(The Turkish Post) – MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
Güvenlik, barış ve refah; insanların birbiriyle bağlantılı bu üç vazgeçilmez temel ihtiyacını karşılamak, devletlerin varlık sebebidir. Devletler güvenlik, barış ve refahı kurup sürdüremezse varlık sebebi ortadan kalkar ve zayıflar, sonunda vatandaşları da kurda kuşa yem olur.
Suriye’de olan buydu. Daha önce Irak’ta yaşanan da buydu. Halen Gazze’de devam etmekte olan kıyımın sebebi de budur. Toplumun güvenlik, barış ve refah arayışına cevap veremeyen, tek bir kişinin veya azınlığın iktidar hesaplarına göre sağa sola savrulan halkların başka türlü bir kaderi olamaz. Böyle olunca, o ülkenin iktidar denklemini aşan, dışarıdan baskı yapan ve bir barış gücünün devreye girmesi gerekir.
Pax Turcia, “Türkiye Barışı” demek. Orta Doğu’da, Türkiye’nin askerî caydırıcılığı, demokrasi ve insan hakları ihracı kapasitesi ve küresel ekonomi ile bölgeyi entegre etme, yani refah üretme potansiyeli, Orta Doğu’yu istikrarlı ve barış içinde tutacak yegâne çözümün ipuçlarını veriyor. Doğrudan devlet iradesi, stratejik derinlik ve ferasetle bütün Orta Doğu için bir Türkiye Barışı vaadi söz konusu olan. Bölgemizin başka şansı var mı? Pax Turcia, büyük kayıplara uğrayan ve uyanıkken kâbus içinde yaşayan Orta Doğu halkları için ikna edici ve inandırıcı biricik umut değil mi?
Başka alternatif var mı?
BAŞARISIZ DEVLETLER
Yakın zamanlarda evrensel siyasî dağarcığa “failed state” (başarısız devlet) diye bir kavram eklendi. Kanun hakimiyetini sağlayamayan, kamu kurumlarının tekeline aldığı hizmetleri veremediği, güvenliği temin edemeyen, temel insan haklarını koruyamayan, hak arama yollarının kapalı olduğu, alt yapıyı kurup işletemeyen ve insanların sağlık ve eğitim gibi en temel ihtiyaçlarını karşılayamayan devletler için bu tabir kullanılıyor. Uyuşturucu kartellerinin fiili yönetimi altındaki Latin Amerika ülkelerini örnek alan bu tabir, bugün küresel ölçekte benzer durumdaki istikrarsız ülkeler için kullanılıyor. İlk sırada Somali var, çoğu Afrika’dan, Latin Amerika sonra geliyor.
Şirket statüsünü pek aşamayan, Batı ticari çıkarlarına entegre olduğu için ayakta duran, aşağılamak için “benzin istasyonu” tabiri kullanılan bu yüzden devlet iddiasında bulunmaya ihtiyaç bile duymayan petrol zengini Körfez Ülkeleri hariç tutulursa, Orta Doğu Başarısız Devlet formunun egemen olduğu bir coğrafya. Bu tablo, büyük ölçüde, istikrarsızlığı “böl ve yönet” mantığıyla egemen kılan 1916 Sykes-Picot düzeninin eseri olsa da bu durumu düzeltecek bir irade ve inisiyatif Orta Doğu kazanında bir asırdır kaynayan halklardan maalesef çıkmadı.
Irak ve Suriye, çok ağır bedeller ödedikleri için çıkartmaları gereken derslerle umut vadedebilirler. Maalesef İran’daki Molla Rejimi, barış ve istikrara dönük bütün çabaları engellemek adına yıkıcı bir güç olmaya devam edecek.
GERÇEĞİ GÖRELİM
Bugün bölgede barış imkânından, İsrail’in İran’ın kolunu kanadını budaması sayesinde bahsedebiliyoruz. Bölge barışı, İran’ın istese de gerçekleştiremeyeceği bir ideal, çünkü İran bölgede şiddet üreterek iç dengelerini sürdürüyor ve ayakta duruyor. Şii mezhebi protest bir inanç. Kokuşmuş, rüşvete, yolsuzluğa ve keyfiliğe batmış rejim içerdeki samimi protest enerjiyi dışarıya aktararak ayakta duruyor. İran bütün gücüyle Suriye’de, Lübnan’da, Irak’ta şiddet üretmek ve bu şiddetin tarafı olmak zorunda. Molla hakimiyeti sürdüğü sürece kimse İran’ın barışın tarafı olmasını beklemesin.
Barışı inşa etmek ve sürdürmekten çıkarı olan yegâne ülke Türkiye. Türkiye’nin alacağı pozisyona göre, tahterevallinin diğer ucunda İsrail var. İsrail bile, Türkiye’nin bölge halkları ve devletlerinin rızasını alarak barış ve istikrar düzeninin sürükleyici gücü ve garantisi olmasına itiraz edemeyecektir; çünkü bu barış düzeni İsrail’in yayılma hevesini engellerken, güvenlik paranoyalarını da azaltacaktır.
