(The Turkish Post) – SAFA KAR
Romanya’nın eski gücü yoktu. Ama başında Türk futbolunu yakından tanıyan kurt Lucescu vardı. Yılların tecrübesi… Kupa canavarı… Dünya futbolunun en başarılı hocalarından… 80’lik ihtiyar… İlk yarı tecrübesini konuşturdu. Kenan Yıldız, Barış Alper gibi güçlü kanat, Arda Güler gibi göbekten oynayan güçlü oyunculara rağmen Milli takım pozisyon bulmakta zorlandı. Romanya defansı kalabalık tuttu. Fırsat hiç doğmadı değil, Arda Güler’in yayın üzerinden vuruşu kaleyi tutmadı, üstten dışarı çıktı. Tam Arda’lık pozisyondu.
Top Milli takımdaydı fakat ataklar Romanya’nın defans derinliğinde eridi gitti. Sihirli ayaklara rağmen ilk yarı kilidi açacak gol gelmedi. Romanya hiç de basit bir takım olmadığını gösterdi. 45 dakika iyi direndi. Geçiş pozisyonları kovaladı. Atakları zayıf ve cılız kaldı. Devre arasına iki takım oyuncuları beraberlikle girdi. Düğüm son 45 dakikada çözülecekti. Oyun Milli takımdan yanaydı fakat skor ortadaydı.
Tribünler doluydu. Kırmızı beyaz renklere bürünen taraftar ilk dakikadan itibaren oyuncuları motive etmek ve coşturmak için her yolu denedi. Beşiktaş’ın formda ve yükselen yıldızı Orkun Kökçü yedek kulübesindeydi. Beşiktaşlı taraftar Orkun’u oyunda görmek istedi. Saha Beşiktaş’ındı. Zaman zaman gözler Orkun’u aramadı değil. Fakat onun yerinde oynayanlar da elinden geleni yaptı. Taraftarın oyuncularını sahada görmek istemesi doğal. Orkun da son haftalarda neredeyse boşu yok.
İkinci yarı kaldığı yerden başladı. Romanya’nın risk alacağı dakikalara daha vardı. Derken 53. dakikada Arda Güler ceza sahasına doğru harika bir pas attı. Ferdi Kadıoğlu iki Romen oyuncunun arasında topu önüne almayı başardı. Stop ve topa hakimiyeti olağanüstüydü. Arda defansı gafil avlamayı başarmıştı. Kaleciyle karşı karşıya kalan Ferdi golü atmakta zorlanmadı. Kalecinin sağından fileleri gördü. Arda – Ferdi ikilisi Romanya’nın kilidini sihirli ayaklarıyla kırmasını bildi.
Gol Milli takımı rahatlattı. Tek fark riskliydi. Maçın sonuna daha çoktu. İkinci golü bulmak için hız kesmedi. Romanya daha fazla açık verecekti. Romanya da pes edecek gibi değildi. Golden hemen sonra Hagi pozisyona girdi, yakın mesafeden vuruşu dışarıya çıktı. Ne de olsa babasının oğluydu. Babası düzeyinde olmasa da genetik olarak topa yatkınlığı belliydi. Baba Hagi gibi yetenekler çok ender gelir. Dünya futbolunun efsane ismi tribündeydi, Popescu ile birlikte…
Lucescu beraberlik için oyuna müdahale etti. Ofansif ağırlıklı oyunculara sahaya sürdü. Son bölümde risk da aldı. Fakat Milli takım da dikkatliydi. Ele geçirdiği avantajı bırakmaya niyeti yoktu. İsmail Yüksek başta olmak üzere oyuncuların mücadelesi takdire şayandı. Temaslı oyundan bir an olsun geri durmadı. Romanya’ya ne topu bıraktı ne de saha… Her yerde tam saha pres… Hattı müdafaa yaptı, bütün sathı müdafaa sahası olarak kullandı. Geriye çekilmek riski de beraberinde getirebilirdi.
Buna rağmen Romanya zaman zaman tehlikeli ataklar geliştirdi. Ceza sahasında oluşan karambolda kaleye doğru gönderilen top direkten döndü. Kenan Yıldız da direğe takıldı. Son ana kadar Milli takım top ve oyuna hakimiyetini yitirmedi. Zor maçı tek farkla da olsa kazanmasını bildi. İki takım da çok istiyordu finale çıkmayı… Türkiye hem daha iyi oyunculardan kuruluydu hem de kendi saha ve seyircisi önünde oynuyordu.
Montella’nın hakkını teslim etmek gerekir. Takımı çok iyi hazırladığı ilk dakikadan itibaren kendini gösterdi. Oyuncu tercihleri eleştirilebilir. Ama bu iki maçlık bir serüven… 4 gün sonra final maçı var. Ve her maçın kendine özgü şartları söz konusu… 24 yıllık hasretin bitmesine sadece 1 maç kaldı. Sanki okyanusu geçtik gibi… Derede boğulmak bize Milli takıma yakışmaz. Rakip Romanya’dan daha iyi değil. Geriye teknik, taktik ve motivasyon kalıyor. O da Montella’nın ekibinde mevcut.
Zafere 1 kaldı… Bu kez olacak… Umutluyuz. Bu yol Amerika kıtasına gider ve dünya kupasına çıkar. Bekle bizi Amerika…
























