(The Turkish Post) – MERT EREN
Ortadoğu’da İran, ABD ve İsrail arasında yaşanan savaş, sadece bölgede değil dünya genelinde piyasaları da altüst etti. Özellikle Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gerilim ve İran’ın petrol yataklarına olan saldırılar, petrol fiyatlarını da zirveye taşıdı. Yaklaşık bir ay içinde Türkiye’de benzin ve mazota üst üste dört zam yapıldı. Haliyle fiyatların artması perakende fiyatlarında da dalgalanmalara sebebiyet verdi. Bunun en fazla hissedildiği alansa gıda sektörü oldu. Manav ve şarküteri fiyatlarında afaki zamlar artık vatandaşı da bıktırdı. Son olarak eriğin kilogram fiyatı 1000 liraya kadar yükseldi.
Bir zamanlar baharın habercisiydi erik. Dalından koparılır, tuza batırılır, çocukluğun en saf sevinçlerinden birine dönüşürdü. Şimdi ise vitrinlerde, plastik kaplara hapsedilmiş birkaç yeşil meyve olarak karşımıza çıkıyor; yanında da neredeyse dört haneli bir fiyat etiketiyle: 999,50 TL. Bu sadece bir meyvenin fiyatı değil. Bu, ekonominin geldiği noktanın, alım gücünün nasıl eridiğinin ve piyasanın nasıl kontrolden çıktığının sessiz ama çarpıcı bir ilanı. Çünkü mesele erik değil; mesele, artık temel ihtiyaçla lüks arasındaki çizginin silinmiş olması.
Eskiden “canın çektiğinde alırsın” denilen şeyler, bugün “bakıp geçilen” ürünlere dönüştü. Erik, kiraz, çilek… Hepsi birer sembol haline geldi. Üretici maliyetlerden, nakliyeci akaryakıttan, esnaf kiradan şikâyet ederken; tüketici ise sadece etiketlere bakıp iç çekiyor. Herkesin haklı olduğu ama kimsenin çözüm bulamadığı bir denklemde yaşıyoruz. Peki, bu fiyatlar gerçekten kaçınılmaz mı? Yoksa denetimsizliğin, fırsatçılığın ve sistemsizliğin bir sonucu mu? Üretimden tezgâha kadar uzanan zincirdeki her halka, maliyet artışını gerekçe göstererek fiyatı yukarı çekiyor. Ama bu artışın sınırı kim tarafından çiziliyor? İşte asıl soru burada başlıyor.
Bir meyvenin kilosu neredeyse bir günlük yevmiyeye yaklaşmışsa, orada sadece ekonomi değil; sosyal denge de sarsılmış demektir. Çünkü gıda, bir lüks değil, temel bir haktır. İnsanların sağlıklı beslenmeye erişemediği bir düzen, sürdürülebilir değildir. Erik 1000 lira olduysa, bu sadece bir fiyat meselesi değil. Bu, sofraların küçüldüğünün, seçeneklerin daraldığının ve geleceğe dair umutların da pahalılaştığının göstergesi. Artık vatandaşlar manavdan bazı ürünleri sadece vitrinden seyrediyor. Almaya cesaret bile edemiyor. Özellikle emekliler ve alt gelir seviyesinde yaşananlar için tek kelime bile edemiyoruz. Belki de en acısı şu: İnsanlar artık bu duruma şaşırmıyor.





















