The Turkish Post) – MİRZA TEKİNBEY
Bir dönem Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın uçağı, bir ülkeden bir başkasına ticaret yolu kurmuştu. Bunun neticesinde Türk işadamları, dünyanın bir başka ucuna milyarlarca dolarlık ticaret gerçekleştirmişti. Hatta Erdoğan, yaptığı bir değerlendirmede, Türkiye’nin ihracat hedefinin 500 milyar olduğunun altını çizmişti. Erdoğan’ın ve Ticaret Bakanlığı’nın ticareti artırmak için verdiği mücadele, ne yazık ki bürokraside tıkanıp kalıyor. İşadamlarının yoğun ticari görüşmesi ve ticari anlaşmalarına rağmen, gümrüklerde yaşanan aksaklıklar ve bürokrasinin yavaşlığından dolayı bazı sorunları beraberinde getiriyor. Bunun en belirgin örneği de, Mersin Limanı’nda yaşanıyor. Mersin Gümrük Müdürlüğü’nün yavaş davranmasından dolayı, işadamlarının hem ticari ilişkileri tehlikeye giriyor hem de binlerce lira ekstra maliyete katlanmak zorunda kalıyor. İşadamları, özellikle bu konuda Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan yardım talep ediyor.
Türkiye ekonomisinin en önemli ihtiyaçlarından biri döviz girdisi. Bu dövizi ülkeye kazandıran kesimlerin başında ise ihracatçılar geliyor. Dünyanın dört bir yanına ürün satabilmek için aylarca müşteri arayan, uluslararası rekabet içinde fiyat tutturmaya çalışan, üretim yapan ve istihdam sağlayan ihracatçı, ülkeye sadece gelir değil aynı zamanda güven de kazandırıyor. Ne yazık ki ihracatçının en büyük rakiplerinden biri artık küresel rekabet değil, kendi ülkesindeki bürokrasi hâline geliyor.
Özellikle Mersin Gümrük Müdürlüğü’nde yaşandığı ifade edilen uygulamalar, bu sorunun en somut örneklerinden biri olarak gösteriliyor. İhracat işlemleri sırasında yüklerin veya paletlerin kırmızı hatta yönlendirilmesi elbette kamu denetimi açısından doğal ve gerekli. Hiçbir ihracatçı kesinlikle denetim yapılmasın demiyor. Sorun, denetimin yapılması değil. Denetimin zamanında yapılamaması. Örneğin Mersin dışındaki Gümrük noktalarında da denetimler aralıksız devam ediyor. Ancak bürokrasi, işadamlarının zaman kaybetmemesi adına yoğun bir mücadele veriyor. Beyannamesi kırmızıya düşen bir yükleme, aynı gün ya da ertesi gün kontrol edilip, gemiye yetiştiriyor. Ancak Mersin Gümrük Müdürlüğü’nde bu süre 10 güne kadar uzayabilir. Zamanın uzaması haliyle maliyetleri de iki katına çıkarıyor. Daha da önemlisi, gıda ürünlerine ciddi bozulma sorunlarını beraberinde getiriyor.
BEKLEME SÜRESİ 10 GÜN İDDASI
İşadamlarının iddialarına göre; kırmızı hatta düşen bir ihracat yükü için inceleme randevusu bazen 10 gün sonrasına veriliyor. Oysa uluslararası ticarette 10 gün, bazen bir siparişin tamamen kaybedilmesi anlamına geliyor. Bu gecikmenin faturası ise yalnızca ihracatçıya kesilmiyor. Limanda bekleyen konteynerler için ödenen ardiye ücretleri, depolama giderleri, geminin kaçırılması nedeniyle oluşan yeni navlun maliyetleri, teslim tarihinin gecikmesi sonucu yabancı müşterinin güven kaybı ve hatta sipariş iptalleri ülke ekonomisini de doğrudan etkiliyor.
Türkiye bir yandan ihracat rekorları açıklarken diğer yandan ihracatçının bürokratik engeller nedeniyle zaman kaybetmesi ciddi bir çelişki. Çünkü uluslararası ticarette en az fiyat kadar önemli olan unsur zaman. Rakip ülkelerde gümrük süreçleri saatlerle ölçülürken, Türkiye’de bazı işlemlerin günler hatta haftalar sürebilmesi rekabet gücünü zayıflatmakta.
İŞADAMLARI AYRICALIK BEKLEMİYOR
Bugün ihracatçının siyasi iktidardan beklediği şey ayrıcalık değil. Talep edilen; öngörülebilir, hızlı ve etkin çalışan bir kamu hizmeti. Risk analizi yapılabilir, denetimler sürdürülebilir; ancak bu süreçler ticareti durduracak noktaya gelmemeli. Siyasi iradenin bunu alt birimlere yansıtması gerekiyor sadece. Unutulmamalıdır ki, ihracatçının kaybettiği her gün, ülkenin kaybettiği dövizdir. Kaçan her gemi sadece bir konteyneri değil, Türkiye’nin uluslararası ticaretteki güvenilirliğini de limanda bırakmakta.
Bürokrasinin de görevi, ticareti zorlaştırmak değil. Güvenliği sağlayarak ticareti kolaylaştırmak olmalı. Gümrük idarelerinin etkinliği yalnızca yapılan denetimlerle değil, bu denetimleri ne kadar hızlı ve verimli gerçekleştirdiğiyle de ölçülmeli. Türkiye daha fazla ihracat hedefliyorsa, ihracatçının önündeki görünmez bürokratik engelleri de aynı kararlılıkla kaldırmak zorunda. Çünkü küresel rekabette zaman kaybeden, pazar kaybeder; pazar kaybeden ise sonunda döviz de kaybeder.





















