(The Turkish Post) – MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
Saray mı, yoksa CHP mi?
Birbirine zıt iki görüş var.
Birincisine göre, belediye başkanlarının içerde olması, CHP’nin kayyım gündemi ile parti içi rekabetin bataklık alanına çekilmesi, Özgür Özel’e yönelik “Sonun Selahattin Demirtaş gibi olur” tehdidinin gösterdiği “ne zaman beni de alırlar” korkusunun yayılması, “sırada ne var?” endişesinin egemen olması CHP’nin bu işten zararlı çıktığı sonucunu doğuruyor. CHP kaybediyor; hatta zaten kaybettiği savaşı çaresizce-umutsuzca sürdürüyor. Erdoğan’ın istediğini elde edene kadar durmayacağı inancının yerleşmesi, çırpınmanın acıyı çoğaltacağı teslimiyetine yol açıyor.
Tam karşıda, zafer tacının CHP’nin başını süslediğini düşünenler var. Bu düşüncenin dayandığı birçok sebep var. Muhalefet yekvücut halde, “hukuk herkese lâzım, aynı şeyler bizim de başımıza gelebilir, nefes alacak alanımız kalsın” diyerek, CHP ile aynı safta mevziye giriyor. Mevcut iktidarı alaşağı etmek ortak paydası etrafında geniş katılımlı bir ittifak düzeni, kendi doğallığı içinde ortaya çıkıyor. Cumhur İttifakı’nı ayakta tutan MHP bile, hukuksuzluklara itiraz ederek bir denge tutturmaya çalışıyor. CHP, geniş halk kesimlerinin mazlumiyet ve mağduriyet tepkileri ile aynı atmosfere dahil oluyor. Özgür Özel, mitinglerle meydanların tozunu attırıyor. İçerde, müstakbel cumhurbaşkanı adayı İmamoğlu, hücresinden hemen her gün gönderdiği mesajlarla Saray’a meydan okumaya devam ediyor. Sarayın yargı üzerinden yürüttüğü operasyonlar beklenen sonucu vermiyor. En önemlisi, kamuoyu araştırmaları CHP oylarının tırmanışta olduğunu, giderek arayı açtığını gösteriyor. Kısaca CHP’nin kazanmak, yani iktidara gelmek için sadece zamana yani sabra ihtiyacı olduğu görülüyor.
Bu iki kanaatten, daha doğrusu hükümden hangisi doğru?
Siyasetin iki farklı yüzü:
Siyasî rekabeti, iki kişinin bilek güreşi olarak görürseniz asıl önemli olanı gözden kaçırırsınız. Önemli olan rakiplerin, halkın-ülkenin sorunlarına dair izleyecekleri yol ve yöntemler ve çözüm bulma kapasiteleridir. Siyaset, özellikle demokratik siyaset çözüm yeteneğinin yarıştırılmasıdır. Aslî işimiz, çapraşık sorunların nasıl çözüleceği, toplumda güven, huzur ve refahın nasıl egemen kılınacağıdır. Bilek güreşinde hangisinin daha havalı ve iddialı olduğu kimin umurunda?
Önce tarafları belirleyelim.
Bir tarafta, devletin egemenlik yetkilerini kullanan ve yargı üzerinde özel bir ağırlığı olan Cumhurbaşkanı var. Maiyetiyle birlikte iktidarına Saray adını veriyoruz. Tek bir kişi, partisi yok. Etrafında bürokrasinin, siyasetçilerin, iş adamlarının yer aldığı yönetici bir oligarşi oluşmadı. AK Parti bu rekabetin tarafı değil, sadece kurumsal olarak iktidar partisi olmanın gereğinin mümkün olan en asgari düzeyde yerine getiriyor. Otokrasinin mantığı gereği iktidar tarafında bir kişi duruyor.
Karşıda, iktidara karşı öfkeli kitlelerin desteğini arkasına almış, bedel ödeyen kadroları ile geri adım atmayan, direnmeye devam eden CHP var.
Öbür tarafta, gerçeklerin dünyasında siyasetin çözmek zorunda olduğu iki aslî mesele: Çözüm Süreci ve ekonomik kriz.
Saray’a kayyım:
Tekrar iki tarafın bugün karşı karşıya olduğu durumu mukayese edelim.
