(The Turkish Post) – MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
Kaçamayacağımız, kaçınamayacağımız bir denklemin içindeyiz. Her şeyin her şeyle ilişkide olduğu ve birbirini etkilediği bir denklem bu. “Savaş, Newton’un bile çözmekte zorlanacağı bir cebir denklemidir.” Bu söz, tarihin gelmiş geçmiş en büyük askerî dehalarından biri olan Napolyon’a ait. O kadar çok değişken devreye giriyor ki, çoğu analizci sebeplerle sonuçlar arasındaki ilişkiyi bile kuramaz hale geliyor. Cebir denklemi savaşa dair; bu denkleme neredeyse sonsuz alternatifler ve kombinezonlarla siyasetin bilinmeyenlerini dahil ettiğiniz zaman, üstelik kaderiniz bu siyasî süreçlere bağlandığı zaman soğukkanlı bir şekilde dikkatinizi vermeniz gereken çok fazla faktör ve aktör ortaya çıkıyor.
Ülke olarak kaderimiz Suriye’deki gelişmelere bağlı. Sadece gelecekten bahsetmiyorum; 12 yıldır Suriye’de sürmekte olan iç savaşın doğrudan ve dolaylı etkileri altında yönümüzü tayin ediyoruz.
Türkiye’nin demografik yapısı değişti. Türkiye’nin misafir ettiği Suriyeli mültecilerin yarıdan fazlası Halep bölgesinden. Halep bölgesi bugün İran kontrolünde, yeni yerleşimcilere ev sahipliği yapıyor. Kuzey Doğu Suriye’deki PKK kontrolündeki bölgede, ağırlıklı olarak Türkiye’den göç eden Kürt kökenli vatandaşlar yerleşmiş bulunuyor. Demografik yapıyı 12 yıl öncesine döndürmek neredeyse imkânız. Suriyeli mülteciler Türkiye’de, yolunda gitmeyen işlerin faturasını yıkmak için günah keçisine dönüştü. Zaten çok kırılgan olan AB ile ilişkiler, Suriyeli mülteciler sorunu etrafında yeni bir muhteva ve anlam kazandı. Türkiye Geri Dönüş anlaşmaları ile, Avrupa’nın en temel sorunu olan mülteci sorununun önleme istasyonu rolünü üstlendi. Bu rol, içeride daha baskıcı hale gelen bir rejimin görmezden gelinmesine mazeret oluşturdu. Siyasî partiler bu sorun etrafında yeni bir yelpazeye yerleşti. Devletin temel politikasına uyulması gereken böylesine kritik bir konuda iktidar ve muhalefet karşı kamplara bölündü. Baksanıza, sadece Suriyeli mültecilere düşmanlık yaparak hatırı sayılır miktarda oy alan partiler bile var.
KOMŞUNUN İÇ İŞLERİNE MÜDAHALE VE U DÖNÜŞÜ…
Cumhuriyet’in kuruluşundan beri izlediği komşularının içişlerine müdahale etmeme politikası Suriye iç savaşı ile terk edildi. Diplomatlarımızın yaptığı kâr-zarar hesabı bugün itibariyle çok parlak görünmüyor.
Türkiye’nin öncelikli stratejik hedefi Fırat’ın batısını, Kuzey Doğu Suriye’den gelen PKK tehdidine karşı güvenceye almaktı. Bu gerekçe ile Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde önemli bir bölgeyi askerî olarak kontrol ediyor. Bu bölgeden devşirilen askerî güçlerin, Azerbaycan’da, Afrika’da operasyonlarda kullanıldığı iddia ediliyor. İç savaşın devam ettiği bir ülkede varlık göstermek bir dizi illegal faaliyete dahil olmayı getirir. Ortalığa dökülmeyi-saçılmayı bekleyen çok şey olmalı.
İç savaş, İsrail’in güvenliği adına vekaleten yürütülüyor. İsrail ve dolayısıyla ABD için bölgede hayatî çıkarlar söz konusu. Yalıtılan ve yalnızlaştırılan İran, bu bataklıkta kendini kurtarmaya çalışıyor.
İşte bu hengamede, başka bir aktörden değil Türkiye’den şaşırtıcı bir hamle geldi. Dışişleri Bakanımız PKK terörü için Esad yönetimini muhatap kabul edeceklerini, yani Fırat’ın batısındaki askerî gücünü çekeceğini ima etti. Erdoğan bu kritik çıkışa “Esad ile ailecek görüşebiliriz” diyerek onay verdi. 12 yıl sonra Türkiye bir “U dönüşü” yapıyor.
Kayseri’deki olayın tam da bu keskin dönemece denk gelmesi elbette tesadüf olamaz. Suriyeli mültecilerin yoğun olarak bulunduğu şehirlerimizin birdenbire karışması, Suriye’nin kuzey batısında Türkiye’nin kontrolündeki bölgede, rejim muhaliflerinin Türk karargahlarına ve bayrağına saldırmaları da tesadüf değil. Dikkat çekici bir ayrıntı var: Saldırıya geçenler, Türkiye’nin işbirliği yaptığı gruplar değil, doğrudan İŞİD bağlantılı örgütler. Daha ötesi, Şam’da Beşar Esad yönetimine, daha doğrusu ekibine karşı kardeşinin darbe yaptığı haberleri de bütün bu gelişmelerden bağımsız düşünülemez.
Suriye denklemi çözülüyor. Çok hassas, çok girift ve çok bilinmeyenli bir denklem bu. Çözümün muhtemel bedelleri olacak. Hafazanallah Türkiye’de, büyük şehirlerde patlayan İŞİD terörü, bu bedellerden biri olabilir. Tekrarlamalıyım: Türkiye’de iktidarı bile değiştirecek, erken seçimi zorlayacak bir kanalın içinde yol alıyoruz.
İşte bu yüzden Suriye ile doğrudan veya dolaylı bağlantılı her sözün kırk boğumdan geçtiğini, bazen niyetin tam tersi kisveye büründüğünü ve olaylar için de hiçbir zaman “tesadüf” ihtimalinin bulunmadığını mutlaka hesaba katmalısınız.
























