(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Gazze’de aylar süren yıkımın ardından imzalanan barış anlaşması, dünya kamuoyunda kısa süreli bir umut yarattı.
Ancak uluslararası ilişkiler uzmanlarına göre, mesele sadece Gazze’yle sınırlı değil; küresel sistemin tamamı yeni bir kırılma dönemine girmiş durumda. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra şekillenen “Yeni Dünya Düzeni”, uzun yıllar boyunca liberal ekonomi ve serbest ticaret üzerine kurulmuştu. Bu sistem, ülkeler arasındaki karşılıklı bağımlılığın barışı kalıcı kılacağı varsayımına dayanıyordu. Yani ülkeler ticaret yoluyla birbirine bağlandıkça, savaş riskinin azalacağına inanılıyordu.
Ancak bu teori artık işlemiyor.
LİBERAL DÜZENİN ÇÖKÜŞÜ
Soğuk Savaş sonrasında hızla küreselleşen ekonomiler, üretimi ucuz iş gücü ülkelerine kaydırarak zenginleşti. Çin’in “dünyanın fabrikası” hâline geldiği bu süreçte, Batı ülkeleri refahlarını korurken, aynı zamanda Çin’e giderek bağımlı hale geldi. Bugün geldiğimiz noktada ise tablo tersine dönmüş durumda. Çin sadece ucuz üretim yapan bir ülke olmaktan çıktı; kendi teknolojisini geliştiren, rekabet gücü yüksek bir ekonomi hâline geldi.
Bu durum, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği için ciddi bir uyarı anlamına geliyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın ticaret savaşlarını başlatması, aslında liberal düzenin kendi içinde çatladığının ilk göstergesiydi. Aynı dönemde Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, “karşılıklı bağımlılık barışı sağlar” tezini tamamen çökertti.
BATI İÇİN YENİ TEHDİT: GÖÇ VE POPÜLİZM
Ekonomik bağımlılığın yarattığı kırılmanın yanında, Batı dünyası şimdi demografik bir krizle karşı karşıya. Düşen doğum oranları ve yaşlanan nüfus, Avrupa ülkelerini ciddi bir iş gücü açığıyla karşı karşıya bırakıyor.
Almanya’nın her yıl 300 bin nitelikli göçmene ihtiyaç duyması, bu açığın en net göstergesi. Ancak göçmen karşıtlığı ve “kültürel tehdit” söylemleri, Avrupa’da aşırı sağın yükselişini hızlandırıyor. Almanya’da AfD’nin birinci parti konumuna yükselmesi, Fransa ve Hollanda’da benzer popülist hareketlerin güçlenmesi, liberal demokrasilerin kendi içinde çözülmeye başladığını gösteriyor.
YENİ DÖNEM: GÜVENLİK, TEDİRGİNLİK VE TİCARET SAVAŞLARI
Dünya artık “barışın formülünü kaybetti.” Bir yanda otokratik rejimlerin ekonomik başarıları, diğer yanda demokratik ülkelerde yükselen milliyetçi-popülist dalga…
Bu ikilem, küresel düzende öngörülemez bir tablo yaratıyor. Batılı ülkeler artık Çin’e olan ekonomik bağımlılığı azaltmaya, kendi aralarındaki ticaret ağlarını güçlendirmeye çalışıyor. Ancak bu strateji, yeni bir bölünme hattı yaratma riskini de beraberinde getiriyor.
BELİRSİZLİK ÇAĞINDA ULUSLARARASI SİSTEM
Liberal teorinin açıklarını kullanan otoriter rejimler, sistemi içeriden dinamitlemiş durumda. Batılı demokrasiler ise iç siyasette aşırı sağın, dış siyasette ise ekonomik rekabetin baskısı altında yönünü bulmaya çalışıyor.
Gazze’deki barış, insani açıdan önemli bir gelişme olsa da küresel ölçekte kalıcı bir barışın inşası için yeterli görünmüyor.
Zira içinde bulunduğumuz çağ, artık bir “otoriter liderler çağı.” Ve bu çağda, barışın değil, güç mücadelesinin dili hakim.






