TÜRKİYE BARIŞI
“Pax Turcia”, “Pax Ottomana”dan miras kalan, telifi bana ait olan bir kavram. 16. ve 17. Yüzyılda Orta Doğu, Balkanlar, Kuzey Afrika ve Kafkasya’da Osmanlı devletinin zorlaması ile süren barış dönemi için tarihçilerin kullandığı Pax Ottomana deyimi de “Pax Romana”dan ilham alıyordu. M.Ö. 27’de Sezar’la başlayan bu dönem M.S. 180’e, Marcus Aurelius’un ölümüne kadar geçen 200 yılı kapsıyor. Kavram, çevresindekilerin karşı koyamayacağı bir güç yani caydırıcılıkla hüküm süren Roma’nın, diğerlerini de barışa zorlamasını ve böylelikle istikrarı korumasını ifade ediyordu. Roma barışının sebebi ise son derece basit: Barış düzeni refahı ve zenginliği çoğaltıyor; böylece daha güçlü bir devlet düzeni ortaya çıkıyor.
Türkiye bölgede, imkânsız addedilecek bir işi başardı. İç politikada bu başarının çerez niyetine tüketilmesine, devlet iktidarını kullananlar izin vermemeli. Türkiye askerî, siyasî, ekonomik potansiyelinden önce barışı kurup sürdürecek bir ahlâkî güç olarak üstün duruma geçti. Pax Turcia, milliyetçilerin veya devletçi-İslâmcıların zannedebileceği gibi bir imparatorluk imkânı sunmuyor. Atatürk ile özdeş tutulan “yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinden de proaktif olma özelliği yüzünden farklı. Ana hatlarıyla savaştan, katliamlardan, zulümden ve yoksulluktan perişan olmuş halklara güvenlik, barış ve refah vadediyor.
Sizde olmayanı kimseye veremezsiniz. Kürt sorununun çözümü de barış, istikrar ve refah ihraç etmenin ön şartlarından biri. Orta Doğu’ya barış, başarılı devlet düzenleri ile, yani hukuka ve insan haklarına saygılı, kişisel çıkarlar yerine kamuya hizmet eden, denetlenebilir demokratik yönetimlerle gelecek.
Barışı içine yerleştireceğimiz başka bir çerçeve yok.
İktidar mı, devlet mi?
Suriye’deki sonuç, Türk devleti için bütün Orta Doğu’yu kapsayan dönüştürücü bir merhaleyi ifade ediyor. Tabloya “iktidara ne kazandırır?” diye miyop gözlerle bakan muhalefet büyük fırsatları zayi ediyor. Bu mesele iktidar değil, devlet meselesi, yani kalıcı. Üstelik muhalefetin katkıda bulunmadığı bir barışı kimse ihraç edemez. Şu ana kadar muhalefetin hiç katkısı yok. Teolojisi de batınî içeriği de bütünüyle farklı Nusayri inancını, Alevîlik içine yerleştirip sahip çıkmayı marifet sayanlar, daha seküler hatta laik bir bakış açısı edinmeli. Hatta Suriye’de geleceğin radikal İslâmcı bir düzene bağlanacağı endişesi taşıyanlar bile, Türkiye’nin bu konudaki belirleyici gücüne aynı bakış açısı ile katkıda bulunmalı. İran’a özgü Şii militanlığının tehditkâr şekilde dolaşmadığı bir yerde Cihatçı Selefilik de kök salamaz.
1648’de Westphalia ile kurulan modern devlet düzenleri kendi halkına ait iç egemenlik ile muadillerine karşı kullandığı dış egemenlik arasında sürdürülebilir bir denge kurmak zorunda kaldılar. Türkiye bu dengeyi, içerde hukukun üstünlüğü ve halkına karşı sorumlu demokratik iktidarlarla, bölgesine barış ve refah ihraç eden bir devlet olarak kurmak ve yürütmek zorunda. Bu dengeyi bozan her müdahale hem Türkiye’ye hem de bölgeye zarar verecek.
Türkiye’nin bölgeye nizam vermek için yeterli askerî gücü ve caydırıcılığı var; ama güç tek başına yeterli değil. Pax Turcia, asıl Türkiye’nin hukuk ve demokrasi sayesinde meşruiyet üretme yeteneğine bağlı. Tarih dışı Yeni Osmanlı veya fizikî büyüme hayallerini ergenliğe yeni adım atanlara bırakın; Türkiye’nin çevresini sevk ve idare ederek barışı egemen kılma kapasitesi ile rızaya dayalı bir hegemonya inşa etme fırsatı var.
Pax Turcia dediğimiz hegemonya, tam olarak bölgemizin havadan ve sudan aziz bileceği barışı tesis etme ve sürdürme yeteneği ve görevi olarak önümüzde duruyor. Sadece bizim değil, bütün Orta Doğu halklarının kaderi bu imkâna bağlı.





















