şirketlerinin bölgeye yönelik faaliyetlerini sınırlandırması, küresel ticaret üzerinde de baskı oluşturdu. Uzmanlara göre, enerji arzındaki aksaklıkların kısa vadede tamamen giderilmesi zor görünüyor.
KALICI BARIŞ MÜMKÜN MÜ?
Mevcut tablo, ateşkesin kalıcı bir barıştan ziyade taraflara zaman kazandıran geçici bir düzenleme olduğunu gösteriyor. Taraflar arasındaki temel anlaşmazlıklar – nükleer program, bölgesel güç dengeleri ve askeri varlıklar – çözülmüş değil.
ABD’nin bölgedeki askeri varlığı, İran’ın stratejik hedefleri ve İsrail’in güvenlik politikaları arasındaki çelişkiler, yeni bir gerilim dalgasının her an ortaya çıkabileceğine işaret ediyor.
KIRILGAN DENGE
ABD-İran hattında varılan ateşkes, kısa vadede çatışma riskini azaltsa da, orta ve uzun vadede kalıcı istikrar sağlamaktan uzak görünüyor. Jeopolitik rekabet, enerji güvenliği ve bölgesel güç mücadeleleri devam ettikçe, bu tür geçici uzlaşıların sık sık gündeme gelmesi muhtemel.
Bu nedenle mevcut ateşkes, bir barış anlaşmasından çok, tarafların yeniden pozisyon aldığı kırılgan bir denge olarak değerlendiriliyor.






















