(The Turkish Post) – SAFA KAR
“Liverpool zaferinin anlamlı olması için” demişti maçtan önce Okan Buruk, “Bodo’yu yenmeliyiz.”
Galatasaray maça çok hızlı başladı. Norveç temsilcisi Bodo kolay rakip değildi; İstanbul’a namağlup geldi. Gücünü 90 dakikaya yayan, güçlü ve dinamik bir takımdı.
Galatasaray, Liverpool maçında olduğu gibi, temaslı ve öldürücü presle rakibinin üzerine çullandı. Bodo top tutmakta ve çevirmekte zorlandı.
Pres sonuç verdi, gol erken geldi. Henüz karşılaşmanın başıydı. Üçüncü dakika dolarken Lemina topu kaptı ve ceza sahası önünde bekleyen Osimhen’e çıkardı. Osimhen tek vuruşla kalecinin yanından topu uzak köşeye bıraktı ve Galatasaray’ı 1-0 öne geçirdi.
Taktik belliydi: rakibi oynatmamak, presle boğmak ve topu kapar kapmaz kaleyi düşünmek…
Sarı-kırmızılı takım oyun planından kopmadı, geriye yaslanmadı, rakibinin üzerine üzerine gitti. Kilidi açtıktan sonra gerisi kolaydı. Bodo, Galatasaray kalesine ilk 15 dakika boyunca gelemedi.
Zaman zaman topu Bodo’ya verdi Galatasaray fakat boş alan bırakmadı. Dikine ve ara pas kanallarını ustalıkla kapattı, kenarlara duvar ördü.
Abdülkerim ve Sanchez hatasız oynadı; tabii Jakobs’u da unutmamak lazım. Defans oyuncuları yerden ve havadan gelen topları ustalıkla uzaklaştırmasını bildi.
İlk golden yarım saat sonra Galatasaray yine önde bastı. Sert presle Bodo’yu hataya zorladı. Yunus Akgün sahnedeydi. Dinmek bilmeyen enerjisiyle topu kovaladı, rakibini sıkıştırdı ve beklenen hata geldi.
Baskıdan bunalan, bocalayan Bodo’nun Faslı oyuncusu Ali Sami kafasını kaldırmadan topu kalecisine atmak istedi. Osimhen tetikte bekliyordu. Topu aldı, kaleciyi çalımladı ve kendisinin, takımının ikinci golünü attı.
İlk yarıda Bodo da az da olsa tehlikeli pozisyonlar yakaladı. Ceza sahası dışından vurdukları bir top direkten döndü. Uğurcan’la karşı karşıya kaldıkları bir pozisyonda ise forvet oyuncusu topu dışarı attı. Galatasaray adına şans, Bodo için şanssızlıktı.
Bodo’nun iki tehlikeli pozisyonuna Galatasaray kontrataklarla cevap verdi. Sane, kendi sahasında aldığı topu çok iyi sürdü ve Osimhen’e harika bir pas attı. Osimhen’in çaprazdan vuruşu auta çıktı. İlk 45 dakika Galatasaray’ın iki farklı üstünlüğüyle tamamlandı.
Gevşemeye yer yoktu. Bodo geri dönüşleri kolay yapan bir takımdı. Slavia Prag deplasmanında maçı 2-0’dan 2-2’ye taşımış, kendi evinde Tottenham karşısında ise 2-0’ı koruyamamıştı.
Okan Buruk devre arasında oyuncularına, maçın henüz bitmediğini, hakem son düdüğü çalana kadar mücadeleye devam edilmesi gerektiğini anlatmış olmalı. Galatasaray ikinci yarıya kaldığı yerden devam etti; pres ve ön baskıdan vazgeçmedi.
Osimhen gibi bir yıldız, bir yandan gol atarken diğer yandan pres yapmaktan geri durmadı.
Rakibini bunalttı. 60. dakikada topu kapmayı başardı ve Yunus Akgün’e uzattı. İlk vuruşunda kaleciden dönen topu filelere göndermekte zorlanmadı. Üç farklı skor galibiyetin habercisiydi.
Ancak bu, Bodo’nun havlu atacağı anlamına gelmiyordu. Hâlâ geride yarım saat vardı. Dinamo Kiev maçı hâlâ hafızalardaydı; gevşemenin bedeli ağır olabilirdi.
Bodo defans güvenliğini bıraktı, gol için takım olarak ileri çıktı. Galatasaray birçok pozisyon yakaladı. Osimhen cömertçe harcadı. Biraz daha dikkatli olsaydı, tarihi bir skor işten bile değildi.
3-0’dan sonra Osimhen ve Sane adeta gol kaçırma yarışına girdi. Son vuruşları, klaslarına yakışmadı.
Bodo 75’inci dakikada farkı ikiye indirdi ve maçın bitmediğini ilan etti. Tribünler diken üstündeydi. Galatasaray dikkatliydi, son dakikalarda ecel terleri dökmek istemiyordu. Bodo’ya fırsat vermedi.
Liverpool zaferi böylece anlam kazandı. Galatasaray, Bodo karşısında net bir skorla kazandı ve puanını 6’ya çıkardı. Üç maçta iki galibiyet…
Galatasaray, nicedir unuttuğu “Avrupa fatihi” unvanını yeniden hatırladı — ve hakkını verdi.
Rakiplerine korku saldı, ilk 10’u zorlayacağını gösterdi. Rahatlıkla söyleyebiliriz ki Okan Buruk, artık Avrupa başarısını da koleksiyonuna ekledi.






