Kayyım krizinin CHP’nin parti içi rekabetinden beslendiği açık. İktidara yönelik tepki o kadar büyük ki, CHP’nin fes gibi ikiye ayrılması ve Saray karşısında bu yolla oyundan düşmesi neredeyse imkânsız. Bu işler kulislerde atılan palavralarla çözülmüyor. Gürsel Tekin olayı, 15 Eylül’deki kayyım davasının bir ön provasıydı. Kılıçdaroğlu’nun kalbi ile beyni arasındaki sinirlerin büyük kısmı, bu ön provada körleşmiş olmalı. Bu işten, dardakilerin nefret objesi olmak dışında kimseye ekmek çıkmaz.
Tam karşıda benzer bir olay yaşanıyor. Yine kayyım meselesi. Bünyesinde önemli medya organları olan Türkiye’nin büyük holdinglerinden birine, Can Holding’e kayyım atandı. Başsavcılık, gizlilik içinde yürütülmesi gereken soruşturma hakkında, iddia değil hüküm içeren ve her şeyi ortaya döken, titiz bir basın açıklaması eşliğinde operasyonu yürütüyor. Çok iyi bildiğim bir konu değil, ama iktidar kanadında yol açtığı şaşkınlığa bakarak fikir yürütüyorum: İktidar içindeki klikler birbirini tasfiye ediyor. Rezzan Epözdemir olayı ile birlikte terazide tartmalısınız. Neyi ifade ediyor? Sarayın çatısı altında birileri diğerlerine kayyım atıyor olabilir mi? İktidar gücünün pratiği açısından CHP’ye kayyım atanması gündemi kadar önemli bir olay. Rant pastası küçülmüş, rekabet kızışmış vaziyette. İktidar denklemi, bu iç operasyonlarla zaaflarla dolu biçimde yeniden oluşuyor. Kurtlar, aralarından düşürdüklerini parçalayıp yutuyor.
Gerçekler dünyası:
Ekonomik krizin sihirli bir çözümü yok. Daha uzun süre kemerler sıkılacak, halkın satın alma gücü düşürülecek, yani yoksulluk artacak. Yeni açıklanan OVP, çaresizliği örtemiyor. Piyasada güvenin yeniden oluşması, siyasî rekabette rakibini ezmek için kamu kaynaklarının hesapsızca tüketilmesine son verilmesi, akla ve hukuka uygun bir ekonomik evrenin yaratılması terazide CHP’nin ağır basmasına bağlı.
Geriye Çözüm Süreci kalıyor.
Uzun zamandır ısrarla Saray’ın Çözüm’e, daha dorusu Çözüm’ün mecbur kıldığı hukuk ve demokrasi düzenine karşı olduğunu yazıyorum. Sürecin başarıya ulaşmasının en önemli ön şartı, otoriter güç ve yetkilerinden soyunarak Saray’ın demokrasi ve hukukun geçerli olduğu bir dünyada varlığını sürdürmesi. Bu çok mümkün değil, iktidarın sonunu getirir. İktidarın devir-teslim süreci içinde yol alıyoruz. Bunun en önemli sebebi, sadece devletin değil Türklerin ve Kürtlerin bekasının Çözüm Süreci’ne bağlı olması.
Çözüm Süreci krize girerse, hafazanallah tekrar kan dökülürse, otoritenin ve olağanüstü yetkilerin meşruiyet kazanacağı şartlar yeniden oluşacak. Bunun tek yolu ise, Suriye’de SDG’ye karşı Türkiye’nin girişeceği ve çok kanın döküleceği bir askerî operasyon olabilir. 2015’te iki seçim arasında dökülen kanı hatırlatarak, bu ihtimalden korkanların olması doğal. Ancak böyle bir ihtimal de oldukça zayıf. Saray, böyle bir maceraya girmez. Bu kadar kötülük onların boyunu da aşar. Kötümserleri ikna edecek aktörler de çok güçlü. Devletin refleks sahibi güvenlik birimleri bu işe engel olur. Onlardan önce Sürecin gerçek sahibi MHP devletin ve milletin bekasına ağır hasar verecek böyle bir tezgâha müsaade etmez.
“Kim kazanacak?” sorusuna, aktörlere bakarak değil, halka dönerek cevap vermelisiniz. Ülkenin çıkarlarına, devletin bekasına, halkın refahına uygun olan yerde duranlar ve vaziyet alanlar kazanacak.





















