(The Turkish Post) – Kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak anılan “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”ne yönelik hukuk çevrelerinden eleştiriler sürüyor. Ceza hukukçusu Prof. Dr. Adem Sözüer, teklifin yalnızca bir “erteleme” düzenlemesi olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, hukuki sonuçları itibarıyla af niteliği taşıdığını savundu.
Sözüer, teklifin öncelikle hukuki niteliğinin tartışılması gerektiğini belirterek, PKK/KCK ve bağlantılı oluşumlara yönelik soruşturma, kovuşturma ve infaz süreçlerinin “erteleme” adı altında düzenlenmesinin gerçekte bir af kanunu olup olmadığının açıklığa kavuşturulması gerektiğini ifade etti.
Teklifin yalnızca belirli bir örgüt ve bağlantılı suçları kapsamasının Anayasa’nın eşitlik ilkesi açısından değerlendirilmesi gerektiğini dile getiren Sözüer, düzenlemenin ceza hukuku kurumlarıyla uyumu, amacına elverişliliği, belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri, masumiyet karinesi ile yasama, yürütme ve yargı arasındaki yetki sınırları bakımından incelenmesi gerektiğini söyledi.
“Kesin hüküm olmadan hak yoksunluğu” eleştirisi
Teklifte, hakkında henüz soruşturma başlatılmamış kişilerden yargılaması sürenlere ve kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunanlara kadar farklı hukuki statüdeki kişiler için erteleme mekanizması öngörüldüğünü belirten Sözüer, erteleme süresi boyunca uygulanacak hak yoksunluklarının anayasal sorun doğurabileceğini savundu.
Teklifin 7’nci maddesi uyarınca hak yoksunluklarının idari nitelikteki bir kurulun talebi üzerine sulh ceza hâkimliğince kaldırılabileceğini hatırlatan Sözüer, “Kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü olmadan bir kişiye hak yoksunluğu yaptırımı uygulanması Anayasa’yla nasıl bağdaşacaktır?” sorusunu yöneltti.
“Erteleme adı altında af” değerlendirmesi
Sözüer, terör örgütü yöneticiliği, üyeliği ve örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlardan mahkûm olan kişilerin cezalarının infazı tamamlanmadan serbest bırakılmasının özel affın sonuçlarını doğurduğunu ileri sürdü. Erteleme süresince herhangi bir yükümlülük öngörülmemesinin düzenlemeyi daha da tartışmalı hale getirdiğini belirten Sözüer, “Özel af olarak başlayan süreç genel affa dönüşmektedir.” ifadelerini kullandı.
Bu nedenle teklifin, Anayasa’nın 87’nci maddesi uyarınca af kanunları için öngörülen TBMM üye tam sayısının beşte üç çoğunluğuyla kabul edilmesi gerektiğini savundu.
İdari kurula verilen yetkilere tepki
Sözüer, teklifin 3’üncü maddesinde yer alan ve haklarında daha önce soruşturma açılmamış kişiler hakkında örgüt faaliyeti kapsamında işlendiği iddia edilen suçlar nedeniyle soruşturma başlatılmasını oluşturulacak kurulun iznine bağlayan düzenlemeyi de eleştirdi.
Özellikle kasten öldürme suçları bakımından bu hükmün belirsizlik oluşturacağını savunan Sözüer, soruşturma açılıp açılmayacağına idari bir kurulun karar vermesinin savcılık makamının anayasal yetkileriyle bağdaşmadığını öne sürdü. Aynı kurula hak yoksunluklarının kaldırılması konusunda da etkili yetkiler verilmesinin kuvvetler ayrılığı ilkesi bakımından ciddi tartışmalar doğuracağını ifade etti.






















