(The Turkish Post) – SERHAT AKINCI
Ağlama duvarının arasına sızdırılan kâğıtlar size neyi hatırlatıyor? Kâğıtlara yazılı dualar var ve talepler, tıpkı bizim hıdırellezde yaptığımız gibi. Mümin olarak bir farkımız olması gerekmiyor mu? Peygamber efendimiz 23 senelik risalet döneminde böyle bir şey yapmış mı acaba?
Bu kadar okuduğum kitaplar ve dinlediğim vaazların encamında duaların kâğıda yazılıp suya atılması ya da duvar taşları arasına sıkıştırılması ile alakalı ne bir hadisi şerife, ne bir ayete, ne de herhangi bir içtihada rastladım.
Ama ne hikmetse dinin en makul telkinini bile eleştiren tenkit eden özellikle seküler kesim 1000 aydan daha hayırlı bir gece olan Kadir gecesinde bile 2 dakika oturup dua etmezlerken hıdırellez günü kâğıtlara dualar yazıyorlar, çizimler yapıp, nehre atıyorlar ama nedense bu adeti hiç tenkit etmiyor, eleştirmiyorlar.
Cumhuriyet döneminde gayri resmi verilere göre 50 bine yakın Sebateyist Yahudi olduğunu söyler Errol Gelardin. Peygamber Efendimizin hayatında olan ve bize tavsiye ettiği bir şey değilse böyle kağıda bir şeyler yazıp bir yerlere atmayı acaba biz kimlerden öğrendik. Demek ki bu adet ağlama duvarına yazı yazıp sıkıştıran Musevilerden geliyormuş bize, onlarda varmış bu adet, bizde müteselsil olarak 5 nesildir, aklı hür vicdanı hür nesiller olarak sorgulamamış, aynı şekilde onlar gibi copy paste etmiş, bizim kendi değerimizmiş, adetimizmiş gibi yapagelmişiz. Ve dine karşı çok mesafeli olan, dinin en ufak meselesini dahi eleştiren, tenkit eden gericilik olarak atfeden, sözüm ona çağdaş, uygar düşünceleri seküler insanlar bunu gericilik olarak görmüyorlar, tenkit etmiyor, 3-4 renkli kalemlerle kâğıtlara neler neler yazıyorlar ve onu suya atıyorlar. Hızır aleyhisselamın özel kalemine, call center’ına ulaştırmaya çalışıyorlar.
Hızır as ve İlyas as peygamberlik makamın giriş katındaysa Peygamber Efendimiz gökdelenin burcundadır. Peygamber efendimize ömrü hayatında münacatta bulunmamış kişilerin Hızır as ve İlyas as bu kadar teveccüh etmeleri bana çok garip geliyor. Halbuki her şey bilimde var sözüyle müteselsil olarak yetişen, aklı gözüne inmiş, ruh dünyası mefluç, metafiziğe kapalı bizlerin bunu garipsememesi de bana normal gelmiyor.
Hakeza saniyede kalbinize 70 sefer nazar eden, size şah damarınızdan daha yakın olan Allah kalbinizin samimiyetine gönlünüzün saffetine ve ihlasına bakar.
Yazı yazdığınız kâğıtlara çizdiğiniz figürlere değil, direk ondan istemek varken bu şekilde yapılan bir ritüeli Allah’a karşı saygısızlık bir hadsizlik olarak görüyor hatta bir adım ötesinde Allah’ın affetmediği en büyük günah olan şirk ifade eden boyutu olduğunu düşünüyorum. Sanki haşa ve kella Allah dualarımıza icabet etmiyor, o kadiri külli şey, her şeye gücü yeten değil de Hızır as ve İlyas as bunlara muktedir ve o yapıyor bizim bütün dileklerimizi ve isteklerimizi.

Şalom Gazetesinde Hıdırellez ile ilgili okuduğum bir yazıyı sizinle paylaşmak isterim. Kadir gecesi, Mevlüd kandili, Regaip kandili, Beraat geceleri ile ilgili bir yazı göremedim ama Hıdırellez ile ilgili yazılar çok.
“Hıdrellez ismi Hızır ve İlyas peygamberin senede bir kez görüşmesinden dolayı kaynaklandığı söylenmektedir. Hızır ve İlyas’ın kardeş olduğu da söylenir. Hızır’ın kendini belli etmedikçe tanınmasının olanaksız olduğu belirtilmektedir. Bir İsrailoğulları peygamberi olduğu Tevrat’ta geçen İlyas Peygamber için onun Ben-i İsrail kabilesine gönderildiği belirtilmektedir. Kuran’da ise insanları tanrıya inanmaya çağırdığı belirtilir ve diğer peygamberlerle beraber iki surede ismi geçer. Buna rağmen ‘Hızır’ın mitolojideki veya eski inançlardaki varlığı daha eskilere dayanır: “Gılgamış’ın arkadaşı Endigu’nun ölümü üstüne üzüntüye kapılıp, ırmakların ağzında oturan ve kendisine ebedi yaşam bağışlanan atası Utnapiştim’i (Hasisatra) bulmak, ölümsüzlük sağlayan otla ilgili bilgi almak için çıktığı yolculuk öyküsünde, yine İskender’in ölümsüzlük arayışı öyküsünde ve İlyas ile Haham Yaşua Ben Levi’nin yolculuklarına ilişkin Yahudi söylencesinde birbirine çok yakın özellikler görülmektedir.”























